Tüm Dünya Din Tacirlerine

Tüm Dünya Din Tacirlerine

Ey tüm dinlerin tüccarları! Din, sizin tasallutunuz yüzünden insanı boğan ve süründüren bir kurum haline geldi. Siz asırlarca, dilinizle Allah’ı yüceltir, dini kutsarken fiillerinizle hep Allah’a ortaklık sergilediniz. Kraldan çok kralcı olduğunuz gibi Allah’tan önce Allah’lık etmeye kalktınız. Allah’ın tekelindeki dini yetersiz, yamuk bularak ona sürekli müdahale ettiniz. Allah’a saygı, dine bağlılık sloganlarıyla halkı sömürürken Allah yerine daima kendinizi hüküm kaynağı yaptınız. Dini tanınmaz kılıklara sokup kamp ve kavga üreten bir fesat yuvası haline getirdiniz. ‘‘Álemlerin Rabbi’’ olan Allah’ı hırs ve nefret kamplarınızın şefi gibi gösterdiniz. Sonuçta aynı Allah’ın kulları, aynı anne-babanın çocukları birbirinin can düşmanı kesildi. Aynı ülkünün temsilcileri olan muazzez peygamberleri rakip şirketlerin patronları gibi birbiriyle çekiştirdiniz. Sonra da içiniz sızlamadan o aziz gök habercilerinin doğumlarını, miraçlarını kutlayarak onlara bağlı saf ve bilgisiz kitleleri sömürdünüz. Dinin sahibinin açık ifadesiyle, siz ‘‘halkın malını tıka basa yiyip halkı Allah’ın yolundan alıkoydunuz’’ (Tevbe suresi 34). Adını ve dinini sömürdüğünüz Allah’a götürecek yolu dikenleyen bizzat sizdiniz.

Kitlelerin gerçeği öğrenmemeleri için onları öze hep yabancı tuttunuz. Hz. İsa’nın ölümsüz deyişiyle, halka hep çanağın dışını yıkamayı telkin ettiniz. Oysa ki onlara lazım olan, çanağın içiydi. İki damla gözyaşıyla tertemiz olabilecek zavallı günahkárlara tövbe talimleri yaptırarak onları şaşkına çevirdiniz. Sizin iç dünyanızdaki karanlık ve kinin, okyanusların suyuyla bile temizlenemeyecek kadar yoğun olduğunu kimseye söylemediniz. Hep günahkár, hep batmış ilan ettiğiniz kitleyle hep zorba, hep azapçı ilan ettiğiniz ‘‘Allah’’ın arasına aşılmaz duvarlar koyarak kendinizi ‘‘kurtarıcı’’ halinde yaşatmanın şeytani yolunu işler halde tuttunuz. Zulüm, yalan ve riyalarınızı kamufle etmek için ‘‘kutsal’’ damgası vurduğunuz kıyafetlere-kılıklara büründünüz. Ahlakınızla saygı uyandıramadığınız için beze, kıla, taşa-toprağa sığındınız.

Tüm dinler, insanın kalbini en büyük mabet ilan ederken, siz bu zaman-mekán üstü mabedi kulak ardı ederek insanları duvar hegemonyasının pençesine teslim ettiniz. Kiminiz ‘‘kilise dışında kurtuluş yok’’ diye tutturdu, kiminiz ‘‘Hıristiyanlar hiçbir işe yaramaz’’ dedi, kiminiz ‘‘Museviler bir hiçtir’’ diye haykırdı. Bir başkanız çıktı, ‘‘Allah’ın sevgilileri biziz, bizden başkası cennete giremez’’ diye hüküm verdi (Bakara 113, Maide 20). Hakkında bunca yalanı uydurduğunuz Kudret’in sizin hakkınızda söylediklerini hep sakladınız, saklayamadıklarınızı da ağzınızı öteye-beriye eğip bükerek tevil ettiniz (Áli İmran 78). Allah’ın buyruklarını konsillerin tasarrufuyla hesabınıza uydururken işinize gelmeyen vahiyleri hüküm dışı bırakmak için nesih (hükümden düşürme) adı altında şeytani kavramlar icat ettiniz.

İnsanları hep sizin belirlediğiniz kamplar için ‘‘dua’’ ettirdiniz, o kamplar için vuruşturdunuz, ama onları asla aynı rabbin kulları olarak kucaklaştırmadınız; hepsini barındıracak mutlu bir dünya için dua ettirmediniz. Onların hiçbir zaman hepsi için dua etmediniz. Dua ve teşviklerinizi onları sürekli birbirine saldırtmaya araç yaptınız. Yani Allah’ın istediğinin, beklediğinin tam tersi bir yola gittiniz.

Ve insanlığı bugünlere getirdiniz. Saat yaklaştı, süre kısaldı, hesap meydanı göründü. Bu ‘‘haşir gününde en şiddetli azaba, peygamber giysisi kuşanıp da zalim-kudurganların fiillerini işleyenler çarptırılacaktır’’ (Hadis). Ya Hakk’a teslim olun ya da azaba hazırlanın!

Siz, ey din tüccarları! Dinin, Yaratıcı tarafından insanlığa gönderilen bir rahmet ve kucaklaşma kurumu olduğunu bilirsiniz. Acaba ne oldu da, bu tek Yaratıcı’nın elinden çıkan rahmet ve birlik kurumu, tarih boyunca hep kanın ve gözyaşının ocağı halinde insanlığı parça parça etti? Sebebin inkárcılar, dinsizler olduğunu söyleyemezsiniz, tarih sizi yalanlar. Dini, kahır ve acıların kurumu haline getirenler hiçbir devirde inkarcılar olmamıştır. Din, onun içindeki söz sahipleri tarafından uğratıldığı yozlaştırma ve saptırmalarla bir bozgun ve gözyaşı kurumu haline getiriliyor.

Allah’ın dinini önce sizden kurtarmak gerekiyor, ey tüm dinlerin tüccarları!

Yazar: Yaşar Öztürk


About the Author
Author

Bir Musluman

Leave a reply

Name (required)

Website