Banka Faizi ve Kar Payı Aldatmacası !

Yaşantımıza bizler Kur’an ile yön veremediğimiz için, birileri bu eksikliğimizi kullanarak, çok güzel bizleri yönetiyorlar.

Bizleri her konuda, kendi çıkarları doğrultusunda aldatanlar, kazandığımız paranın da bir şekilde peşine düşerek, kendi menfaatlerine kullanmanın yolunu bulmuşlardır. Yazımın konusu, bugün bankacılık sektöründe, faiz adıyla isimlendirilen nemalandırmanın/getirinin, Allah ın Kur’an da bahsettiği faizin, aynı anlamda olup olmadığı konusu üzerine olacaktır.

Önce Kur’an a bakalım, Allah faiz(Riba) konusunda neler söylüyor.

Ali İmran
130: Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz (Riba) yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Peki, Allah bu ayetinde ne anlatıyor bizlere? İşte bunu doğru anlarsak, bugün bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmeyiz. Kur’an aklımızı ayetler üzerinde kullanmamızı emreder. Gelin bu konuyu birlikte düşünelim. Bir arkadaşınız sizden borç para istedi ve dedi ki, bu paranı sana ancak, 6 ay sonra geri ödeyebilirim.

Eğer enflasyon, yani paranın değeri hiç düşmeyen bir ortamda yaşıyorsanız, paranızı verdiğiniz miktarda geri almamız gerekir. Eğer enflasyonist bir ortamda yaşıyorsak, paranın o günkü değeri ölçüsünde geri almamız gerekmez mi? İşte Allah da ayetinde bunu anlatıyor. Geri alırken bunun hesabını yapın, sakın kat kat fazlasını geri almaya kalkmayın diyor.

Bazı kardeşlerimiz bu konuyu düşündükleri için, yakınına/arkadaşına borç verdiğinde, ya altını ölçü alır ya da enflasyonda erimeyen yabancı bir para birimini. Peki neden? Parasının değerini koruması için elbette. Aslında hepsinde amaç aynıdır, veren de zarar etmesin, alan da. Ama dikkat ederseniz, borç alınan para bu şartlarda ödendiğinde, zamanın uzunluğuna göre, mutlaka daha farklı miktarlarda geri ödenir, tabi enflasyonist ortamlardan bahsediyorum.

Hatırlatmam gereken konu ise, bizlerin dilimize faiz ismiyle Kur’an dan çevirdiğimiz kelime RİBA dır. Riba artmak, çoğalmak anlamındadır ki, buna karşılıksız, haksız artma, çoğalma diyebiliriz. Allah bunu yasaklamıştır. Allah alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Dikkat etmemiz ve üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken, Allah ın Kur’an da bahsettiği RİBA ile günümüzde bankaların aldığı, ya da verdiği faizin aynı anlamda olup olmadığı konusudur. Riba nın gerçek anlamını tarif etmek gerekirse, emek ve gayret karşılığı olmayan, her türlü artış diye tarif etmemiz yanlış olmaz. Bankaya yatırılan para, ticaret yapamayan kişilerin parasının, enflasyonda erimesini önlemek ve ticarette, sermaye, kapital olarak kullanılmasına hizmet etmektedir.

Cahiliye döneminde, zor durumlarda olan insanların malları, kat kat faiz alınarak ellerinden alınıyormuş. Allah Nisa 161. ayette de bu konuya dikkat çekiyor ve bakın ne diyor.

Nisa Suresi
161. (Yasaklanmış olmalarına rağmen faizi( riba) almaları ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden onların küfre sapmalarına korkunç bir azap hazırladık.)

Buradan da anlaşılıyor ki, Allah ın bahsettiği faiz, günümüzde TEFECİLİĞİN tam karşılığıdır. Tefecilerde zor durumdaki insanların varını yoğunu, kat kat artırarak aldıkları RİBA, insanları zor durumda bırakmaktadır.

Kur’an toplum içinde insanların, birbirilerine maddi yardımda bulunmalarını özendirmiş, verilen borcun geri alınmasında, verilen paranın değeri üstünde geri alınması engellenmiştir. Böylece toplumlar arasında, yardımlaşmanın yolu açılmıştır.

Şimdi de günümüzde ki, bankaların durumunu birlikte düşünelim. Dikkat ederseniz bankalar, halktan aldıkları parayı, ihtiyaç sahiplerine satarlar. Bir başka deyişle, bankalar parayı satan, işleten, sermaye piyasasına, işletme sahiplerine sermaye yapan, ya da üretilen malların satışında kolaylıklar sağlayan bir aracı kurumdur.

Bu tür işletmeler toplumların genişlemesi, büyümesi ve halkın birbirilerine yardım edemez durumuna düşmesi sonucunda, ortaya çıkmış kuruluşlardır.

Bankalar bir işletmedir. Ülkenin içinde bulunduğu riskleri hesaplayarak, para biriktiren kişilerin paralarını, riskleri hesap ederek, para sahibine bir kar payı verir ve o paraya kendiside bir kar payı koyarak, ihtiyaç sahiplerine satar. İşte bankaların çalışma sistemi böyledir. Bunun Kur’an ın bahsettiği faizle hiçbir ilgisi yoktur.

Eğer bankalar toplumun içinde bulunduğu zor günlerde, olağan üstü durumlarında, sırf kendi çıkarları için kat kat artırarak verdiği borcu geri alıyorsa, işte buna RİBA diyebiliriz. Bütün dünyada bankacılık yoluyla, insanlar kendi güçleri nispetinde evler, arabalar alıyor, ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Dikkat ederseniz, bu alınan borcun geri ödemesi, borcu alanı zor durumda bırakmadan ihtiyacını görüyor, rahatlıkla geri ödeniyor. Tabi hesabını bilenler için. Teşbihte hata olmaz.

Bizleri inancımızla aldatanlar, ne yazık ki bu konuda da ellerinden gelenleri yapmışlar ve elimizdeki parayı istedikleri gibi kullanmanın yolunu bulmuşlardır. Yakın geçmişte, kar payı dağıtıyoruz, karada zarara da ortak çalışıyoruz, biz banka değil finans kuruluşuyuz, bankacılık ve onun verdiği faiz haramdır diyerek, binlerce kişinin parasına el koydular, iflas ettik dediler ve işin içinden sıyrıldılar. Binlerce mağdur insan yarattılar.

Çok ilginçtir daha önce faiz haramdır diyen kuruluşlar, şimdi bankacılık ismi adı altında çalışmaya başladılar. Bu bankalara girdiğimizde, biz faizsiz bankacılık yapıyoruz, katılım bankacısıyız diyorlar. Peki, bu katılım bankaları nasıl çalışır, şartları neymiş önce ona bakalım.

( Katılım Bankaları, mali sektörde faaliyet gösteren, reel ekonomiyi finanse eden ve bankacılık hizmetleri sunan kuruluşlardır. Katılım Bankaları tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dâhilinde projelerde değerlendirerek (tüketicilere ve işletmelere fon kullandırım), oluşan kar veya zararı yine tasarruf sahipleriyle paylaşırlar. )

Ne dersiniz bu sözler sizlere, geçmişte olan bazı üzücü olayları hatırlattı değil mi? Allah yardımcımız olsun. Dikkat ederseniz tasarruf sahiplerinden aldığı fonları yani paraları, mali sektörde kullandıklarını söylüyorlar ama faizsiz finansman prensipleri dâhilinde diye de özellikle belirtiyorlar. Peki diğer bankalar farklı bir yerde mi çalışıyor? Elbette hayır. Onlarda aynı mali sektörde reel ekonomiye finans sağlıyorlar. Peki, aradaki fark nedir?

Bu konuda sizlere vereceğim örnek, bizleri inancımızla aldatanların, kazancımızı, paramızı nasıl acımasızca yönetmek için çalıştıklarına, güzel bir örnek olacağına inanıyorum.

Tabelalarında banka yazdığı halde, biz faiz vermiyor ve almıyoruz diyen bir bankaya girdim. Bilgi almak istiyorum dedim ve gerçekten çok kibar ve saygılı iki görevliyle konuşmaya başladım.

İlk sorum, benim elli bin liram var ve aylık vadeli hesaba yatırmak istiyorum dedim. Cevabı biz faiz vermiyor, ama kar payı veriyoruz diyerek anlatmaya devam ettiler. Bize yatıracağınız paranızı çalıştırıyoruz ve yüzde 75 ini size veriyoruz, yüzde 25 ini biz alıyoruz diye izah etti. Bunun getirisi/kar payı ay sonunda belli oluyor diyerek, sorumu cevaplandırdı. Yani ben üç aylık ya da beş aylık paramı vadeli yatırmak istediğimde, getiri oranlarını şimdiden veremeyeceğini belirttiler.

Konuyu daha açıklığa kavuşturmak içinde, on bin lira kredi almak istesem ve on ayda ödemeyi seçtiğimde, geri nasıl ve ne kadar öderim diye sordum. Lütfen verilen cevap üzerinde dikkatle düşünelim.

Biz kredi olarak size nakit para vermiyoruz, siz almak istediğiniz malı peşin alıyorsunuz ve taksit miktarını belirliyorsunuz, biz o mala karşı ödemeyi o firmaya yapıyoruz diye açıklama getirdiler.

Bu cevap karşısında, konuyu daha iyi anlayabilmek için, ben 10.000 liralık mal aldım, bunu on ayda ödemeyi seçtim. Size on ay sonunda kaç para olarak ödeyeceğim dediğimde, bana yaklaşık 10.700 TL olarak ödeyeceğimi söylediler.

Şimdi gelin bu cevabın üzerinde, birlikte düşünelim. On ayda ödediğim 700 lira ya, bahse konu banka kar payı ya da buna benzer vade farkı dedi. Peki diğer bankaların bundan farkı ne? Bu bankaların kar payına, faiz ismi koyması mı? Çünkü tüm bankalar aynı işi yapıyor.

Dikkat ettiyseniz, parayı kimsenin eline vermiyor ve banka bizi devre dışı bırakıp, malı aldığımız firmayla karşı karşıya kalıyor. Bu işi yapmak için günümüzde, bankadan kredi almaya gerek yok zaten, kredi kartlarına on ay taksitle bu kadar fark ödemeden de, herhangi bir malı alabilirsiniz. Ama kredi kartıyla vadeli alacağımız mala vereceğimiz faiz ya da vade farkı haram/günah diye inandırıldığımızda, hazırlanan bu tuzağa düşmek işten bile değil.

Şimdi sizlere sormak isterim. Bir malı alacaksınız. Malı satanla anlaştınız ve dediniz ki, peşin fiyatı nedir bu malın? Daha sonrada on ay vadeli fiyatı nedir diye sorduğunuzda zaten bu sorunu hiç banka arada olmadan da çözebiliyoruz günümüzde. Bu durumda, bahsettiğimiz katılım bankacılığının, bize faydası nedir?

Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için, şunu da düşünmenizi rica ediyorum. Firmadan bir mal aldınız. Bu firma acaba neden peşin aldığınızda farklı, vadeli aldığınızda daha farklı fiyat verir bizlere?

Şimdide şu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Ben paramı bankaya yatırdığımda, bana paramın getirisi konusunda, hiçbir garanti vermeyip, ancak ayın sonunda o ayın getirisi belli olur dediği halde, benim on bin liralık mal aldığımda vereceği kredinin, ileriye dönük on ayın sonunda vereceğim vade farkının, ay ay (bana göre buna faiz diyebilirsiniz) ne kadar olacağını söyleyebiliyor. Dikkatinizi çekti mi?

Yani ben paramı yatırdığımda işletmenin insafına kalacağım, ama kredi aldığımda, ileriye dönük on ayın vade farkı hemen hesaplanarak bana bildirilecek. Sizce bu alış veriş adaletli mi?

Katılım bankası, kendisini öyle bir garantiye alıyor ki, adeta hiçbir sorumluluğu yok. Parasını yatıran insanlar, adeta bankanın insafına bırakılmış. Zaten getiri konusunda diğer bankalarla karşılaştırdığınızda, büyük bir farkın olduğunu görürsünüz. Bu bankanın diğer bankalara göre getirisi çok az. Ama kredi alırken ödeyeceğimiz anapara farkı,(kar payı) diğer bankalarla aynı. İlginç değil mi sizce?

Diğer bankalar ise çok daha farklı, ülkenin içinde bulunduğu riskler hesaplanmış, uzmanlar yakın gelecek hesaplarını yapmış, şartlara göre getiri oranları belirlenmiş ve müşterisinin yatırdığı parasını enflasyona yakın, günün şartlarında getirisini sağlıyorlar. Elbette çok adaletli olduğunu söyleyemem, ama diğer sistemden çok daha adaletli ve halkın yararına olduğunu söyleyebilirim.

Şöyle bir soru gelebilir aklınıza. Faiz değil kar payı verdiğini söyleyen kişiler, acaba on ay sonunda benden alacağı fark, yaklaşık 700 TL yi nasıl bir ticaret yaptı da banka kar payı oldu? Şimdi şöyle diyebilirsiniz, aldığınız malın parasını banka ödedi. Sizde bankaya ödüyorsunuz. Tamam da diğer bankalar, çok farklı bir şey yapmıyor ki. Daha da iyisini yaparak, parayı en azından elimize veriyor. Elimize verdiği için, ben üreticiyle malı aldığım firmayla, daha iyi pazarlık yaparım. Neden araya bankayı sokayım?

Şöyle bir soru soralım kendimize. Aldığımız aynı değerde malı, diğer bankalardan kredi olarak alsak ve kendimiz ödesek, Acaba katılım bankası adıyla çalışan bankalardan, ödeyeceğimiz meblağ bakımından bir farkı var mıdır sizce?

Ne yazık ki hiçbir farkın olmadığını görüyoruz. İsterseniz araştırınız. Aralarındaki fark birisi anaparaya ödenen ilave farka faiz ismi vermiş, diğeri kar payı demiş. İşte bu aldatmaca ne yazık ki kelimelere verdiğimiz yanlış anlamlar neticesinde, bugün bizlerin aldatılmasına, kandırılmasına neden oluyor.

Bu konuyu özetlemek gerekirse, katılım bankacılığı adı altında işlem yapan bankalar, müşterisinden aldığı paranın ileriye dönük hiçbir garantisini vermeden, müşterisinin parasını işletiyor, herhangi bir mala ihtiyacı olan kişilere, vadesi oranında anaparaya bir kar payı koyarak, geri alıyor. Ama bankaya para yatıran, anaparasına ne kadar ilave getiri alacağını bilmeden, bankanın insafına kalıyor. Bu getirinin adına KAR PAYI diyor. Unutmayınız banka zarar ettim derse, hiçbir söz söylemeye hakkınız yok. Gerçi onun yolu da bulunmuş bugün, paranız devlet garantisinde diyorlar. Buda devlet için büyük bir risk değil mi?

Diğer bankalar da farklı bir iş yapmıyor aslında. Hatta parasını bankaya yatıran çok daha rahat ve kendisinden emin. Çünkü üç ay ya da beş ay sonra, kar payını yani paranın getirisini biliyor. Çünkü banka yakın gelecekte enflasyon hesabı yaparak, halktan borç para alıyor ve o parayı yine halka borç veriyor. Tek fark bunun adına faiz deniyor.

Katılım bankacılığı yapmayan diğer bankalara önerim, faiz ismini kaldırıp, adına KATILIM ORTAKLIĞI KARI demeleridir. Belki böylece toplum, bazı gerçeklerin farkına varabilir.

Devlet zamanında vergisini yatırmayanlardan, ilave olarak ne alıyor? Elbette gecikme faizi. Çünkü zamanında vergisini ödeyenle, çok geç ödeyen arasında doğacak adaletsizliği, böylece önlemiş oluyorlar. Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.

Her konuda yaptıkları gibi, bu konuda da toplumu aldatarak, halkın cebine ellerini atanlara, bu kandırmaca çok tatlı geldiği anlaşılıyor. Lütfen artık uyanalım ve bu aldatmacanın kurbanı olmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

halukgta

Comments (24)
  • Avatar

    Fikret Arman Nov 7 2013 - 16:06 Reply

    Emeğinize sağlık Haluk Kardeşim… Allah razı olsun.

    Dönüyoruz, dolaşıyoruz aynı yere geliyoruz… İnsanlar Kuran’ı okuyup anlayacaklar. Yoksa Kuran’daki doğruların tam olarak anlaşılması daha yüzyıllar sürecektir. Tıpkı yüzyıllardır süren BAŞÖRTÜSÜ gibi. Aklı başında bir Diyanet “Kuran’da başörtüsü yoktur!” diyebiliyor mu? Aklı başında bir Diyanet “Kuran’da Teravih namazı yoktur! diyebiliyor mu? Bu sorular onlarca, yüzlerce çoğaltılabilir.

    Selam ve Dua ile,

  • Avatar

    Ali Caner Nov 7 2013 - 18:21 Reply

    Yani bankadan aldığınız 170.000 TL ev kredisini, 120 ay (10 yıl) sonra 290.000 TL olarak ödemek “faiz değil”, öyle mi?

  • Avatar

    cortextm Nov 8 2013 - 08:29 Reply

    Merhaba Haluk Bey. Katılım bankacılığında ürün bedelini banka sizin adınıza kendisi öder, sonra da ödediği bu bedele; o günkü şartlardaki enflasyon ve merkez bankası faiz oranları çerçevisinde kar oranını belirleyerek ilave eder. Yani oranının hemen belli olmasının sebebi budur, çünkü ticaret peşin olarak yapılmıştır. Vadeli mevduatta ise henüz ticaret gerçekleşmediğinden size net kar oranı belirtemezler. Paranızı alırlar ve havuza atarlar. Havuzdaki toplam sermayede bankanın yaptığı kar üzerinden “kar payı” dağıtılır. Yapılan satış akdi, yani diğer bankaların kredi dediğine katılım bankaları “murabaha” der. Yani ödenen bedele bir kar koyulur ve tahsil edilir. Burada dikkat çekmek istediğim bir hususta paranın ne için kullanılacağı katılım bankacılığını 1. dereceden ilgilendirir. Çünkü malı alacak olan bankadır. Dolayısıyla diğer sistemlerden farkı caiz görmediği ticaret için para vermiyor olması. Elbette eleştirim, bunun yalnızca kağıt üstünde kalması. Günümüz Türkiyesinde murabaha noktasında çokta başarılı değiller. Sıkıştığında türlü alavere dalaverelerle murabaha yapılabiliyor. Kar payı yahut faiz konusu bana hep şüpheli geldiğinden diğer araçların kullanılmasını öneririm. Yat, kat, arsa, tarla vb. Katılım bankacılığını, kapitalist sistemin ekonomiye dayattığı sisteme değişirim, o da ayrı mesele.

  • Avatar

    gulsen Nov 8 2013 - 09:59 Reply

    Çok merak ettiğim bir konuydu.Allah razı olsun. Çok güzel açıklamışsınız.

  • Avatar

    halukgta Nov 8 2013 - 19:06 Reply

    Değerli Cortextm nikli kardeşim. Katılım bankacılığında ürünün parasını bizim adımıza banka öder demişsiniz. Doğru, kimin parasını ödüyor? Benim 7 ya da 8 ay vadeli yatırdığım paramla. Benim paramı başkasına yedi aylığına verdiyse, bana yedi aylık getirimi söylemesi gerekmez mi? Söylemiyor ve parasını yatıran bankanın insafına kalıyor.

    Gelelim merkez bankası kar oranlarına göre belirlediği konusuna. Merkez bankası her ay faiz oranlarını belirlemez. Bakın dikkat ediniz merkez bankasının faiz oranlarına endeksli olduğunu söylediniz. Demek ki faiz ile paralel çalışıyor. Buna göre parasını da yatıran aynı hakka sahip olmalı değil mi?

    Vadeli mevduatta ticaret gerçekleşmediği için vade oranını belirtemeyeceklerini söylemişsiniz. Paranın havuza atıldığı örneğini vermişsiniz. Buda kabul, ama yatırdığım para, müşteriye borç verildiğinde, havuzdan çıkıyor. Neden bu durumda parasını yatırana bu bilgi verilip gelirim vade sonunda şu kadar olacak denmiyor? Bakın bankanın hiçbir sorumluluğu ve riski yok bu durumda.

    Bazı sözcüklere farklı anlamlar vererek, toplumu aldatmaktan başka bir şey değil. Her ikisi de, aynı statüde çalışıyor. Birisi kendisini garantiye alarak, tüm sorumluluğu parayı bankaya yatırana yüklemiş. Getiri olarak bankanın insafına kalmış. Kazancın yüzde 75 sini müşteriye veriyoruz diyorlar, ama bunun kanıtı nerede?

    Ödenen bedele, bir kar koyma konusu, her iki banka şeklinde de farklı değil, aynı yol ve yöntemle uygulanıyor. İkisi de paradan para kazanıyor. Bu durumda bunun ismi nasıl olurda değişik olur.

    Katılım bankacılığında, caiz görmediği mala, kredi vermediğini söylemişsiniz. Sanırım bu caiz konusu da, toplumun boynuna geçirilmiş bir boyunduruk. Allah aşkına, insanlar banka aracılığıyla nasıl bir mal alırda bu caiz olmaz? Bunun nasıl bir örneği olabilir ki?

    Lütfen kendimize şunu soralım. Katılım bankacılığından bir mal alacağımızda bizden alacakları, onların deyimi ile kar payı, diğer bankalardan alacağımız kredinin faizinden daha mı düşük? Yoksa aynı mı? Bizim kendimize soracağımız soru bu olmalıdır. Eğer katılım bankası bana, diğer bankalardan daha ucuz kredi veriyorsa, ben onların ellerinden öperim.

    Bu soruyu kendimize sorduğumuzda, diğer bankalarla hiçbir farkının olmadığını görüyoruz. Peki, neden farkı yok? Parasını katılım bankasına yatıran, en az getiri ile bankaya parasını yatırıyor, diğer bankaların getirisi daha fazla, ama katılım bankasından kredi alan ile diğer bankalardan kredi alanın ödeyeceği ek ücret aynı. Bunun açıklamasını birileri yapması gerekmez mi bizler?

    Bu yazıyı yazmamdaki amaç, bankacılığı temize çıkartıp aklamak değildir elbette. Amacım hiç birinin diğerinden farkı olmadığını, hatta katılım bankacılığıyla, çok farklı şeyler amaçlandığını anlatmaya çalıştım.

    Bugün bankaların insafsız kredi kartı faizini düşündüğümüzde, sanırım tefeciliğe güzel bir örnek oluşturmaktadır.

    Saygılarımla

  • Avatar

    Kerem Nov 11 2013 - 20:37 Reply

    Haluk Bey, öncelikle bu bilgilendirici ve eleştirel yazı için tebrik ederim. Ancak her ne kadar yukarıdaki yanıtınızda bankacılığı aklamak için değil katılım bankacılığını irdelemek için bu yazıyı yazdığınızı belirtseniz de ben yazınızdan aynı anlamı çıkartamıyorum. “Normal” bankacılığı irdeleyip Kur’an’a uygunluğu üzerinde düşünürken önemli bir noktayı atladığınızı düşünüyorum.

    NOT: Sizin aksinize, ben şu anda katılım bankası – normal banka ayrımı ile ilgilenmiyorum; “bankacılık” diye tabir edilen para alışverişlerinin Kur’an’a uygunluğu konusunda kaygılarım var.

    Düşünce sisteminiz oldukça tutarlı, dolayısıyla ortaya koyduğunuz bilgilerle bankacılık sektörünün yaptığı işin riba olmadığı kanaatine varılabilir. Ancak burada sizin de belirttiğiniz “enflasyon” etkeni söz konusu; yazınızdan anladığım kadarıyla da bankaların mevduata verdikleri faizi temize çıkarmanızı sağlayan da bu etken.

    Bu noktada atladığınızı düşündüğüm nokta aslında oldukça bariz. “Birikiminizi vadeli hesapla değerlendirmeye” çağıran herhangi bir banka reklamını hatırınıza getirmenizin yeterli olacağını düşünüyorum: Bankalar faizi parayı enflasyondan korumanız için vermiyorlar, enflasyonun üzerinde faiz vererek size kazanç vaadediyorlar. “Yatırım” adı altında risksiz, karşılıksız kazanç. Bu riba değil midir?

    Aynı şekilde bir bankadan borç aldığınızda hem dosya masrafı vb adı altında sizden ücret alınır, hem de “enflasyonun üzerinde” bir faiz ile bu borcu ödemeniz gerekir. Gecikme vb durumlarda ise “faizli borcunuzun üzerine ek faizler” uygulanır. Halen bunun riba olmadığını düşünüyorsanız, beni de ikna edebilirseniz çok sevinirim.

    Ama önce izin verin biraz daha ileriye gideyim: “Ütopik bankacılık” yapan bir şirket olsa ve yalnızca enflasyon oranında faiz alsa, kârını ayrıca talep etse ve enflasyon hesabını şeffaf olarak belirtip enflasyonun üzerinde bir faiz almadığını ispatlasa… yine de gözden kaçırdığımız bir nokta olacak ki, o da “enflasyon” denilen olayın sebebinin de bizzat bankalar olduğudur.

    Bankalar (ütopik bankamız da dâhil) başkalarından aldıkları ve kendilerine ait olmayan paraları insanlara borç verek çalışırlar. Bunun sonucunda ekonomideki para miktarını (merkez bankasından piyasaya bırakılanın 10 katına kadar) şişirirler; bu da piyasada dönen para miktarının (sanal olarak da olsa) artmasına, dolayısıyla paranın değerinin düşmesine (yani enflasyona) sebep olur. Dolayısıyla aslında bankalar kendileri sebep oldukları bu sorundan korunma yöntemi olarak paramızı faize yatırma çözümünü önümüze koyuyorlar. Önümüze çözüm olarak koydukları bu yöntemin ise kaçınılmaz sonucu sanal paranın (dolayısıyla enflasyonun) daha da artacak olması. Burada bir sorun yok mu sizce?

    Bir adım daha atalım: Faiz oranı ne kadar olursa olsun, bu borçlar (krediler) geri ödenirken borçlu tarafından yapılan masrafların tamamı bir karşılığı olmadan bankaya ödenen, dolayısıyla ekonomiden karşılığı mal yahut hizmet olarak konulmadan çıkartılan bir meblağ oluşturur. Bundan dolayı piyasadaki “gerçek (emek karşılığı olan)” para miktarı azalacak, yeri sürekli olarak yeni borçlarla oluşturulan sanal para ile doldurulmaya çalışılacaktır. Bu döngünün kaçınılmaz sonucu, banka sahiplerinin piyasadaki paranın büyük bölümünü elinde toplaması sonucunda piyasada kalan paranın ezici çoğunluğunun borçtan ibaret hale gelmesi ile zemini hazırlanmış olan bir “kriz”dir. Böyle bir ortamdaki kriz de tabii ki o anda elinde parası olanların (mesela banka sahiplerinin) insanların mallarını yok pahasına satın almalarını sağlayacak, bu vesileyle piyasaya salınan bir miktar gerçek para üzerinden yeni bir döngüye girişilecektir. Peki madem “riba” emek verilmeden elde edilen artış anlamına geliyor; bir kriz yaratıp insanların mallarını ucuza kapatmak riba değil midir? Bakınız burada belli bir bankadan bahsetmiyorum, “bankacılık” denilen FAİZ sisteminin kaçınılmaz sonucudur bu.

    Burada bankaların işletme masraflarından bahsetmek isteyebilirsiniz, ancak eğer banka sahipleri kâr yapmıyor olsalardı bankacılığı sürdürmezlerdi. Elde ettikleri kâr ile de tahmin edin ne yapıyorlar? Doğru, hiçbir riski olmadan ve hiçbir emek vermeden gelir elde edebilmek üzere “faizli borç olarak veriyorlar” ve bununla piyasadan daha da fazla miktarda parayı karşılığını koymadan ve bir daha geri vermemek üzere kendi kasalarına atıyorlar. Şahsen, bunları göz önüne aldığımda ekonomiye, insanlara, barışa, her şeye zarar veren böyle bir yapılanmayı gerçekleştirmek için yapılan masrafların ya da yatırımların bir hakkı olabileceğini de düşünmüyorum.

    Uzun bir yazı oldu, kusuruma bakmayın.

    Selamlar.

  • Avatar

    prenszuko78 Nov 13 2013 - 15:11 Reply

    Merhabalar. Benim de naçizane küçük bir yorumum olacak bu konuda…Eğer kapitalist sistemin mantığının bize dayattığı gibi bankalar olmadan ekonomi olmaz diye düşünürsek bu konu tartışılabilir yok eğer biz Kur’an’a göre bir tartışma yapacaksak zaten bu konuyu tartışmak bile gereksiz…Sonuçta Rabbimiz bize sadece emeğimizin karşılığını bize helal kılmıştır…Tehlikeli sularda yüzmenin ve kafa karışıklığına sebeb olmanın hiç gereği yok bence.
    Saygılar

  • Avatar

    halukgta Nov 14 2013 - 10:40 Reply

    Değerli Kerem Bey. Aslında sorduğunuz sorunuzun cevabını kısmen siz vermişsiniz. Yani bankalar enflasyona ilave, kendi giderlerini de eklemesi, örneğinizden bahsediyorum. Tabi bu ilave onların insafına bırakılırsa, bu tartışmalarında olması kaçınılmazdır. Devamında da enflasyona neden olarak da, bankacılığın sorumlu olduğunu belirtmişsiniz.

    Bir ülkede enflasyonu bir şirket yani bankalar, tek başına yönlendiriyorsa, O ülkede devlet, kanun yok demektir. Bunu kabul etmem mümkün değil. Enflasyonun nedeni devleti yönetenlerin acizliğidir.

    Hatırlayınız bu ülkede günümüzde enflasyon oranı neydi, on yıl önce ve daha geri gittiğimizde ne kadardı? Bunun sebebi olarak bankaları gösterirsek, bizi yönetmişleri ve yönetenleri temize çıkarmış ve aklamış oluruz ki bunun doğru olduğunu kabul edemem şahsen kendi adıma.

    Bankacılık sistemini ilk kuran ve uygulayanlar bizler değiliz. Avrupa ve Amerika da neden çok az enflasyon var? Yoksa onların bankacıları insaflı, bizimkiler insafsız mı? Neden Avrupalı ve Amerikalı zenginler paralarını kendi bankalarına yatırmıyorlar da, getirip bizim bankalarımıza yatırıyor?

    Bizim bankalarımız daha çok misafir sever olduğu için değil herhalde. Bizleri yönetenlerin beceriksizliğinden enflasyon yükselir, ya da tam tersi olur. Yani enflasyonun nedeni, bankalar değil devleti yönetenlerdir. Çünkü bankaların işleyişi, çalışma prensiplerini yöneten, kanunlar koyan hükümetlerdir. Hatta bankalar devletin politikalarını hesaplayarak, riskleri belirleyerek kendilerine yön çizerler. Bakın onlarla ilgili yeni kanunlar çıkartıyorlar, düzenlemeler yapıyorlar. Demek ki hala büyük eksikler var.

    Örneğin bankalardan halkın en büyük şikâyeti, kredi kartıyla nakit çektiklerinde geri dönüş faizinin adeta kat kat fazlasını alarak, RİBA örneğinin hayata geçirilişini görüyoruz. Neden devlet, bu konuda önlem almıyor ve bu konuda belirleyici olmuyor? Zorlamaya da gerek yok, devletin elinde bankalar var, onlarda aynısını yapıyor. Bizleri yönetenlerde bu konuyu kullanıyorlar, ama sonuç nerede?

    Demek ki bu rant kapısını kullananlar var. Düzeltmek işlerine gelmiyor. Sizinde söylediğiniz gibi, insanların parasını yada malını yok pahasına almak Kur’an ın haram kıldığı RİBA dır. Ama bu suçu bankalara atmak yerine, devleti yönetenlerin beceriksizliklerine bağlamak daha gerçekçi olur. Onun içindir ki Yaradan sizleri seçecekleri EHİL İNSANLARDAN SEÇİN diye uyarır. Suç bankaların değil, bizim bizleri yönetin diye seçtiklerimizin.

    Günümüzde toplumların, yokluk içinde birbirilerine muhtaç yaşamalarının önce nedenini doğru araştırmalıyız. Hükümetimiz bankacılık sektöründe büyük bir güçken, elindeki bankaları satıp, kontrolü elinden ne yazık ki kaybetmiştir. Gerçi bugün elinde bulunan bankalarla da kontrolü elinde tutabilir, ama neden yapmıyor ya da yapamıyor dersiniz? Kredi faizini devlet bankaları düşürse çok daha uygun hale getirse, diğer bankalar bunlara uymak zorunda kalmaz mı? Neden yapılmıyor? İşte bunun nedenini önce düşünmeliyiz. Çünkü bu sistemden toplumun nefret etmesi isteniyor. Nedeni onun yerine hazırlanan tuzak, işletme banka için daha karlı ve daha garantili risksiz de ondan.

    Acaba yabancı ülkelerin bankaları, neden ülkemizde banka almak için yarışa girdi? Lütfen bu soruların cevabını doğru yerlerde arayalım. Avrupalı ya da Amerikalı bizim tartıştığımız konuyu tartışmıyorlar bile. Peki neden? Çünkü onların ülkelerinde bankalar devletin kontrolü altında da ondan.

    Sorunu bizler yaratıyoruz, ama her nedense çözüm üretmek yerine, yıkalım atalım düşüncesi hâkim bizde. Müslüman ve şeriatla yönetilen tüm ülkelerde, sizce farklı bir sistem mi var? Elbette hayır. Oralarda halk faizsiz bankacılık yapıyoruz diyerek, dikkatinizi çekmeye çalıştığım katılım bankacılığı adı altında ki sistemle çalışıyorlar. Eğer siz bununda diğerinden farklı olmadığına inanıyorsanız ki ben buna inanıyorum, o zaman bu işletmenin yerine geçecek bir çözüm yolu üretmelisiniz. Yoksa bu kötüdür, yakalım yıkalım la olmaz.

    Bankacılık ya da katılım bankacılığının birbirinden farkı olmadığını anlatmaya çalıştım yazımda. Yoksa bana göre her ikisinin de eksik, yanlış hatta halkın zararına çok büyük şartları var. Bende diyorum ki, bu şartları belirleyecek devletlerin kanunlarıdır. Eğer ülkede işleyen bir işletmede yanlışlar varsa, bu yalnız banka değil her konuda olur, sorumlusu o ülkeyi yönetenlerin çıkardığı eksik ve yanlış kanunlardır diyorum.

    Kanunlarımız arasında tüketiciyi koruma kanunu vardır. Tabi bu kanun sözde değil özde bir kanunsa. Ayrıca bu kanun aslında her konuyu içine alır. Düzeltilmesi de çok kolaydır. Peki neden yapılmıyorda bu konu tartışmaya açılarak, halk başka yöne doğru yönlendiriliyor? Bu sorunun doğru cevabı düşünen herkes tarafından bulunacaktır. Yeterki düşüncelerimize, fikirlerimize, inançlarımıza ipotek koydurmayalım.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

  • Avatar

    tugrul Nov 16 2013 - 13:03 Reply

    Haluk Bey’le aynı fikirleri paylaşıyorum. Ticaret, alıveriş, para neticede insanlık tarihi kadar eski ve bankalar da ihtiyaçlar çerçevesinde oluşmuş ve yok edildiklerinde yerine konacak bir şeyin olmadığı ekonomik ve hatta genel yaşamın parçası kuruluşlar. Tamam sütten çıkmış ak kaşık değiller ve bende bankacı değilim ama dini açıdan bu kadar şüpheyle yaklaşılmalarını yadırgıyorum.
    Yaşanmış bir örnektir. Bir arkadaşımız kira da oturuyor ve 800 TL kira ödüyor. Bir miktar birikmiş parası var ama bununla istediği evi hatta herhangi bir evi alması mümkün değil. Ama bir yandan da kira ödemekten bıkmış, artık kendilerine ait bir evde oturtmak istiyor. Reklamlarda bir bankanın kampanyası kulağına çalınıyor ama bir yandan da Ha…tin Ka… isimli din alimi olduğunu söylediği kişinin görüşleri kulaklarında çınlıyor. İki arada bir derede kıvranırken gün gelip durumu bir arkadaş ortamında anlatıyor. Ben de kendisine bu konuda farklı görüşlerin olduğunu söylüyorum ve enflasyon olgusundan, bankaların insan-ekipman-bina-işletme vs giderleri olan, işi güvenli para alış-satışı olan ve bunun karşılığı kar elde etmeye mecbur kuruluşlar olduğundan bahsediyorum. Kendisine ve ailesine şu an yaşattığı sıkıntının daha veballi olabileceğini söylüyorum. Netice de krediyi çekmeye karar veriyor. Şimdi bu arkadaşın kirasının biraz üzerinde ki taksitle bilindik kabullenildik veya onun biraz üzeri veya altı faiz oranıyla ödeyebileceğine güvendiği bir krediyi kullanıp ev sahibi olması dinen neden sakınca taşısın? Çalmıyor, çırpmıyor, kimseyi kandırmıyor, kimsenin hakkına tecavüz etmiyor, haksız kazanç elde etmiyor, birine borçla zulmetmiyor, birinden borçla zulüm görmüyor vs.

  • Avatar

    yasir Nov 18 2013 - 06:52 Reply

    Faiz Yememkte yedirmekte haram…Faizin azı çoğu yoktur…Ev dahi alsan en büyük haramlardan biri olan faiz çarkına sende bir katkı sunmuş oluyorsun…Malesef günümüzde dünya en büyük haram olan Faizin ve fuhşiyatın üzerine dönmektedir en hazin olanıda devletimizin veya bütün devletlerin faiz yemesi ve yedirmesidir bu demek oluyor ki dünyanın civisi cıkmış…

    RÛM – 39 –İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.

    BAKARA – 275 –Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.

    BAKARA – 276 –Allah faizi eksiltir, sadakalarıysa arttırır ve Allah, fazlasıyla inkâra düşüp çok suç işleyenlerin hiçbirini sevmez.

    BAKARA – 278 –Ey iman nimetine kavuşanlar, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun.
    Eğer gerçekten mü’min iseniz, eskiden kalan alınmamış fâiz alacaklarınızdan vazgeçin.

    BAKARA – 279 –Bunu yapmazsanız bilin ki Allah’la ve Peygamberiyle savaşa giriştiniz. Tövbe ederseniz anamalınız sizindir, ne zulmedersiniz, ne zulüm görürsünüz.

    Yukarıdaki ayetlere rağmen faizi yiyen ve yedirenler ALLAH ve Resulune karşı gelmiş yolundan çıkmışlar demektir…Enfilosyonu olan bir ortamda dahi birine borç verdiğimizde ağer mümin isek paramızın değerinin korunmasını değil değeri düşen kısmını sadaka olarak düşünüp sadece ana paramızı almamız gerekiyor…Zaten bir müminin yapması gerekende bu değilmi…Fakımızın olması için bunu yapmamız zorda olanada yardımda bulunmamız bize bir emir değilmi…
    Hatta zorda olana ALLAH tan bir emir olarak ana paranın bile bağışlanması müminler için en uyğunudur ama alırsanızda bir günahı yoktur çünkü ana para sizin hakkınızdır…

    ve son vuruş ayeti alttadır yani ana paramızı bile darda olana sadaka edin denilirken mümin olduğumuzu sandığımız bizler enfilosyon oranlarını nasıl gözetebiliriz…

    BAKARA – 280 –Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

    • Avatar

      prenszuko78 Nov 19 2013 - 10:08 Reply

      Yasir rumuzlu kardeşime kesinlikle katılıyorum.Yukarıda yapılan bazı yorumlar bankacılık sisteminin bu ekonomik düzende gerekli olduğu algısıyla yapılmış,fakat bu sistemin de mimarlarının insanlar olduğu ve bu sistemi birilerinin tasarladığını unutuyorlar galiba…Eğer karşımızda böyle bi sistem varsa oturur Müslümanlar olarak yeni bir sistem oluşturmaya çalışırız.maalesef bizde var olanı meşrulaştırmaya yönelik bir tavır söz konusu…istişare nerede, ortak akıl nerede, arayın ki bulasınız…eğer Allah haram dediyse haramdır.bunu sağa sola çekmenin veya zorda kaldık da yapıyoruz demenin manası yoktur( Ki zorda kaldığımızda nelerin serbest olduğu da bildirilmiştir.)…Bir arkadaşta ev almak için krediye başvuran bir dostunun durumunu yazmış…Kardeş eğer bu haramsa ev de almayacaksın,bu sistemi de beslemeyeceksin,eğer amaç ahirette bir ev sahibi olmaksa varsın bu dünyada bir evimiz olmasın.Arkadaşlar kimse farklı arayışlara girip içindeki tereddütlere çare bulduğunu sanmasın.Rabbimizin bazı kuralları bize zor gelebilir belki ama meyvesi tatlıdır.Bizim alimlerimizde sisteme karşı bir sistem geliştiremedikleri için kitabına uydurma çalışmalarına başladılar.Tabii ki biz geri kalıcaz,tabii ki biz birbirimizi öldüreceğiz,çünkü aklımızı,bilgimizi çalıştırmadığımız için pislikten de kurtulamayacağız ( Yunus Suresi:100 ) Bu dayatmaları kabullendiğimiz ve geçici çareler üzerinde çalıştığımız sürece kimse kusura bakmasın Allah bu pisliği bizden kaldırmaz…

  • Avatar

    tugrul Nov 20 2013 - 08:32 Reply

    Bu konu, hem ana başlığıyla (Haluk Bey’in yazısının ana konusu olan faiz ve kar payı kıyasıyla) hem de alt detaylarıyla (yine kendisinin ve diğer arkadaşların bankacılık-enflasyon ve bu oranda faiz konularıyla) sadece bizler arasında değil , ilahiyat fakültesi dekanlığı, profesörlük, doçentlik hatta diyanet işleri başkanlığı yapmış kişiler, yazılı eserleri olan ilahiyatçılar arasında da farklı yorumlanan konudur. Hatta katılsak da katılmasak da sahip olunan fazladan parayı ev olarak değerlendirip o evi kiraya verenle direk parasını bankaya verip onun kirasını alan arasında fark görmeyen bunu toptan veya kısmen onaylayan/onaylamayan ilahiyatçılarda vardır. Dolayısıyla aynı kaynak kullanılmasına rağmen farklı düşünülebilir.
    Fakat tekrar yazma nedenim, farklı görüşleri cevaplamak, konu üzerinde veya kendimin konu hakkında ki görüşlerimde ısrar etmek değildir. Şöyle bir durum oluştuğu için yazma gereği duydum; konut kredisi konusunu anlatan arkadaşın bahsettiği ve fikirlerinden etkilendiği ilahiyatçının ismini duymama rağmen, fikren çok tanımıyordum. Ya arkadaşın verdiği isim aklımda yanlış kaldı ya da kendisi bana eski/eksik bir bilgiyi aktardı. Zira o kişinin fikirleri gerçekten öylemi diye araştırdığım da kendisinin zaruret çerçevesinde ve farklı seçenekler içinde son seçenek olarak konuyu kabul edilebilir değerlendirdiğini gördüm. Yazımda ismini açık yazmasam da haksız bir atıfta bulunmuş olmak istemediğimden dolayı açıklamak istedim.
    Selamlar

  • Avatar

    moon Dec 8 2013 - 15:31 Reply

    sonunda birilerinin bu konuya değinmesi çok iyi olmuş, çok teşekkürler emeğinize sağlık.

  • Avatar

    _Kul_ Nov 11 2014 - 10:34 Reply

    Umarım bu büyük günahın farkına varılmasını sağlayanlardan oluruz çünkü dünya üzerindeki barış ve huzurun sağlanması buna bağlı olduğunu düşünüyorum. Bankalar yoksa paylaşım var, bankalar yoksa gereksiz zulum uygulayan zalimler yok. Allah’ın vaadi gerçek, emeğinizi yedirmeyin, gücünüzü iyiliğe yönlendirin kötüye değil.

  • Avatar

    kuran ve insan Nov 15 2014 - 21:35 Reply

    Eğitimini derece ile bitirmiş bir iktisatçı olarak şunu net olarak söyleyebilirim ki bankaların durumu hiç de sizin anlattığınız gibi değil. Yazınızın tek doğru yanı bütün banka çeşitlerinin özünde aynı olduğu.

    Hiç bir banka sizin çizdiğiniz pembe tablodaki gibi insanların parası enflasyonda erimesin mantığıyla çalışmıyor. Paranızın miktarına göre gerekirse pazarlık bile yapabileceğiniz faiz oranları ile size para kazandırmayı vaad ediyor. Sizden aldığı parayıda başkalarına çok daha yüksek oranlarda kredi olarak veriyor.
    Yani aynen ayette denildiği gibi başkalarının malı içinde arttıyor. Yorumlarınıza şaşırmamak elde değil hangi mantık 100.000 TL paradan 5 yıl sonra 150.000 TL alınmasını masum görebilir.
    Sizin çok masum anlattığınız bankalar her türlü kurnazca hileye başvururlar. Kredi çekenler bankadan ödeme tablosu alıp baksınlar ilk ay ve son ay arasıdaki faiz- anapara dengesindeki uçurumu göreceklerdir. Özellikle ihtiyaç kredisinde daha net görülür. İlk ay taksitinde faizin anaparaya oranı yaklaşık %60 civarında iken son aylarda %5 lara kadar düşer burada bankanın düşündüğü müşteriden ilk aylarda alabildiğimiz kadar faizi alalım ki eline para geçerse erken kapatırsa daha az kar etmeyelim. Bumu sizin faiz olmayan sisteminiz? Bir ton faiz alan banka neden bunu eşit dağıtmaz bütün aylara? Bir kaç ödemeyin bakalım taksitleri sevgili bankanız malınızı nasıl alacak elinizden. İster normal ister katılım bütün bankalar faiz pisliğinin içindedir.

    Bakara, 275. Ayet: Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.

  • Avatar

    Mantık Feb 13 2015 - 03:13 Reply

    Benim araştırmalarıma göre katılım bankaları, size kredi vermek yerine taksit imkanı sağlıyor. Siz bir ev alacağınız zaman diyelim o evin fiyatı 100.000 TL, banka bu evi sizin yerinize satın alıyor, ve esnaf mantığı ile üstüne kâr koyup size taksitle 107.000 TL ye satıyor. Banka bu alış-verişinden 7.000 TL kâr elde ediyor.

    Yukarıda ki olay kredi olayı idi, şimdi gelelim kâr payı dağıttıkları hesaplara:
    Banka yukarda ki evi satın alırken kendisine para yatırmış olanların parası ile bu evi satın almış oldu. Bir nevi 10 kişi ile ortak bu evi satın aldı ve bu ortaklar ve banka , bir başkasına üzerine kâr koyarak sattı bu evi.

    Üstte banka kaç lira kazanmıştı 7.000 lira, örnek veriyorum banka bu kâr’ı 10 bölüyor ve her bir ortağına 700 lira bu satıştan elde edilen Kârı bölüştürerek veriyor. Ay sonunda ne kadar satış ve kâr elde edilmişse , tüm bu ortaklara bölünüyor ve verilen kâr oranı ortaya çıkıyor.

    Şimdi anladınız mı neden kâr payı denildiğini ?

  • Avatar

    DAvut Mar 16 2015 - 17:08 Reply

    Sayın Haluk Bey; yazdıklarınız insanları İslami konularda aydınlatmaktan ziyade faizi meşru kılmaktır. Allah bize faizi haram, alış verişi helal kılmıştır. katılım bankalarını helal kılan arada sözlü bir mal alım satım işleminin olmasıdır. Uygulama diğer bankalarla aynı olsa da bu sözleşme alış verişi helal kılar. Siz bence bi daha araştırın da faize bulaşmak için fetva arayaların ekmeğine yağ sürmeyin. Vesselam

  • Avatar

    David Connor Apr 7 2015 - 10:37 Reply

    Merhaba,

    Güzel bir çalışma olmakla beraber, gerek banka gerekse de katılım bankalarından alınan / verilen paraların ribaya girdiğine ve yaklaşmamak gerektiğine inanıyorum. Doğrusunu Allah bilir.

    Bankacılıkla ilgili bir sıkıntı paylaşmak isterim. Bankalar para yatıran müşterinin mevduatı kadar para dağıtmazlar. Mevduatlarının 10 katına kadar para dağıtabilirler. Yani siz bankaya 1.000 lira yatırdığınızda, banka size 1 sene sonrasında 1.100 lira veriyor diyelim. Ancak sizin yatırdığınız 1.000 lira karşısında 10.000 lira kredi verebilirler. Yaptıkları sadece kredi alanların hesaplarına sanal miktar yazmaktan ibarettir. Yani yatırdığınız 1.000 lira sayesinde, 9.000 lira fazladan parası varmış gibi davranır, yani para basarlar. 10.000 liralık dağıttıkları krediyi de 11.500 lira olarak geri alırlar. Bankacılık sistemi şu an dünyanın bu hale gelmesinin en büyük sorumlularındandır.

    Katılım bankalarının olayı ise sadece insanları kandırmaktan ibaret. Hele “sukuk” dedikleri olay tam bir komedi.

    Allah hiçbir zaman ribaya ve diğer büyük günahlara bulaşmadan ömürlerimizi tamamlamayı nasip etsin inşaallah.

    Selametle…

  • Avatar

    Marsupilami Aug 7 2015 - 15:18 Reply

    Merhabalar,
    Öncelikle güzel yazı için sahibine teşekkürler. Ben de yıllardır bu konuda araştırmalar yaptım, belki 100 tane tez okudum ama hiçbirinde orta yolu bulamadım. Tek gerçek faizin her türlüsü haramdır.
    Ancak günümüz şartlarında bazı din adamları bunu biraz daha farklı yorumlamaktadırlar. Yukarıdaki yorumlarda da bahsedildi kısmen.
    Katılım bankalarından ev almak olayına gelince, arkadaşın birisi demiş ki evi alıyor üzerine bir kar koyuyor ve size satıyor. Evet öyle oluyor ama katılım bankası evi kendi üzerine geçirmiyor. Tartışılan nokta burası dolayısı ile yaptıkları alış veriş işlemi caiz değil deniliyor. Katılım bankası evi bir vekaletname ile size satıyor. Oysa tam manasıyla uygun olması için evin önce resmi olarak bankanın üzerine geçmesi gerekiyor (tapunun) daha sonra size bunu bir kar marjı ile satarsa ticarete uygun oluyor. Katılım bankaları burada kimsenin bilmediği veya dikkat etmediği bir oyun ile evi bize satıyor. Benim katılım bankalarına güvenim kalmadığından dolayı, katılım bankasında tutmuş olduğum paramı çektim ve Devlet Bankası olan Halkbank’a yatırdım. Artık Allah affetsin.

  • Avatar

    Marsupilami Aug 7 2015 - 15:24 Reply

    Katılım bankaları resmen kendilerinin olmayan bir malı üzerine kar koyarak bize satıyor…

  • Avatar

    ali Aug 29 2016 - 21:26 Reply

    Selam
    yatırım ortaklığı denilen sisteme nedense katılım bankaları yanaşmıyor
    bir projeye karıyla zararıyla ortak olmak
    eskiden kooperatifler vardı, herkes toplanıp uzun sürelerde ama düşük taksitlerle bir inşaata girebiliyordu
    şu an esamesi okunmuyor
    demek ki faiz’in rantını düşürüyor
    devlet bu konuda hiç bir adım atmıyor
    sağlık sigortadan, emekliliğe kadar devletten aldığımız hizmetler de faize bulaşmış durumda

    Allah umarım bir çıkış yolu gösterir

  • Avatar

    Bilal Nov 11 2016 - 11:14 Reply

    Iyiki param yok

  • Avatar

    Dr. Yasin Jan 4 2017 - 10:31 Reply

    Kardeşim çok güzel bi noktaya temas etmissin. Ama kar payi adi altinda da olsa kredi almanin şüpheli olduğundan ziyade faiz almanın da aynı oldugunu söylemişsin. Yani bi tarafta eleştirdiğin fikri açık açık biz faiz dağıtıyoruz diyenlerde ovmussun. Paradan para kazanmak haramdir. Ekonomistler hesaplamis bilmem ne bu faizdir haramdir. Tl nin değer kaybindan endise ediyosun madem parani altin al at bankaya altini, dolar euro vs al at bankaya. Bunda vicdanlar rahat olur. benim mantığıma göre söyle de bi durum var. Katılım bankasi Senin parani alıyor sana geri ne vereceğini bilmiyor burasi doğru. Ama sana bişey satarken geri ne alacağını söylüyor. Çünkü sana ne kadar bi karla satacağina kendisi karar veriyor. Bi magaza sattigi ürünü vadeli satmasi haram degildir. Vadesini de kendi belirler. Ama siz o mağazanin sahibi olun o ay ne kadar vadeli mal satip da ne kadar kar edeceginizi bilmediginiz icin bunda meblag veremezsiniz. Bu yuzden ayni faiz diyemezsiniz. Ama soyle bi durum var, ben ev alacaktim evi alacagim kişiyle anlastim sonra bankaya gittim, ev sahibi krediyi burdan mi cekeceksin dedi mantik ayni, ve birde aslinda alacagimiz evi bulup da degil aslen o evi bankanin bulup sonra bize satmasi gerek. Ben vicdanen riske girmedim katilim bankasi da olsa kredi almadim. Bence en doğrusu hic bulaşmamak. Ev araba almak farz degil ama faiz almak haram. Faizi almak yada vermek 30 zinadan daha büyük günahtir. Biz dinimize gore yasamiyoruz. Asgari ucretle calisan zar zor gecinen bile ille de evim olsun diye cok yuksek meblalarda faiz ödüyor. Toki adi altinda bile… bence normal bankalardan kesinlikle uzak durmali, katılım bankalarında da çok çok dikkatli olmalıyız, vicdanımızın sesini dinlemeliyiz.

  • Avatar

    Serkn Jan 9 2017 - 00:39 Reply

    Allah bizi korusun

Leave a reply

Name (required)

Website