Kader Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar, Kuran ve Kader

Kader Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar, Kuran ve Kader

Kader ile ilgili, rivayette savunulan nokta şudur ki; Allah, herkesin nasıl ve ne şekilde yaşayacağını dolayısıyla da kimin mümin olarak, kimin de kafir olarak öleceğini yazmıştır. Örneğin; imansız yaşayan biri mümin olarak öleceği yazılıysa, o kişi melek tarafından ölmeden önce kurtarılır. Buna eş olarak, hayatı boyunca fedakârlık yaparak yaşayan kişi eğer kafir olarak öleceği yazıldıysa şeytan o kişiyi yaşamının sonunda saptırır. Peki Kur’an’ın bu konuya yaklaşımı nasıldır? Kamer (54:52) “Onların yaptıkları her şey kitaplarda (yazılı)dır.” ve Câsiye (45:29) “Bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz ki biz, yaptıklarınızı yazıyorduk.(denir.)” ayetlerinde “yapacaklarının” değil “yaptıklarının” yazılı olduğu vurgulanmaktadır. Kamer (54:52)’nin orijinal metninde “yap-” fiilinin kökü olan “Fe-Ayn-Lam” “yapacakları” olarak çekimleyecek “fāǐlīne” kelimesi kullanılmalıydı. Fakat ayetteki “eylem kökü” geçmiş zamanda çekimlenerek “yaptıkları” anlamını veren “fe’alûhu” kullanılması önemlidir. İddia edilenin aksine Kur’an kişi tarafından “yapılmış” olanların yazıldığını vurgular. Yani yazılmış bir şey varsa bu kişi tarafından yapılmış olmalı. Kişinin yapacak oldukları yazılmamıştır. Bu fiilin geçmiş zamanda gelmiş olması bu anlamı vurgulamak için önemlidir.

İkincil olarak rivayet merkezli kader anlayışının getirdiği, kişinin kafir ya da mümin olarak öleceğinin yazılı olması, onlarca ayetinde adalet gibi bir gündemi olan Kuran ile kesinlikle bağdaşlaştırılamaz. Nitekim Allah; Nahl (21:47) ayetinde “Ve Kıyamet Günü (öyle) doğru, (öyle hassas) teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz; bir hardal tanesi kadar bile olsa, her şeyi tartıya sokarız; hesap görücü olarak kimse bizden ileri geçemez!” bildirir. Aynı zamanda peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), bir hadisinde “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663) şeklinde buyurmaktadır. Ayrıca rivayet temelli kader anlayışı Özgür irade, karar verme özgürlüğü, ile de tamamen çelişmektedir. Kader’in yıllarca İslam’i açıdan da “Alın Yazısı” şekilde anlaşılıp, yorumlanması “Kitab-ı Mukaddes’in” “İslam Dini’nin” kaynağı zannedilmesi yanılgısından başka bir şey değildir. İslam Dini’nin tek kaynağı vardır o da Kuran’dır. (Nasıl ki, Hz. Muhammed bu davayı 23 sene Kuran ile ayakta tutmuştur.) Kader hakkındaki rivayet temelli Kader eşittir Alın yazısı algısının hiçbir Kuran’i referansı yoktur…  Dolayısıyla kader ile bu görüşler Kuran temelli değildir. Dolayısıyla İslam Dini ile ilişkilendirilemez.

Kader, Allah’ın ilim sıfatıdır ve O’nun belirlediği ölçüler anlamına gelmektedir. Nitekim bu anlam Talak (65:3) “…Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.”  Kamer (54:49) “Hiç şüphesiz, biz her şeyi kader ile yarattık.” ve Furkan (25:2)her şeye bir ölçü ve oluş tarzı takdir etmiştir.” ayetlerinin içeriğinden de anlaşılabilmektedir. Allah’ın insana koyduğu ölçü (kader); iyiyi, kötüden ayırt edebilecek akıl ve seçim yapabilecek özgürlüğü sağlayan iradedir. Allah’ın bir şeyi yazmış olması o şeyi emredip kayıtsız, şartsız yerine getirilmesini gerektirir. Yazılma ile bilinme birbirinden farklı şeylerdir. Evet, Allah bize ve evrene neler olacağını bilir (Çünkü O Hakim’dir, her şeyden haberdardır. Mü’minûn (23:92) Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir...) fakat Allah’ın bilmesi bizi alacağımız kararlar ve uygulamalarımız hakkında cebretmez/zorlamaz. Biz Allah’ın bilgisine göre değil, bildirisine göre yaşarız. Tabi ki insan oğlunun müdahil olamayacağı “doğacağı zamanı, cinsiyetini, ailesini, doğacağı coğrafyayı ve ırkını seçememe” gibi durumlar vardır. Bunlar yaratanın beşer aklı ve irade dışındaki insanoğlu ile ilgili ölçüsüdür. Bunun dışında, insanın kendi karar verip yaptığı yanlış seçimleri, kötülükleri ve sorumsuzlukları Allah yazdı demek; bunlar Allah’ın sorumluluğunda demektir. Bu o kadar yanlış bir ithamdır ki; nitekim Allah Ali İmran (3:185), Yasin (36:54), Casiye (45:28) ayetlerinde “yaptıklarınızın ile yüzleşeceksiniz.” şeklinde buyurmaktadır. Allah bize yaptırmış olsa bize yaptıklarımız ile yüzleşeceğimizi bu ayet ile hatırlatmaması gerekirdi. Bununla ilişkili olarak, eğer “Alın yazısı” varsa Allah tarafından yazılanın aksine bir aksiyon alınamayacağı için Allah tüm hayatımız boyunca yaptıklarımızdan bizi sorumlu tutmamalıdır. Lakin aslı böyle olmadığı için Allah Nahl (16:93)…Siz, yaptığınız her şeyden sorumlu tutulacaksınız.” ayetiyle bizleri uyarır. Ve Ali İmran (3:30) buyurur ki; “Kıyâmet günü herkes dünyada iken yaptığı iyilik ve kötülükleri önünde hazır bulacak…” Yaptırıldığınız iyilik ve kötülükleri değil “yaptığı iyilik ve kötülüğü” demek bunun sorumlusu sensin demektir. Yine bir başka ayetinde Zilzâl (99:7-8) “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.” buyurmaktadır. Öyle ki; ayet “yapmışsa ve işlemişse” olarak inmiştir. Eğer kişilerin yaşadıkları Allah tarafından yazıldıysa yani Kader “Alın yazısı” olsa idi” bu ayetteki “yapmışsa ve işlemişse” şart fiilleri, “yaptırılmışsa ve işlettirilmişse” şeklinde gelmeliydi. Yine birçok ayetinde – bunlardan bazıları Bakara (2:25), Maide (3:93), Yunus (:4), Ra’d (:29)…“iman edittirilip, salih amel işlettirilenler“(edilgen çatı) değil de ” iman edip, salih amel işleyenler” olarak (etken çatı) gelmesi yani eylemi yapanın öznenin olduğu şeklinde çekimlenmesi dikkat çekilmesi gereken bir vurgudur. Ek olarak Zilzâl (99:7-8) vurgulandığı üzere bu şekilde anlaşılan “Alın yazısı” daha önce de belirttiğimiz adalet gibi bir gündemi olan Kuran ile çelişmektedir “(Benzer şekilde örnekler Nebe (78:40), Kehf (18:49) …)

 Allah’ın bize kader olarak verdiği akıl ve özgür irade ile iyiyi kötüden ayırt edip, dilediğimizi seçip, yapma özgürlüğüne sahibiz. Milliyetimiz, doğum zamanı, aile, coğrafya, ırk ve ölüm saatimizi gibi müdahil olamadığımız durumlar alın yazımızdır fakat müdahale ettiklerimizi “amel defterimize” biz yazmaktayız. Öyle ki İsra (17:13) ayetinde “Ve Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. Nitekim Kıyamet Günü onun önüne, (dünyada yapıp ettiği) her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak (ve diyeceğiz)” kader ile ilgili bu doğru bilinen yanlıştan, bu çelişkiden behemehal uzaklaşmalıyız.

  1. Çelişkili durum

Günümüz de çoğu insan yaptığı hataları o benim “kaderim de varmış” diyerek sıyrılma çabası içerisindedir. – Bazı durumlar sınav konusu olarak yazılmış olabilir; ancak biz Allah’ın bizim hakkında ne yazıp yazmadığını biz bilmiyoruz.- “O benim kaderim de varmış” iddiası;

1) Allah’ın ilim sıfatına vâkıf olmak demektir. Bakara (2:255) “O dilemedikçe O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar.” Haşa hiçbir varlık yaratıcısı olan Allah ile eş değer, onun bilgisine sahip değildir. Bildirmesine sahiptir o da Kur’an’dır.

2) “Kaderimizde olduğu nereden biliyoruz?” sorusunu bize sordurur ve konuyla ilgili Allah Neml (27:65) ayetinde “De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez…” şeklinde buyurur. Ek olarak yaşanılan durumun kaderinde olduğunu bilebilmek onun Allah tarafından haber verilmesiyle mümkündür. Allah bildirmeden insanoğlu hiçbir şeyi bilemez ayrıca Allah’ın birine bir şey bildirmesi o kişinin peygamber konumda olmasını gerektirir ve son peygamberimiz Hz. Muhammed’dir.

2. Çelişkili Durum

Allah’ın bir şeyi yazması onu emretmesi demektir ve çoğumuzun da bildiği Nahl (16:90) “…Allah çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.Kader’i, “Alın yazısı” olarak tanımladığımızda bir kişinn yaptığı kötü bir işin o kişinin kaderinde var olduğu böylece farkında olarak veya olmayarak bunu Allah’ın yazması yani emretmesiyle temellendirmiş oluruz. Bu çok büyük bir hatadır. Unutulmasın! -A’râf (7:28)- Allah kötü işleri emretmez.

Bu çelişkili iddialar ile ilgili uyarıcı mesajlara Kuran’da ulaşmak mümkün. Aşağıda sıralı olarak verilmiş ayetleri dikkatlice okuyalım ve bu ayetlerde “müşrik” olarak tanımlananlar bugünkü toplumumuzda kime benziyor karar verelim.

Enam (6:148) ŞİMDİ Allah’a ortak koşanlar(müşrikler) diyecekler ki: “Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız asla şirk koşmazdık; dahası (O’nun helâllerinden) hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (hakikati) işte bu mantıkla yalanladılar; ta ki azabımızı tadıncaya kadar… De ki: “Elinizde bize sunabileceğiniz güvenilir bilgiye dayalı herhangi bir belge var mı?” Siz yalnızca zannın peşine takılıyorsunuz ve sadece uyduruk spekülatif bilgiye dayanıyorsunuz.

Araf (7:28) Ve ne zaman çirkin bir iş işleseler, (hemen) “Biz atalarımızı da bu iş üzerinde bulduk; demek ki bunu bize Allah emretmiş” derler. De ki: “Şu kesin: Allah çirkin bir şeyi emretmez. Yoksa Allah’a, hiç bilmediğiniz bir şeyi mi yakıştırıyorsunuz?

Nahl (16:35) Müşrikler dediler ki: “Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız, hem O’ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de O’ndan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?

İblis’te aynısını demişti. A’raf (7:16) “(Ve İblis) şöyle dedi: “Madem ki sen beni saptırdın, yemin olsun ki ben de senin dosdoğru yolunun üzerine oturup onlar için pusu kuracağım.”

Saptıran Allah değildir, İblis yüz çevirip, kibir gösterip kendisi sapmıştır. Hiç kimse kendi tercihini Allah’a atfedemez. Yanlışların, hataların ve sorumsuzlukların bedelini Allah’a ödetmeye çalışmak “İblis” adetidir.

Allah biz doğru karar verelim diye akıl, irade, fıtrat, vicdan verdi, peygamber görevlendirdi, kitap gönderdi. Bu altın altıya bakarak hayatımızın rotasını belirlemeliyiz. Nitekim Allah aşağıda verilen ayetlerde hakikate iman etmeyi ya da inkar etmeyi hayat sahibi kişinin özgürlüğünde olduğunu vurgular.

Teğabün (64:2) Sizi yaratan O’dur: içinizden kimi hakikati inkâr eder, kimi de [ona] inanır.  Ve Allah her yaptığınızı görür.

İnsan (76:3) Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster inanır, ister inkâr eder.

Keyf (18:29) Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!

Nahl (16:93) Allah, dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dileyeni saptırır, dileyeni de hidayete iletir

Evet Allah bir senaryo yazmıştır fakat rolleri dağıtmamış, tanıtmıştır. Doğru seçimleri yapabilmek için irade, akıl, vicdan, fıtrat verip, peygamber görevlendirip, kitap indirmiştir! Dileyen, istediğini seçip yaşama özgürlüğüne sahip olduğu için yaşadıklarının sorumluluğu da kendisine aittir. Ve tercihleriyle yazdığı, sorumluluğu tamamen kendisine ait olan kitap yani “amel defteri” ile hesap günü yüzleşir, onu okur – İsra (17:14) –  ve yaptıklarının sonuçlarına katlanır. Tabi ki de en doğrusunu “Allah bilir.”

Yazar: Yiğit A.


About the Author
Author

Editor

Comments (1)
Leave a reply

Name (required)

Website