KADER KONUSUNDA KURANDAN BİR ANALİZ…

Bugün sizlerle günümüzde çok anlatılan, ama değişik fikirler öne sürülen KADER konusunu konuşmak istiyorum. Kader kuranın birçok ayetinde ölçü ve takdir etmek, belirli vakit anlamında kullanılmıştır. Kader konusunu araştırdığınızda, kuranı incelediğinizde gerçekten bir yere kadar ulaşıyor, daha derinliğine inemiyorsunuz. Doğrusu peygamberimizin bile bu konu hakkında detaylı bilgisi olmadıysa, bizlerin bu konuyu tam anlayabilmemiz beklenemez sanırım. Zaten Rabbim de bizlerin bir yere kadar anlamasını istiyor ki detayını vermemiş. Kuranın bir bölümünde Rahman kader konusunu, yarattığı âlem içindeki, değişmeyen kanunlarından bahsederken açıklar ayetlerinde kaderi.

Yunus 5: Güneş`i ısı ve ışık kaynağı; Ay`ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur yapıp ona evreler takdir eden O`dur. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere bağlı olarak yaratmıştır. Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri ayrıntılı kılıyor.
Rad 8: “… O`nun katında her şey bir ölçü (miktar) iledir”
Rahman 7: Ve gök. Yükseltti onu. Ve koydu şaşmaz ölçüyü, mizanı.

Yukarıdaki ayetlere dikkat ettiğinizde Allahın tabiat üzerindeki değişmez kanunlarının olduğunu ve bunların yazılı olduğunu belirtiyor. Ayrıca bir başka anlamda da geçiyor kader, bizlerin üstünde çok fazla anlaşamadığımız bu kısmı kurandan birlikte anlamaya çalışalım. Önce günümüz toplumuna öğretilen geleneksel İslam’ın öğretisine bakalım, nasıl izah edilmiş anlaşılmış, daha sonrada kuran ayetlerinden Rahman`ın anlatmak istediğini anlamaya çalışalım. Bazı cemaat ve tarikatların sitelerinden aldığım düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum önce, acaba kader konusunu nasıl anlamışlar ve inanıyorlar? Yazının en sonunda da Diyanet İşleri başkanlığının düşüncesini aktaracağım.

(Gökten, yerden ve nefsinizden size, ne zaman ve nasıl bir musibet isabet ederse etsin, o musibet gök, yer ve nefsiniz yaratılmadan evvel takdir ve tayin edilmiştir. Evet, her şey önceden yazılıp çizilmiştir ve olanların hepsi bu tespit çizgisi içinde cereyan etmektedir. )

(İlâhî takdirin mânâsına gelince; sanki Cenâb-ı Hak, insana şöyle demektedir: `Ben, şu zamanda, iradeni şu istikamette kullanacağını biliyorum. Onun için de senin hakkında bu işi o şekilde takdir buyuruyorum. ` İşte bu, iradeyi teyit etmek demektir. )

(Allah`ın her şeyi bir kader ile yaratması en büyük nimetlerden birisidir. Kader insanlar için çok büyük bir konfor, büyük bir rahatlıktır. Kadere iman eden, hayatındaki her şeyi, hayatı boyunca karşılaştığı ve karşılaşacağı her olayı Allah`ın kaderinde yarattığını bilen bir insan hayatı boyunca bunun rahatlığını, güvenini ve iç huzurunu yaşar.

Kadere inanan insan rahattır çünkü yarının endişesine kapılmaz. Yarın ne olacağını düşünüp endişe ve sıkıntılar içine girmez. Yarını Allah`ın, kendisi için mutlaka en hayırlı şekilde yaratacağını bilir.

Kadere inanan insan geçmişinde yaptığı hatalardan dolayı da mutsuz olmaz. Çünkü geçmişinde o hataları Allah`ın kendisi için yarattığı kader içinde yaptığını bilir, bunun hayır ve hikmetlerini düşünür. Pişmanlık duyup tövbe eder, aynı hataları tekrarlamamaya gayret eder. Kaderde Allah`ın hatayı da insanın vazgeçmesi, tövbe etmesi için birçok hikmet ve güzellikle yarattığının farkında olur.

Yukarıda yazanları özetlemek gerekirse, nefsimizden bizlere ne şekilde bir musibet gelirse gelsin, bizler yaratılmadan her şey takdir ve tayin edilmiş, önceden yazılıp çizilmiştir diyor. Bir başka düşünce ise sanki Allahın, ben senin iradeni şu zamanda şu şekilde kullanacağını biliyorum ve onun için bu işi o şekilde takdir ettim ve yazdım diye anladığını belirtiyor. Bir diğer açıklamada, hayatı boyunca karşılaştığı iyi ya da kötü karşılaşacağı her olayı Allah`ın kaderinde yarattığını bilen bir insan, hayatı boyunca bunun rahatlığını, güvenini ve iç huzurunu yaşar, buna inanan insan aynı hataları tekrarlamamaya gayret eder. Kaderde Allah`ın hatayı da insanın vazgeçmesi, tövbe etmesi için birçok hikmet ve güzellikle yarattığının farkında olur diye anlatılmış. İlginç bir yaklaşımda insanın geçmişindeki hataları, yanlışları kendisi için Allah ın yarattığını bilir demesidir.

Yukarıda anlatılan düşünceyi şimdide kuranın bütününü düşünerek ele alalım, Rahman`ın adaletini unutmadan tabii ki. Acaba Allah yarattığı kulunun, gelecekte ne yapacağını bilmesi, biliyor olması onun kötü bir amel üzerinde olduğunu görmesi, onun kaderini kötü olarak hiç uyarmadan, ikaz etmeden yazabilir mi, önce onu düşünelim. Yüceler Yücesi Rahman meleklerin bile insana secde etmesini istemişken, ona meleklerine vermediği özgür iradeyi yarattığı insanlara verdiği halde, acaba kötü bir son gördüğü kullarını hiç değiştirmeden kaderini de kötü yazabilir mi? Bence bu sorunun doğru cevabını bulursak, gerçekleri anlamış olacağımızdan şüphem yok, bunu da anlayabilmemiz için Allahın yüce adaletini, bağışlayıcı ve mühlet veren bolluğunu iyice düşünüp aklımızdan çıkarmamamız gerekir sanırım. Bunu bir örnekle anlatalım. Bir anne, babayı düşünelim. Evladı ilk doğduğunda onu canından çok severek, elinden geldiğince güzele ve doğruya taşımak için çaba gösterir. Belli bir yaşa geldiğinde onun yanlışlarını, haylazlığını görüp ikazlar ederek, evladının iyi bir insan olması için uğraşır. Hatta yaptığı kötülüklerden dolayı, hatasını anlaması için ona cezalar verir doğruya iletmek için. Ama hiçbir zaman, hiçbir anne baba bu çocuk bilmem kime çekmiş, o da adam olamadı bu da kesinlikle adam olmaz diye onu küçük yaşında, kesin hükümle yalnız bırakmaz, bıkmadan sabırla evladını doğruya yöneltmek için çalışır. Daha başka bir örnek vermek gerekirse, hiçbir fabrikatör imal edeceği malın bir kısmının kötü çıkması için plan yapmaz, elbette hatalı malzeme üretilebilir yanlışlıkla, tam tersine böyle bir durum hâsıl olursa, yapılan yanlışlığın nereden geldiği hemen tespit edilip, en güzel ürün yapma çabası içine girilir. Peki, biz insanlar böyle yapıyorsak, biricik evladımızı haşarı, yaramaz hallerini güzele dönüştürmek için uğraşıyorsak, Rabbim neden bizleri dünyaya getirmeden kaderimiz ile ilgili, ben bu kulumu biliyorum, bu insan kötü olacak diyerek, daha dünyaya gelmeden yazımızı kötü bir yol üzerine yazsın? Bu nasıl bir adalet ki, bizler bile yapmadığımız halde, bunu Rabbim in yaptığını söyleyebiliyoruz? Bakın Allah ne diyor şer konusu ile ilgili.

(Nisa Sur. 79. İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah`tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. )( Şura 30: Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Oysa birçoğunu da bağışlıyor)

Bu durumda Allah daha yaratmadığı kulu için neden şer yazsın? Ellerinin kazandığı sözü bizzat yaşayıp yaptığımız yanlışların sonucudur. Demek ki Allah hiçbir zaman yarattığı kulu için kötü bir şey yazmıyor biliyor, sabrediyor onu doğru yola ulaştırmak için mühlet veriyor, daha da yetmiyor uyarıyor, daha sonrada tüm bu uğraşın sonucunda hala şeytanın takipçisi olursa, işte o zaman insanın kendi nefsinden yani yaptıklarının neticesinde şer veriliyor insana. Biran bunun tersini düşünelim, yani bir insanın kötü olacağı önceden yazılmış olduğunu varsayalım. Peki, o zaman Allah neden elçilerini, resullerini, kitaplarını gönderiyor da insanların doğruya erişmesini istiyor, bunu düşünen yok mu? Madem o insanın yoldan sapacağını kader olarak yazmış, elçilere ne gerek var? Bakın Rabbim kendi katındaki kitapta asla haksızlık edilmeyeceğini ne güzel açıklıyor. ( Müminun suresi 62. ayet; Biz, hiçbir benliğe gücünün yeteceğinden daha azını yüklemenin dışında bir teklifte bulunmayız. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez. ) Bazı insanların daha doğmadan kaderleri kötü yazılmış olsa, sırf Rabbim olacakları biliyor diye Allah kimseye haksızlık etmez der mi, bunun tersini söylemek Rahmanın adaletinden şüphe etmektir. Bakın tam bu arada bir ayet hatırlatmak istiyorum. Allah ben uyarıcı elçi ya da kitaplar göndermediğim toplum yanlış bile yapsa azap etmem diyor. (İsra 15: Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz…. ) Rabbin adaletini görüyor musunuz, yanlış yapanları uyarmadıysa yanlış yaptıkları için, onları cezalandırmam, hesaba çekmem diyor. Bizlerde kalkmış, daha doğmadan bizlerin cezalandırılacağımızın bile yazıldığına inanıyoruz. Peki, Rabbin onca çabası neden dersiniz, resuller, peygamberler, kitaplar bunlar kimler için olabilir o zaman? Kuranı birkaç kez okuyan bir insan Rabbin insanı özgür iradesi ile yarattığını ve yapacağı her şeyden sorumlu tutacağını bildirdiğini anlar. Asla zerre kadar haksızlık yapılmayacağını, güzellik yapanın kat kat fazla mükâfatını alacağını, kötülük yapanın ise yaptığı kadar cezasını göreceğini bildirir bizlere.

Kuranda gösterilen bir ayet vardır ki bana göre çok yanlış yerlere çekilmektedir, önce onu hatırlayalım. (Yeryüzünde ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki Biz onu yaratmadan önce o bir kitapta bulunmasın. Doğrusu bu Allah`a kolaydır. ” (Hadid, 57/22) Burada geçen dikkat ederseniz musibet yani kötü bir olay, felaket ten bahsediliyor. Kuranı anlayarak okuyanlar çok iyi bilir ki toplumların başına gelen olaylar, onların cezalandırılmaları ibret olması için örneklerle anlatılır. Daha öncede söylediğimiz ve hiç şüphesiz inandığımız gibi Allah gelecekte olacakları elbette bilir, onlar için önlemler aldığı gibi, topluca ya da tek tek cezalandırma örneklerini de verir kuranda. Lut ve Nuh un kavmi gibi örnekler verilmiştir. Dikkat edin ayette musibetler diye özellikle veriliyor ve kitaba geçirildiği söyleniyor. Burada insanın tüm yaşamıyla ilgili kaderi yazılmıştır demiyor, zaten kuranın hiçbir yerinde bu şekilde bir açıklamada yoktur. Burada musibetlerden ibret alarak bizlerin ders alması isteniyor, yoksa biz insanların her konuda hareketinin karara bağlandığını söylemek Rabbin adaletini küçümsemektir. Eğer insanlar ne yaparsa yapsın, her şey yazılmıştır dersek ne söylemiş oluyoruz biliyor musunuz? Allah insanların hayat senaryosunu olacakları bildiğinden yazmış, bizlerde yazılan senaryoyu oynuyoruz anlamı çıkar. Eğer Rabbim in yazdığı senaryoyu bizler oynuyorsak, asla burada yaptıklarımızdan sorumlu olamayız, hesaba çekilemeyiz, özgür iradenin de hiçbir hükmü yok demektir. Tüm bunlarda kuranın anlatımına ve öğretisine asla uymaz. Size bir ayet hatırlatmak istiyorum, bu ayette insanların özgür iradesine bırakıldığının açık delilidir. (Enam149. ayet: En mükemmel kanıt Allah`ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi. ) Demek ki insana akıl verdi ve özgür bıraktı, istese hepimizi doğruya iletirdi diyor ayet. Buradan tam tersini yani bir kısmımızı isteyerek kötü yarattı düşüncesini çıkarmamız mümkün değil, çünkü geri kalan insanları doğru yola iletmek içinde büyük bir çaba var, sabır var uyarılar zinciri var, hatta hataların affı var. Demek ki Allah hiç kimsenin birey olarak kaderini kötü yazmaz, elbette her şeyi bilir takdir eder, ama insanın özgür iradesi sonucunda yaptıklarının neticesinde, onun cezasının nefsinden geldiğini bilmeliyiz. Şu ayete de bakalım (Neml 75: Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap`ta olmasın. ) Allah yeryüzünde hiçbir gizli bilginin olmadığını ve hepsinin kendi katındaki kitapta yazdığını söylüyor, acaba burada yazanlar hangi bilgilerdir o konuda bir açıklama yapılmıyor, bizler sanki her şeyi bilircesine neler neler çıkarıyoruz bu ayetten açıklanmadığı halde. Şimdide size bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Bu ayeti çok dikkatli okuyup düşünelim, eğer insanlar yaratılmadan tüm olaylar, yapacaklarımız yanlışlar ve sevaplar cennete, cehenneme gideceğimiz yazılmış ise, şimdi vereceğim örnekte geçen kayıt altına alınanlar nedir dersiniz? (Kaf sur. 17: İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. ) Lütfen iyi düşünelim, madem özgür irademiz dışında her şey daha doğmadan yazıldıysa, sağımızda ve solumuzdaki melekler ne yazıyor olabilir dersiniz? Demek ki daha önce yazılanlar elbette var, onları da konuşacağız ama birçok olaylar insanın yaptıktan sonra kayıt altına alındığının açık kanıtıdır bu ayet.

Şimdi de biz insanların özgür iradesi ile değil de, Rabbin takdir ettiği ve kayıt altına aldığı konuların neler olabileceğini düşünelim. Hiçbir insan nerede doğacağını, anne ve babasının kimler olacağını seçme hakkına sahip değildir. Hatta erkek ya da dişi olacağına da kendisi karar veremez. Bedeni ve sağlığı konusunda da doğuşunda söz hakkı yoktur. İşte tüm bunların sebep ve sonucu hakkında detaylı bilgilere sahip olmadığımız için bizlerde bir yere kadar düşünebiliyor ve anlayabiliyoruz. Bundan sonrası hakkında Allah bilgi vermemiş ise bizlerin bilmesini istemediği içindir. Açıklamadığım konular hakkında konuşmanızı haram kılıyorum diyorsa Rahman, bizler abuk sabuk ve mantıksız şeyler anlatmaktansa, haddimizi bilip susmamız en güzeli olduğunu düşünüyorum.

Allah bu Dünyayı bir imtihan meydanı yaptığını anlıyoruz kurandan. Yukarıda bazı konuların sebep ve sonucu hakkında akıl erdiremediğimizi söylemiştim. İşte ileriye gidemediğimiz, anlayamadığımız konular içinde Rabbim bir açıklama yapıyor ve aklının ermediği ve senin elinde olmayan tüm olayların bizler için bir imtihan aracı olduğunu bilmeliyiz, bakın ayetlerinde ne diyor bizlere.

Bakara 214: Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, “Allah`ın yardımı ne zaman? ” diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah`ın yardımı çok yakındır.

Bakara 155: Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele

Ali İmran 186: Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.

Enam 53: Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihana çektik ki, şunu söylesinler: “Allah aramızdan şunlara mı lütufta bulundu? ” Allah şükredenleri daha iyi bilmiyor mu?

Enfal 28: Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah`a gelince, büyük ödül O`nun katındadır.

Yukarıdaki ayetleri okuduğumuzda bazı konulara açıklık getirdiğini görüyoruz. Örneğin bazılarımızın bedeninde eksik yarattığını görüyoruz, bazılarını zengin bazılarımızı çok fakir bir ailede dünyaya getiriyor Allah. Başımıza istemeden gelen belaların olduğu açıklamasını yaparken tüm bunların bir imtihan aracı olduğunu belirtiyor. Bir kısmı da daha önce ellerimizin kazandıklarından, yani nefislerimizden olduğu anlatılmıştı hatırlarsanız. İşte tüm bu zorluklara dayanan sonunda ödülünü alacağı müjdesini veriyor. Dikkat ederseniz birçok olaylar var, ama bizler bunların sebep sonuç ilişkisini kesinlikle kuramıyoruz, bence bu ilişkiyi kuramamamız imtihanın en zor sorusu olsa gerek, ama isyan etmeden, sabredildiğinde sanırım en çok puan ve ödül bu tür imtihanların sonunda verilecektir.. Rabbim en doğrusunu bilir.

Kader konusunu özetlemek gerekirse, Allah her şeyi bilen, gören ve takdir edendir. Bizlerin yaşadığı evreni isteği ölçüde takdir etmiş ve değişmez ölçülerde yaratmıştır, bizleri de oraya bir imtihan aracı olmak üzere göndermiştir. İmtihana gönderirken kimimizi mal ile kimimizi, sağlık ile kimimizi eş ve çocuklarımız kanalıyla, biri birimizle imtihan aracı yapmıştır. Ama asla imtihana başlarken özgür irademiz ile karar vereceğimiz konulara müdahale etmemiştir, yoksa bunun adına imtihan denmeyip ancak yazılan bir senaryonun oynanması denecektir, zaten bunun tersini düşünmek imtihan kurallarına uymaz, buda kuranın anlatımına ve ayetlerine ters düşer. Çünkü Allah yanlışa yönelen kullarını doğruya iletmek için çaba gösterir uğraşır kitaplar, elçiler göndererek onların da iyi bir kul olmasını ister. İnsanın yaşantısı boyunca her yaptığını kayıt altına aldırır ve gerektiğinde bir babanın evladını uyarması gibi, bazı olaylarla uyarır, mühlet verir. Dikkat edin bir insanın özgür iradesi ile yapacağı olaylar daha önce değil, yaptıklarında kayıt altına alındığı ayette açıkça belirtiliyordu, bunu da asla unutmayalım. Eğer hala dersler almıyor ve nefsine yeniliyorsa bir insan, artık onun için her şey bitmiştir, gerçekleri asla göremeyeceğini belirtiyor. Bu insanların gözlerine perde indirir, kulaklarını ve gönlünü mühürlerim diyor Allah. Rahmanın adaleti, her aklı başında yarattığı insanı değişik konumlarda bile olsa, eşit şartlarda imtihana sokmaktır. Birisini çok zengin yaratabilir imtihan ederken, onun milyarlarca para vererek yaptığı iyiliğin karşılığında alacağı sevabı, fakir bir insan olarak yarattığı, imtihan ettiği bir insanın küçük bir bilgi ve yardım karşısındaki alacağı sevabı karşısında diğerinden daha değerli kılabilir, bunun takdirini Allah tan başka kimse yapamaz. Bizler bazen aciz aklımızla değerlendiremediğimiz onca konu hakkında hiç bahsedilmeyen, açıklanmayan öyle şeyler söylüyoruz ki, farkında olmadan Allahın adaletine bile müdahale edebiliyoruz, Allah bizleri affetsin.

Kader konusunda bu yazıyı yazıp yazmamak için çok düşündüm, hatta bir ara vazgeçmek istedim çünkü gerçekten hata yapmaktan korktum, Allah samimi çabalarımı biliyor, yaptığım hatalarımı ne olur bağışla Rabbim. Ben eminim ki Allah kullarını yaratırken özgür iradesi ile yaratıp, bizleri imtihan ediyorsa hepimizi eşit şartlarda özgür bırakmıştır. Yapacağı imtihan da kullandığı sorular ve uygulamalar elbette değişik olacaktır, bunun hikmetini, kararını yalnız Rabbim bilir, bizler takdir edip değerlendirme yapamayız. Bizlere düşen itaat edip, sabırla her imtihandan başarı ile çıkmaya çalışmaktır. Elimizde bulunan, insanın kullanma kılavuzu, rehber, güneş gönül gözü varsa, (KURAN) ona uymak onu bizzat kaynağından anlamaya çalışmak bizlerin görevi olmalıdır. Allah anlaşılmayacak bir rehber asla göndermez bunu hiç unutmayalım ve Allahın söylediği gibi kurtuluşa ermek istiyorsak KURANIN İPİNE SARILALIM.

Kader konusunda Diyanet İşleri başkanlığı da sitesinde aslında bana göre güzel bir açıklama yapmış onu da aktarıyorum. (Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah`ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur. Her şeyin bir kaderi vardır. Bunun anlamı ise şudur: Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezelî yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah`ın ilmi, kulun seçimine bağlı olup, Allah`ın ezelî manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. )

Son olarak kader konusunu topluma rivayetlerle gelen sözlerle anlatılan, bizlere peygamberimizin sözüdür diye açıkladıkları bir hadisi aktarmak istiyorum. Bu rivayet konusuna kendi düşüncemi yazmak istemiyorum, tüm yazdıklarım ve Diyanetin düşünceleri ile karşılaştırıp bu sözlerin doğru olup olamayacağını lütfen sizler düşünün. Allah bizlere akıl vermiş birde koskoca, apaçık rehberi KURAN göndermiş. Bizlere düşen aklımızı ve mantığımızı kuran ayetleri doğrultusunda kullanmaktır. Kuranda onlarca ayette Allah, söyle onlara ben gaybı bilmem diye peygamberimize söyletmesi pek fazla anlaşılmamış sanırım. Her insanın kendisinden sorumlu olacağını evladının, anne babasının bile bir birinden sorumlu olamayacağı, yardım edemeyeceği o günden sakının ayetlerini peygamberimizin tebliğ ettiğini unutanlar çoğunlukta olmalı. Kuranda açıklamadığım konular hakkında konuşmanızı haram kılıyorum sözleri çok fazla etkili olmamış görünüyor. Bakın peygamberimizin söylediğini aktardıkları konuşma lütfen okuyun, bu sözleri peygamberimiz söylemiş midir düşünün, vereceğiniz karardan sorumlu olacağınızı da unutmayınız.

(Abdullah b. Amr b. As rivayet ediyor: “Bir gün Allah Resulü elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi.
-Bu kitaplar nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
—Hayır bilmiyoruz. Haber verirsen biliriz Ya Resûlallah! Dedik. Şöyle buyurdular:
-Bu sağ elimdeki kitap, cennet ehli olanların isimlerinin yazılı olduğu kitaptır. Burada onların, babalarının ve kabilelerinin ismi yazılıdır. ”
(Burada Allah Resulü konuşmayı kesti. Yani kitapta, o insanın kabilesi nereye kadar uzanıyorsa hepsi yazılıdır. Melekler o insanın ismini hiç şaşırmadan tespit edebilecektir. Çünkü en küçük teferruata kadar o kitapta tespit yapılmıştır… ). Devam eder:
“Bu sol elimdeki kitaba gelince onda da bütün cehennem ehlinin isim listesi vardır. Onlar da orada baba ve kabile isimleriyle kaydedilmiştir… Bu her iki kitaptaki isimler ebedî olarak ne artar ne de eksilir. ”
Allah Resulü böyle deyince sahabe sordu: “Ya Rasulallah! Mademki iş neticelenmiş, kitaplar dürülmüş, kalem kaldırılmış biz niçin amel ediyoruz? ”
Efendimiz şu cevabı verdi: “İstikametten ve itidalden ayrılmayın. Cennet ehlinden olan hayatı boyunca ne yapmış olursa olsun, cennet ehline ait ameli işlemeden defteri kapanmayacaktır. ”
Ve Allah Resulü sözlerine şöyle devam buyurdular: “Eğer kişi cehennem ehliyse, daha önce ne yapmış olursa olsun, cehennem ehline ait bir amel işler ve defteri öyle kapanır. “)

Yorum sizlerin Peygamberimiz bu sözleri söylemiş olabilir mi sizce?

Rabbimden dileğim bizleri zor imtihanlardan geçirmesin. Nefsimize yenik düşenlerden değil de, ona gerektiğinde hükmeden kulları arasına alsın inşallah bizleri. Rabbim bu konuda yanlışım varsa beni affet, ben senin kitabından bunları anladım.
SAYGILARIMLA
Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

Dini Yazilar

Comments (4)
  • Avatar

    simsek May 20 2013 - 12:07 Reply

    harika bir yazı olmuş allah razı olsun.
    uydurma hadis e de inanmamız elbette aptallık olurdu.
    iki liste var.biri sağ elde biri sol elde benim zamanıma kadar 1450 yıl geçti o kadar isim ve kabile isimleri tek eline nasıl sığdı. ne kadar saçma kandırmaca neresinden tutsanız dökülüyor.gayp tan haber verme…defter hep kapanmış hemde kapanmamış demek ki liste hatalı..
    tabiki bunu peygamber söyleyemez.BÜYÜK BİR İFTİRADAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL

  • Avatar

    dermiş Mar 10 2014 - 14:23 Reply

    çok güzel bi çalışma olmuş ALLAH razı olsun peygamberi gerçekten tanıyan bir müslüman bu tür uydurmalara asla itimad etmez diye düşünüyorum :)

  • Avatar

    orhanbor Mar 17 2014 - 10:14 Reply

    Uzun lafın kısası ; Kuran, anlatılan anlamda kaderin var olduğunu doğrulamaz!

    Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder. (ŞÛRÂ – 30)

  • Avatar

    Abdurahman Apr 28 2018 - 15:36 Reply

    Kardeşleri yusuf peygamberi kuyuya atmasalar yusuf peygamber mısıra gidemez insanları kıtlıktan kurtarıp mısırda peygamberlik görevi yapamazmıydı acaba.yusufun kardeşleri salih kişiler olsaydı.hayır doğrusu onlar bir plan yapar allah da bir plan yapar.kader benim için şudur.bize allahın yazdığından başka bişey isabet etmez.allah bizi sınıyor daha doğrusu yetiştiriyor.zorluk ve bollukla.şımarıp kibre kapılmamayı ve üzülüp ümitsizliğe düşmemeyi.yani tevekkül etmeyi sabretmeyi.bollukta mütavazi yaşayıp kibre kapılmamayı.elindekinin senin değil sana emanet verildiğini öğretiyor.doğrusunu allah bilir.

    (Kehf32)İki bağ sahibi,biri diyor ki bağıma bişey olacağını sanmıyorum(kendini yeterli görüyor aldığı önlemlerle kaderini çizdiğini düşünüyor kendini ilah ediniyor)çünkü ayetin devamında bu kişi şöyle diyor:keşke rabbime kimseyi ortak koşmasaydım. Benim zannımca bu kişi kendi yaptıklarına güvenerek kendini allaha eş koşuyor.arkadaşı:bağına girince maşallah bütün güç allahın deseydin ya.diye uyarıyor.gücü kendinde görmek yaptıklarımızı kendi başarımız olarak görmek.kendine güç isnad etmek.tehlikeli..

    Kuranda sura üfürüldü gibi ifadeler geçmiş zaman ekiyle gelir.allah katında zamanın ektisi yoktur.derseniz ki allah biliyorsa sonucu niye yaşıyoruz. Zannımca kurandan anladığım kadarıyla bizi bize gösteriyor.herkesin sakladığı açığa çıkacak ve böylece kimse zulme uğratılmayacak gibi bişey sanırım.böyle ayetlere dikkat edin sakladıkları açığa çıktı,kendi aleyhlerine şahitlik ederler. diye. (enam27-28)

    Yusuf 67-68 yakup peygamber mısırda tanınıp yakalanmasınlar diye (doğrusunu allah bilir)çocuklarına,ayrı kapılardan girin diyor. Allah diyor ki bunu yapmakla hiç bir şeyi değiştiremezlerdi ancak yakubun bir sıkıntısı giderildi.kuranda kader kelimesi dediğiniz gibi ölçü.ayar anlamındadır.ama yapacağımız herşey de önceden belirlenmiş biz sadece bunlara karşı sabır tevekkülle karşılamamız.başarılarımızı kendimizin değil allahın bize lütfu olduğunu görmemizle kibre kapılmamamızla sınanıyoruz.alak6-7 ayette insan azar kendini yeterli görür.der.tarih boyunca kaderci anlayış kader kavramını kullanmış olabilir.fakat biz bunlara bakıpta kaderi(kurandaki kader kelimesi değil bu)reddedersek bizimki gevura kızıp oruç bozmaya benzer.
    Bazı ayetlerde kimin daha güzel amel işleyeceğini bilelim diye hayatı ölümü yarattı gibi allahın bilmek istediği yazılı.fakat allahın bilmek istemesi bilmediği değil bize bildirmek istediği içindir sanırım.
    çünkü ayetlerde(isaya soru soruyor seni ve anneni ilah edinmelerini sen mi söyledin diye)(veya allah soruyor,(furkan17)kullarımı siz mi saptırdınız diye)( taha 17)musa nebi ateşin yanına varınca allah soruyor,elindeki ne diye. Veya (sebe40) peki allah haşa bilmiyormuydu onun ne olduğunu.yani bilmek istemesi bilmediği anlamına gelmez.
    ahzab72 de aslında bu sınavın sırrı vardır.”Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.”tam emin değilim fakat biz emanet neyse onu yüklenmekle sorumluluğu almışız ve allah bizim bu emaneti nasıl kullanacağımızı biliyordu ve bize göstermek için hayatı ve ölümü yarattı galiba.
    fikirlerim yalnızca benim zannımdır.katkılarınızla ve allahın yardımıyla daha doğrusunu beraber bulalım inşallah

Leave a reply

Name (required)

Website