Bırak Çocukları Kıyamet Kopuyor!

Bırak Çocukları Kıyamet Kopuyor!

Zemin ayağının altından kayıyor neredeyse, dolaplar gümbür gümbür devrilirken komşunun kızının sesi kulakları çınlatırcasına sessizliği yarıp geçiyor. Herkes kendi derdine düşmüş. Henüz kafalarda acaba sevdiklerime ne oldu sorusuna yer yok! Bir ağabey kör topal kızkardeşinin odasına kadar geçebilmiş ve uyku sersemi kızkardeşinin koluna girip çaresizce yukarıdan üstlerine düşecek olan kolon ve blokların altında kendine bir yer bulmaya çalışıyor, buluyor da yer dediğimiz kapı eşiği. Yılların verdiği kulak dolgunluğu ile belki yanlış belki doğru kapı eşiğinde üstlerine bina yıkılacak mı yıkılmayacak mı hesabını yapıyor belki de. Aynı bir rüya gibi. Sanki günler, aylar, yıllar geçmiş gibi. Ne kadar çok şeyi düşünüp gözlerinin önünden geçirmeye vakit var rüyada fakat aslında hepi topu 30-40 saniye geçmiş depremin başlamasından. İnsana bir ömür gibi geliyor. Hiç bitmeyecekmiş gibi. Anne desen ilk haykırışı annelik sezileriyle  “evlatlarım!” oluyor fakat evlatlarına ulaşacak kuvveti ya da imkanı var mı acaba? Devrilen dolaplar izin  verirse belki. O sırada babanın cevabı aslında herkesin her an aklında olan fakat bir türlü söylemeye dilinin varmadığı gerçeği gözler önüne seriyor: “Bırak çocukları! Kıyamet geldi! Şehadet getir!”

Halbu ki kıyamet zelzelesi değil. Ya da kimileri için kıyamet zelzelesi kimileri için ise vakit henüz gelmemiş mi demek gerekir?

Ayet ne diyordu?

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi gerçekten çok büyük bir şeydir.”

(Hac Suresi-1)


Peki bu zelzele kıyamet zelzelesi değilse neydi? Kıyamet zelzelesini düşünmek bile istemiyor insan! Yine de kıyamet saati öyle ya da böyle kendini düşündürtmeyi biliyor işte.

“Bunun üzerine o korkunç titreşim/o büyük zelzele onları yakalayıverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler.”

(Araf Suresi- 91)


O korkunç titreşim bugün birilerini öz yurtlarında yakalayıverdi. Dün de yakalamıştı. Tam 12 yıl önce. Yarın da yakalayacak ve bizim buna hazırlanmaktan başka yapabileceğimiz birşey yok. Hayır hayır!! O korkunç titreşime hazırlanmaktan kastım yatak uçlarımıza koyacağımız deprem çantaları ya da alacağımız eğitimler değil. Tabiki de onları da ihmal etmeyeceğiz fakat her insan kendi kıyameti yani ölümü için başka hazırlıklar da yapması gerekmiyor mu?

“Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. O saate/dünyanın sonuna ilişkin emirse bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah her şeye kadirdir.”

(Nahl Suresi-77)

 

Saat işliyor ve emir bize bir göz açıp yummak kadar yakın, hatta ondan da yakın. Bunu bilip buna göre yaşamaya gayret edelim. Allah’ın herşeye gücü yeten olduğunu unutmadan…



About the Author
Author

mertaslan

Comments (1)
  • Avatar

    ugur Nov 5 2011 - 10:29 Reply

    Depremle ilgili bazıları Allahın cezalandırması olarak yorumlar Kocaeli depreminde tvde bir dini yazar açık açık söyledi.Bu düşünce adamı dinden cıkarır ALLAH kurandaki bütün kıssaslarda insanları kurtardıktan sonra felakete maruz bırakıyor.bir tek inanan olsa cezalandırmıyor.bizde yüzlerce kişinin can verdiği sallantının aynısında Japonlar istiflerini bozmadan kahvaltılarına devam ediyor ALLAH cezalandırmıyor insan insanı cezalandırıyor

Leave a reply

Name (required)

Website