Yalnızca bir kaç dakikalığına bize hayat veren şeyleri dikkatlice düşündüğümüzde şaşkınlığa düşeriz. İnsan mucizevi büyüklükte galaksiler barındıran bir boşlukta, 300 milyar galaksiden birinin içinde bulunan, yaşam için özel yaratılmış bir gezegende yaşar. Bu gezegen, yani Dünya, devasa boşluğun içinde hiç durmadan döner, milyarlarca yıldızdan yalnızca biri olan Güneş’in yolladığı ışınlar sayesinde Dünya ısınır. Besin, su ve azot döngüsü gerçekleşir; insanlar,
(daha&helliip;)
Kuran’da samimiyetle inanan insanlar için ‘boş vakit’ diye bir kavram olmadığını görürüz. Müminin her gün yaptığı ibadetlerin çok fazla vaktini almaması, günün geriye kalan vaktini dünyevi istekleri peşinde geçirebileceği anlamına gelmez. İman sahipleri, yaşamları süresince nefislerinin bencil tutkuları ve inkarcı felsefe ve görüşlere karşı fikir mücadelesi vermekle yükümlüdürler. Müminin samimi ve ciddi çabasının bir sınırı, bir kesintisi de yoktur. Bu
(daha&helliip;)
Allah’a iman etmeyen insanlar, yaşamlarının dünya hayatıyla sınırlı olduğunu düşündüklerinden dolayı ahiret hayatı için herhangi bir şey yapma gereği duymazlar. Ahireti düşünmeyen bu insanlar zamanlarını boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de çevresindekilere fayda sağlamayacak konuşmalarla ve boş işlerle oyalanarak harcarlar. “Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır… ” (Enbiya Suresi, 3) Ancak oyalanmayla geçen bu hayatın sonunda; her davranış, her söz, her
(daha&helliip;)
İnsan nefsinde, yapmak istediği ve içinden geçen konuları daha ileriki bir zamana ertelemek gibi bir eğilim vardır. Kuran’da bildirildiği üzere, kendisi ile beraber tüm insanları cehenneme sürüklemek isteyen şeytan, özellikle hayır ve Allah rızası içeren amellerin ertelenmesi konusunda insanlara telkinler verir. Oysa en önemli sorumluluğu olan kulluk görevini ertelemek veya görmezden gelmek kişiyi bu sorumluluktan muaf tutmaz. Rabbimizin bize bahşetmiş
(daha&helliip;)
Dinler tarihi alanında 19. ve 20. yüzyıllarda ağırlıklı olarak kabul edilen yaklaşım; yine 19. yüzyılda yaşamış olan August Comte’un toplumların gelişimi konusunda ortaya koyduğu 3 hal yasasını esas almıştır. Buna göre dini insanlar uydurmuştur; insanlar önce politeist yani çok tanrıcı dinlere inanmış, akabinde ise monoteist yani tek tanrıcı dinlere inanmıştır. Gerek Kuran’da gerekse diğer kutsal kitaplarda yapılan anlatılara göre ise
(daha&helliip;)
Aşağıda sizlere bir öykü aktarmak istiyorum, kıssadan hisse düşer diye sizlerle paylaşmak istedim. ÖYKÜ bu ya, dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytan, üstüne yüklenen bu ağır suçlamadan bıkmış, Bir gün bir fırsat yaratayım da insanlar ne kadar iyiliksever olduğumu anlasınlar demiş. Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve
(daha&helliip;)
Şeytan, insanı Allah`ın yolundan saptırmak, onu dinden uzaklaştırmak, boş işlerle uğraştırarak Allah`ı ve ahireti düşünmesini engellemek için her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır. Şeytanın fırsat kolladığı durumlardan biri de, insanın karamsarlığa düştüğü zor zamanlardır. Dünya hayatının bir imtihan mekânı olarak yaratıldığını düşünmeyen, Allah`ın herşeyi bir hikmet üzerine yarattığına iman etmeyen insanlar, şeytanın da telkinleriyle umutlarını tamamen yitirir, mutsuz yaşarlar.
(daha&helliip;)
Tapılacak tek kudret Allah’tır. O’nun dışında ilah yoktur. O, sürekli diridir. Hayatın kaynağı O’dur. Kudretin kaynağı da O’dur. Kimseden kuvvet almaz, fakat her kudret sahibi gücünü O’dan alır. Ne gaflet yaklaşır O’na, ne kendinden geçme, ne de uyku. Göklerdeki her şey, yalnız O’na ait olduğu gibi, yeryüzündeki her şey de yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça, şefaate kalkışmak
(daha&helliip;)