Üçlemeye İnananlar (Enerji-Işık-Gölge) Parçalı Bir Tasavvur mu Oluştururlar?

İnsanlar hiçbir zaman Allahın varlığı ve birliği konusunda birbirleriyle çekişmemişler. Bir yaratıcının varlığı konusunda kimsenin bir sıkıntısı yok Akıllı herkes ben nereden geldim diye sorduğunda ister istemez bir yaratım mucizesi ile karşı karıya gelir. Anlayacağınız  “Varlığın birliğinde” kimsenin bir sıkıntısı olmamış.  Asıl mesele bu “bir”likte Yaratıcıya ve kendine nasıl bir yer ve bir Rol biçmek istediğinde saklı. Yaratılan sistemde kendine bir yer bulma inancı Parsadan “payı” kendi kendine verme inancı süregelen kadim sırlarla dolu bir öğreti olmuş…  Bu sebeple Parsadan pay almak isteyen herkes daveti önce ”kendine” yapar.

Parsadan pay almak isteyenler çağlar boyu öğretilerini sembollerin arkasına gizlemişler.  Semboller öğretilerin en büyük öğreticisi olmuş.  Sembollerin ardına saklanılan öğretiler Dışa farklı farklı şekiller de tezahür etmiş ettirilmiş olsa da “Tüm öğretiler”  “ortak paydada” buluşurlar kendi kendilerine ölümsüzlük ve sonsuzluk vermek… Sembolik öğretileri oluşturanlar taşa, kayaya, file, ineğe, arıya, eşeğe, bok böceğine vs. bilinçsiz bir şekilde anlam yüklememişler.Anlamayanlar zaten bizden değildir diyerek anlamayanları zaten ötekileştirmişler, “Hakir görmüşler”

Onlar kendilerini üstün insanlar olarak görmüş ve kendi kendileri seçip atamışlar.

Onları kim seçmiş? Bu seçilmişler kendilerine davet edenlerdir… “Körler, sağırlar biri birini ağarlayanlar” dır. Bu kişler “Varoluşun sırrını” bulduklarını iddia edenlerdir. Bu sır sayesinde onlar artık  “Ölümsüzleşmişlerdir”, “Kainatta söz sahibi olmuş kişilerdir”… Enerji alanında erimiş, Bedensel hapisanesinden kurtulmuş (maddi sınırlardan arınmış) Enel hak olmuş kişilerdir. Mitoloji anlatmıyorum. “ Mitoloji” anlatıyorum gibi gözüküyor değil mi?  Zeus, Posydon, hades,  isis,osiris,horus. Bu kişiler de kuvveden fiile çıkan “Tanrının tezahürleriydiler”…Mitolojiler bu tür kahramanlarla doludur.

Allah birçok ayetle bize bildiriyor “ Kainatı kim yarattı dersen, Allah derler!”

Yani,”Varlığı tetikleyen” bir ilk sebep varda bu sebep ne?

Çağlar boyu tartışılan konu hiç değişmemiş.

Bilimin ulaştığı son nokta “Kuantum kozmolojisinin” içinde açıklanan Bing Bang teorisi de Kainatı bir noktadan başlatır.

Bu nokta sonsuz (sıfır) hacimde sonsuz(sıfır) yoğunlukta.

Bu noktayı  tetikleyen ilk sebep varda…

Anlayacağınız günümüz Bilim insanı da Ne patladı? Neden patladı? Niçin patladı bilmiyor.

Bu sebeple bir çok bilim insanı, sıfır noktasından ve sonsuz yoğunluktan başlatılan evrene modeline bir anlam kazandırabilmek için tao, zenibudizm veya tehe secret tarzı metinlere  baş vurmak zorunda kalmış…

Herkesin teorisini dayandıracağı bir dayan noktasına mutlaka ihtiyacı vardır.

 

YER VE GÖK YARATILMADAN ÖNCE Allahın arşı “ma “üzerinde idi.

 

Biz, “Ma”ya meallerde “su “(H2O) anlamı vererek yine anlam daraltmasına sebebiyet vermekteyiz. İnsanın yaratılış safhası da  “MA” dan bir atımlık  sıvıdan başlatılır. Fakat bilim insanı da bilir ki,  İnsanın maddesel/ fiziksel yapısı asla dürülmüş bir kainat değildir. ?

 

Ali Bulaç/secde suresi

7- Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan(BEDİ) insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır.
8- Sonra onun soyunu bir özden …(MA) basbayağı bir sudan yapmıştır.
9- Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu’ ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
10- Dediler ki: ‘Biz yer (toprağın için) de yok olup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?’ Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
11- De ki: ‘Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.’
12- Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: ‘Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız’ (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen.
13- Eğer dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: ‘Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (inkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım.’
14- Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.
15- Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.

 

 

 

Rabbim Kur’anda Kainatın  yaratılış evrelerini “ ma “dan başlattığını söyleyerek bize bir dayanak noktası sunar. Bu konu uzmanları tarafından ve kur’an ayetleri ışığında değerlendirilmelidir.

 

Bing bang teorisini  ve kuantum teorisini Kur’an ayetleri ışığında sorgulamaya

“Bing bangin”in aslında henüz açıklık getiremediği Büyük açılma ve başlangıç çizelgesini “Kur’an ışığında” değerlendirmeye ve

Kur’ana göre “evren modelini” anlamaya ve anlamlandırmaya davet etmek istiyorum.  (İşin uzmanlarını /kozmoloji bilginlerini çok şey beklemektedir.)

 

Kuantum teorisi, Belirsizlik ilkesini ve izafiyet teorisini, dopplerin  teorisini “kozmik fon radyasyonunu” anlamlandırmak için kullanırlar oysa doppler etkisi bulunduğunuz zaman ve/veya yere göre değişiklik arzeder. Biz hep yer merkezli gözlemler yaptığımız için kozmik fon radyasyonunu şüpheli bulmaktayım Ki fecr vaktinde ortaya çıkan kızıl ışık tayfını dikkate almamız gerektiği kanaatindeyim. Tabiî ki bu konuda uzmanları tarfından değerlendirilmesi gereken bir konudur. Kısaca kuantumcu  teorisyenler  daha bir çok teoriyi birleştirmeye çalışarak “her şeyin teorisi”ni oluşturmaya çalışmaktadırlar…

Atom parçalandıktan sonra biz gözlemlenen ve gözlemlenemeyen parçacıkları “Enerji “ adını verdiğimiz bir alana hapsettik. Enerjiciler lineer/düz bir mantıkla bir tek ışıksal yapıdan bahsetmektedirler.  Ses enerjisi( akustik) , güneş enerjisi, elektrik enerjisi özdeşleştirirler. Fakat;

 

AY VE GÜNEŞİN OLUŞUM SAFHASI KUR’AN da  “CELAE” FİİLİ İLE TANIMLANIR. (“Ceale” kavram olarak eskisini bertaraf etmek yeni bir yapı kazandırmaktır”. Ragıp müfredat).

 

Ayetlerde, Ay için,  nur, nurlu (Münir)  güneş için sirac ve ziya,  Burçlar içinde sirac kavramı kullanılır.

Isı enerjisi, RENK VE IŞIK YAYAR.

Bakara 17. ayetinde Rabbimiz vahiy karşısında “ sağır ve kör davrananların durumu hakkında”  bize teşbih yollu bilgi verirken,  “nar,  ışık(ziya) ve nur kelimelerini kullanır.  ” Ayetten de anlayacağımız gibi, Allah kimin nurunu giderirse artık onun göremeyeceğinden bahseder…

Nebi- elçimiz için,   “Siracen münira” kavramı kullanılır…

Kur’anın sıfatları arasında Ruh, nur, hidayet rehberi, furkan, gibi kavramlar kullanılır.

Elçimiz vahy sayesinde “Siracen Münir” oldu.

 

Bu sebeple “Tüm enerji özdeşleştirip ve enerji çeşitlerini bir potaya koyup eritmek” sizce ne kadar doğrudur?

 

Bakara suresi 17-24 ve  Nur suresi 40 ayetlerini tefekküre davet etmek istiyorum sizi  Allah kimin nurunu giderirse artık o göremez işitemez denmektedir. Benim bu ayetlerden anladığım, kişi de normal işitme ve duyma varda ruhla verilen illiyet bağı kurabilen işitme ve görme (semi ve basir) yok.

Allah a şirksiz iman nurlanmaktır bu sebeple nurla şereflenmek çok önemlidir. Ahrette “Onlar” nurlarıyla kalkarlar…

 

İndirdiğimiz açık-seçik delillerle, kılavuz mesajı; biz onu Kitap’ta insanlara ayan-beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, işte onlara, hem Allah lanet eder hem de diğer lanet okuyanlar lanet eder. BAKARA–159

 

Ve Allah hakkında kötü sanılar besleyen erkek münafıklarla kadın münafıklara ve erkek müşriklere, kadın müşriklere, o kötülük girdabı başlarına dönesilere azap etsin diyedir bu. Allah onlara öfkelenmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennem hazırlamıştır. Kötü bir varış yeridir o.FETİH–6

İşte bunlardır, Allah’ın kendilerine lanet edip kulaklarını sağır, gözlerini de kör ettiği kimseler… MUHAMMED–23

 

Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: ‘Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.’ Mü’minun/7

 

Kuantum alanına herkesin  “bir rol biçmeye başladığı çağdayız” Kimilerine göre aslında “madde yok”, Sadece “enerji alanı” var ve biz bir enerji alanından diğer bir enerji alanına geçer dururuz. Çok şükür,  Kur’an bize süreç(zaman) ve mekan algısı inşa eder.

“YEVM”, leyl, nehar,,sene,fecr,sabah,duha,dhr,asır,hin vs. gibi kavramlar bize Zamanı nasıl değerlendirmemiz konusunda bilgi verir.

Zaman-mekan/madde-hareker-enerji ile ilgili nasıl bir tutum sergilememiz gerektiği konusunda “Zihinsel algımızı” Kur’ana arz etmeliyiz

Çünkü bizim zihnimiz yokluğu tanımlayamaz. Allahın “bedi” sıfatını biz algılayamayız. Biz ancak vardan varı algılayabilir ve tanımlayabiliriz. İlk önce enerji vardı sonra aşağıya iniş sürecinde enerji yoğunlaşarak soğuyarak madde oluştu ve mekan oluştu demek ne derece doğrudur? ENERJİ NEREDEN SUDUR ETTİ?

 

ENERJİYLE BAŞLATILAN EVREN MODELİ Lineer bir bakış sağlar.

Bu tür bir düşünce akımları  aslında ilk savunulan düşünce akımları da  değildir. İnsanoğlu sürekli var oluş amacını sorgularken bir dayanak noktası bulma çabasında imiş ve sürekli ilk prensibe gözlerini dikmiş ilk ortaya çıkan prensibi anlamlandırma çabasın da olanlar, ilk başlangıç prensibini tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışırken  ilk ortaya çıkan,  nurdur, ruhtur sevgi/aşktır, düşüncedir(us) ,ilim/bilinçtir, kelamdır(logos) demişler. Oysa prensip olarak yaratılmış İnsanoğlu asla yaratılış ötesine geçip Tanrının zihninden yaratılışa şahit olup İlk açığa çıkan “nurdur ruhtur vs “ DİYEMEZ…

 

ASLINDA bu konu çok kadim bir tartışmadır. Üstelik ÂDEMİN cennetten kovulduktan sonra VAR OLUŞUNU Unuttuğu ve sorgulamaya başladığı andan itibaren başlayan bir süreç. Rabbimin ayetle buyurduğu gibi artık nebi-elçilere uyan kazanacak âdem ancak hakikatinin var oluşunun amacının bilgisini sadece elçiler vasıtası ile öğrenebilecek. Nebi-elçilere uyarak kazanabilecek…(Bknz. Ta-ha 115–127)

 

Bu gün fizikçilerin yaptıkları analizler sonucun da ulaştıkları yapının maddenin gerçek yapısı mı Yoksa kendi düşüncelerinin bir yansıması mı olduğunu bilemiyorlar.

 

Küçük bir noktadan başlatılan evren serüvenine ayetleri düşünerek karşı çıkıyorum. Noktadan başlayan serüven genişleyen evren lineer bir yapı meydana getirerek ilk sebebe her şey kitlenmiş oluyor tıpkı bir meşe palamuduna hapsedilmiş Meşe ağacı gibi var olmuş oluyoruz Bu arada neden sınav veriyoruz sorusuna bu pencereden bakınca işin rengi değişiyor.

Mistikler, Kuantum alan belirsizliğini ön plana çıkarılarak” Enerji alanında” kendini tanımlama fırsatı buldu.  Kadim bilgelik yine hortlatıldı HERŞEY ODUR VE ONDANDIR “la mevcu da illa hu “ Allahın dünundan kendilerine “üstün bir yer “bulma çabasında olanların savunduğu evren tezini Kur’ana arz edince

“Bu dünyada KENDİLERİNE çok şey verdiğini ZANNEDEN kişilere cevap tek başına “Kalem suresi “ bile yeter.

 

O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde(sitteti eyyam)  yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “Kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz!” dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.”

 

Mütercimler, bilinçli ya da bilinçsiz bir çok hata yapmışlar. Arapça- Türkçe karşılaştırmalı yaptığım çalışmalar bana bu hakikati gösterdi bir çok kelime hapis edilmiş. Anlamlar daraltılmış. Fazladan hatta gereksiz açıklamalar metni tamamı ile değiştirmiş. Bu sayede Kur’an anlaşılmaz bir kitap olmaya mahkum edilmiş. Kur’anda bir kelimenin – kavramın anlamını değiştirdiğinizde komşu kelimeler ve kavramlar da değişir ya da anlam kargaşaları yaşatır. Bu sebeple herkesin Arapça okumayı öğrenmesi gerekiyor.  Çok şükür anlamını bilmeden bize OKUmayı öğrettiler. Şimdi sıra ikisini beraber okuyup araştırmaya kaldı. Türkçe Metinler sınav veriyor Tıpkı diğer dillere çevrilen ve okunan Kur’an lar gibi. Benim bundan çıkardığım ders şu oldu. Çok şükür Rabbim Zikri koruyor. Bu sayede Ehli Kitabın(bizde) nasıl tahribatlar yaptığını yapabildiğini öğrendim. Kelimelerin kavramların yerini değiştirin yeter. Tasavvurda kurulan Sistem takır takır çalışıyor.

Kur’an,Mucize beyandır. Analamk için “Oku”dukça sizi terbiye ederken bakış açınızı da zenginleştirir. Zamanla hakla batılı ayırt edecek bir bakış açısı kazandırmaya başalar ve Artık herşeyi bir kefeye koyup eritme hastalığından kurtulmaya başlarsınız ve sorumluluklarınızın bilincine varmaya başlarsınız. Enerji-ışık gölge, BUHAR SU BUZ oyunu oynamaz “gerçeğe” sıkı sıkı sarılırsınız.

Vahdeti vucutçular herşeyi bir kefeye koyup eritme hastalaığına kapılanlardır.
Zaman-mekan- madde bir kefeye konulup “vakum alanında” eritilmeden sudur nazariyesi savunulamaz.

Aklı evvel, muhammedi nur/bilinç tezleri savunulamaz. Herşey mubahlaştırılamaz.

YANİ HERŞEY ODUR VE ONDANDIR TEZİ İLE ANCAK İYİ-KÖTÜ,HAKLA-BATIL-YALANLA-GERÇEK BİR KEFEYE KONULUP MUTLAK İZAFİLEŞTİRİLEBİLİR. BÖYLECE “SINAVIN “ÖNEMİ ORTADAN KALKAR. “SEN BENİ BÖYLE YARATMASAYDIN BEN BÖYLE DAVRANMAZDIM. YADA MÜŞRİK MANTIĞI , SEN İSYEMESEYDİN BİZ ŞİRK KOŞMAZDIK SAVUNMASINI HATIRLAYIN.
VAHDETİ VUCUTÇULAR ALLAHIN, İSİM-SIFAT VE FİİLERİNİ BİR KEFEYE KOYUP “VAKUM ALANINDA ERİTENLERDİR.

 

Aslında Kuantum alanın bize bildirdiği bir gerçekle de karşı karşıyayız her şeyin bakana göre şekil aldığı gerçeği… bu alanı yaratıcının kitabı olmadan asla anlamlandıramayacağımız ve var oluş amacımızı kitapsız asla bilemeyeceğimizi de kanıtladı

Olasılıklar dünyası “İrade ile seçimlerimizde serbestiz ve kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonuçlarına katlanacağız. Ağzımızdan çıkan her bir kelime kayıt altına alınıyor. Tövbeler, ameller, niyetler vs her şey kayıt altına alınıyor.

Oku kitabını diyor Rabbim.

Allaha emanet olalım.

Saygılarımla.


About the Author
Author

MuruvvetCaliskan

Comments (2)
  • Avatar

    Güray TEKİN Sep 19 2012 - 11:49 Reply

    Makalenizin başındaki;”İnsanlar hiçbir zaman Allahın varlığı ve birliği konusunda birbirleriyle çekişmemişler. Bir yaratıcının varlığı konusunda kimsenin bir sıkıntısı yok Akıllı herkes ben nereden geldim diye sorduğunda ister istemez bir yaratım mucizesi ile karşı karıya gelir. Anlayacağınız “Varlığın birliğinde” kimsenin bir sıkıntısı olmamış.”konusundaki fikirlerinize maalesef katılmıyorum.Çevremizde ”Allah’ın varlığına inanmadığını” açık olarak beyan eden başta aydın geçinen bilim adamları ve yüksek okul mezunları o kadar çok insan var ki….Onlara sorarsanız ”Evren kendi kendini yaratmıştır(!)…Evrensel düzendeki ahenk bir tesadüfler zinciridir….”

  • Avatar

    ugur Sep 24 2012 - 12:34 Reply

    kusura bakma anlamadım bizim okuduğumuz mealler yetersizmi kelimeleri hapsetmişler diyorsun.araplar arapça anadilleri kurannı hiç anlamıyorlar durumları ortada.her kes kuranı okuduğunda başka türlü anlaya bilir.bunu yaşar nurinin yada ali bulaçın mealini okurken idrak edebilirsiniz.İslam dünyası 1500 senedir resmi bir tören gibi namazı kılmış ettahatü her oturuşta okunmuş bu peygamberimizin dua sıdır başka bir dua düşünülmemiş bile namazın manasını bile anlamamışlar yatıp kalkmışlar ALLAHIN huzurunda durup ezberledikleri sözleri söyleyip selam verir namazı bitirir sonra ALLAHA dua eder ALLAHA en yakın olduğumuz an seçde anıdır subane rabiyal ala der sen ne güzel bir dost ne güzel bir yardımçısın diyemez yada ALLAHIM bana kaldıramıyaçağım yükü yükleme diye dua etmez.ALLAH katında sözün hiç bir önemi yoktur yüreğimizde hissettiklerimiz önemlidir.kendimizi yanlış ifade edebiliriz yada yanlış anlaşıla biliriz.
    diyorsunuzki her şey kayıt altına alınıyor hesap günü kitabımız elimize verileçek. genel kanı kelime anlamıda kurandan çıkan budur ayetlerde böyle alatılıyor bu dünyadaki yaşantımızla öteki dünyada suale gerek yok biz zaten çennet yada çehennemi hoş göreçeğiz ona koşaçağız diye düşünmeninde bir zararı yoktur her halde.

Leave a reply

Name (required)

Website