Miraç Konusun ve Kuran’ın Bu Konudaki Tavrı…

 

Bugün sizlerle günümüzde çok konuşulan ve bizlere beş vakit namazın burada emredildiği anlatılan MİRAÇ konusunu kur’andan araştırıp, yine kur’ana göre doğru olup olmadığını birlikte araştırarak, herkesin kendi nefsinde benliğine bu sorunun cevabını vermesini istiyorum. Önce MİRAÇ olayının nasıl olduğunu geleneksel İslam’ın bu konuyu nasıl anlattığını ve inandığını sizlere aktarıyorum.

(Miraç, Recep ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ`ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke`den), Mescid-i Aksâ`ya (Kudüs`e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs`e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa`nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ`ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miracını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekât namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Âdem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.

Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü`l-müntehâ`ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra her gün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü`l-Ma`mur`u ziyaret etti.
Hz. Cebrail`in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı. “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu. )

Hz. Musa`nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail`in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke`ye döndü. )

MİRAÇ konusunda anlatılanların bir özetidir yazılanlar. Şimdi yukarıdaki yazıyı kuran ile karşılaştıralım acaba yazılanlar, söylenenler kur’ana uyuyor mu? Önce miracın anlatıldığı yazının başından bir alıntı yapalım.

(Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ`ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir. )

Bu satırlarda geçen Mescidi haramdan mescidi aksaya peygamberimizin götürülüşü Kur’anda İsra suresi 1. ayetinde çok açıkça anlatılır. Peki, daha sonra oradan semaya yükselmesi acaba neden hiç ama hiç bahsedilmez, bunu düşündünüz mü? Allah bu kadar önemli bir olayı bizden saklamak isteyeceğini sanmıyorum, peki neden kur’an da bundan sonra olanlar, yani miraca yükseltilmesi geçmediği halde, hiç kuşku duymadan bizler buna inanabiliyoruz? İşte bu sorunun cevabını aramaya devam edelim, eğer kur’ana uyan bir cevap bulursak baş tacı elbette yaparız, yok kur’ana uymuyorsa ben şahsım adına kabul edemem, çünkü kur’ana uymayan bir şeyi kabul etmenin hesabının zor verileceğini söylüyor Rabbim. Önce İsra suresi 1. ayeti yazalım okuyalım ki daha iyi anlaşılsın.

İsra Suresi
1: Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ`ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

Hatırlayınız yukarıdaki ayeti örnek vererek, miraç bu ayetin devamında gerçekleşmiştir deniyor, peki neden Rabbim devamını yazmamış da kur’an dışından bilgilerle öğreniyoruz, namazın miraçta beş vakit emredildiği bu kadar önemli bir olayı, bunu lütfen iyice düşünelim. Önce yukarıda yazdığım ve MİRACIN anlatılma şekli ve bilgileri üzerinde duralım birazda, acaba gerçekten Rabbim kullarına 50 vakit namazı önce emredip, daha sonra Rabbim HÂŞÂ kullarının bu yükü kaldıramayacağını hesap edemeyip, peygamberimizin Hz. Musa ile karşılaştığında bu kadar vakit namazı ümmetinin güç yetiremeyeceğini söyleyip, Yaratanla pazarlık suretiyle peygamberimizin namazı beş vakte düşürdüğüne inanmamız, sizce çok normal bir düşüncemi? Hâlbuki bakın Rabbim kur’anda bizlere ne diyordu hatırlayalım.

Bakara
286.: Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.

Müminun
62: Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Peki, bu ayetleri ve buna benzer birçok ayetleri gördüğümüz halde, nasıl olur da Rabbimin bizlere 50 vakit namaz emredeceğine ve peygamberimizin pazarlık sonucu bunu beşe indirdiğine inanabiliriz? Yine yazıda geçen peygamberimizin semadaki yedi katı ziyaret ettiğini ve birçok peygamberle görüştüğünü, cenneti cehennemi gördüğünü, ikisi açıkta ikisi gizli olan nehirleri gördüğünü, Allahın en yakın görevlisi Cebrailin bile gidemediği yere gittiğini, işin en ilginci ise(Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref olduğu. ) anlatılmaktadır. Hâlbuki Allah ı görmek isteyen Musa peygamber ve buna benzer örneklerde asla rabbim i çıplak gözle görülemeyeceğini örnek ayetlerle açıklamasına rağmen, bakın neler söyleniyor ve bizler bunlara inanabiliyoruz. Kur’anın hiç bahsetmediği onca gaibi bilgileri, peygamberimiz görmüş mü, şimdide kur’andan bu sorunun cevabını arayalım.

Enam Suresi
50. Onlara şunu söyle: “Ben size Allah`ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vah yedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?”

Maide sur.
109. ayet: Allah, resulleri bir araya getireceği gün şöyle der: “Size ne cevap verildi?” Şöyle derler: “Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen.

Araf
188: De ki: “Ben kendi nefsime, Allah`ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer Gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım…….

Yukarıdaki sözleri boşuna söylemesini istemiyor Rabbim bizlere. Bakın onlara şunu söyle diyor ve(Gaybı da bilmem ben) ama yukarıda o kadar gaybi bilgileri bildiğini saydık ki, düşünün Cebrailin bile gidemediği yere, peygamberimizi hiç bahsedilmeyen bir araçla, yani Rabbin huzuruna bile gittiğine inandık. Rabbin cemalini gördüğü dahi anlatılmadı mı bizlere. Karar sizlerin, çünkü herkes yaptıklarından ve inandıklarından sorumlu tutulacaktır.

Şimdide de Miracı, İsra suresi birinci ayetin devamında olmuştur diyerek savunduğu düşünce, kendilerini çok fazla tatmin etmemiş ve kendileri de inandırıcı bulmamış ki, yine kur’andan delil arayış içine girmişler ve bakın yukarıda saydığım tüm ayetlere uymaması onları çok fazla etkilememiş olmalı, şimdi yazacağım bir sözün ardından, Miracın kanıtını arar olmuşlar. Şimdi ayeti geniş bir şekilde yazalım.

Necm Suresi
1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
3. O, arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vah yedilenden başkası değildir.
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
8. Sonra (Muhammed`e) yaklaştı, (yere doğru)sarktı
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. 10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
13. Andolsun onu, önceden bir başka inişte daha görmüştü,
14. Sidretü`l-Müntehâ`nın yanında.
15. Cennetü`l-Me`vâ da onun yanındadır.
16. Sidre`yi kaplayan kaplamıştı.
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

Yukarıdaki yazdığım ayeti lütfen düşünün bu bahsedilen olaylar Miraç tamı geçmiş, yoksa kur’an ayetlerinin indirilişini mi anlatıyor? Ayeti okuduğunuzda zaten hemen anlaşılıyor. Rabbim kur’an ayetlerinin indirilişini bizlere anlatıyor. Bildirilenlerin vahyedilenlerden başkası olmadığını söylemesi, kur’an ayetleri için söylendiği zaten belli oluyor. Peygamberimiz içinde övgü var ve arkadaşınız ne saptı ne batıla inandı diyor Rabbim. Ayrıca kendi kafasından konuşmadığını bu sözlerin yani kur’an ayetlerinin Yaratanın sözleri olduğunu belirtiyor. Hatta açıkçada söyleyerek indirilmiş bir vahiyden başkası değildir diyor. Peygamberimize de iyice bellettirildiğini açıklayarak Kur’anın geldiği yerden bahsediyor ve onu getiren Cebrail ile peygamberimizin o kadar yakın oldu ki diyor ve örnek veriyor, iki yayın beraberliği gibi, hatta ondan daha yakın olduğunu söylüyor. Peygamberimizin Cebrail i görmesi ile kalbinin de tastiklediğini imanın daha da arttığı açıklamasını yapıyor. Bakın bu ayetlerde Miracdan asla bahsedilme yok, yalnız kuran ın indirilişinden bahsediyor. Fakat ayette geçen ama günümüzde dahi tam olarak anlaşılmayan müteşabih bir konumda olan (Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında) cümlesini, işte bu Miraçta geçen yer denecek kadar zorlama ve delilsiz bir kanıt olarak gösterilmektedir. Hâlbuki bu sözün hemen öncesinde göğe çıkışı bırakın tam tersine, bir başka inişte görmüştü sözüyle bu yerin yeryüzünde olduğu anlaşılıyor. ( onu bir başka inişte de görmüştü. ) Kur’ana uymak yerine kur’anı kendimize uydurmak bu olsa gerek. Zorlamayla kur’andan delil aramak, gerçeklerin üstünü örtmektir. Buda bizi Allah a değil, şeytana yaklaştırır dinden uzaklaştırır.

Şimdide bu konuyu yine kur’anın diğer ayetleri ile karşılaştırarak olup olamayacağını düşünelim. Bakın Rabbim kuran ayetleri için ne diyor?

İsra
89; Yemin olsun, biz bu Kuran`da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Kehf
54; Yemin olsun, biz, bu Kuran`da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

Bu ayetlere benzer onlarca ayet yazabilirim, sanırım bunlar yetecektir. Rabbim bizlerin anlayacağı şekilde yemin ederek bu kitapta bizler için her benzetmeden nice örnekleri verdiğini, her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduğunu söylüyor. Hatırlayın bizlere beş vakit namazın farz olduğunu anlattıkları MİRAÇ ise kur’anda yok. Söyledikleri delillerin ise konu ile ilgisi dahi yok. Peki, bu durumda Rabbin söylediği gibi, bir kez örneği dahi verilmediyse ona inanmamız normal midir dersiniz? Yine karar sizlerin herkes kendisinden sorumludur. Elbette burada açıklamaya çalıştığım konu, namazın beş vakit olmadığını kanıtlamak değildir, Miraç olayının kur’ana uyup uymadığını anlamaya çalışmaktır. Rahmana beş vakit değil, on vakit namaz kılsak azdır. Önemli olan Rabbin doğrularını öğrenmektir amacımız. Allah bir ayetinde ne diyordu? ( Müddesir 11: Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!) Bakın bir başka ayetinde yine bunun devamı olarak düşünebileceğimiz bir ayetinde ne söylüyor?

Rad
40: Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.

Yine Miraç olayının kur’anda geçmemesi beni düşündürdü ve kur’anda verilmeyen bir hükümden Rahman bizi sorumlu tutar mı diye, gelin kurandan bu konuda delil arayalım. Bakın rabbim neler söylüyor? Acaba bu sözleri söyleyen rabbim açıkça hiç bahsetmediği bir konudan hesap sorup, bizleri sorumlu tutar mı sizce? Karar yine sizlerin.

Zühruf
43: Sen, sana vah yedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.

Araf
3; Rabbinizden size indirilene uyun; O`nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Maide
67. Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.

Ankebut Suresi
51. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır

Zühruf
44: Doğrusu Kur`an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

Yukarıdaki ayetleri tebliğ alan bir insan, bizlere vah yedilen Kur’ana sımsıkı sarılmasını istiyorsa, Rabbim özellikle bizlere indirilene uyun diye tembihte bulunuyorsa, elçisine görev verdiğinde yalnız indirdiğini tebliğ etmesi ve iman edilmesi konusunda detaylı bilgi veriyorsa ve bizleri uyarıyorsa, kur’anı yeterli görmeyen o devrin insanlarına bile Rahman kızarak sizlere İNDİRDİĞİM KURAN YETMİYOR MU diyorsa, en son olarak Yüceler yücesi Rabbim açıkça (. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız. ) diyorsa, sanırım söyleyecek sözün bitim noktasıdır diyorum. Rabbim bu kitaptan hesaba çekeceğini söylüyorsa, kuran dışından asla sorumlu olacağımızı lütfen artık söylemeyelim. Çünkü bunu söylemek bana göre AÇIKCA RAHMANLA İNATLAŞMAKTIR, bunu da unutmayalım.

Sizlere son olarak bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Miracın oluşunda Rabbin kur’anda asla bahsetmediği, peygamberimizin gördüğünü söyledikleri çok önemli detayları hatırlayın. Bunların kur’anda asla bahsedilmediğini de düşünün, daha sonra aşağıdaki ayeti anlamaya çalışın, sanırım birazcık düşünen çok kolay anlayacaktır her şeyi.

Araf
33.; De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah`a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.

Düşünebiliyor musunuz Rabbim Kur’anda açıklamadığı, hakkında hiçbir delil indirmediği, Allah katında bilmediğimiz şeyleri söylememizi HARAM kıldığını söylediği halde bizler, her gün neredeyse HARAM suçunu işliyoruz. Hâlbuki Rabbim haram kelimesini yapmamızı istemediği, hatta kesin sınarlar çizdiği adeta büyük günahları işaret edercesine saymıştı kur’an da bizlere. İşte bizlerin yaptığı büyük yanlışlar bu kadar açık ve net. Rabbim bakın emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin diye bizi nasıl ikaz ediyordu.

İsra Suresi
36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

Allah Tek güvenilir ve kendi koruması altında olan kitabın KUR’AN olduğunu söyler. Emin olabileceğimiz garantili ve sorumlu olduğumuz tek bilginin kur’an olduğunu unutmayalım. Kur’ana uyan onun süzgecinden geçen her sözü de, elbette kabul edelim. Emin olmadığımız ve kur’anın onaylamadığı hiçbir bilgininde ardından gitmeyelim, Rabbin söylediği gibi sorumlu olacağımızı unutmayalım.

Ben bana anlatılanları ve bu bilgiler Allah katındandır dediklerinde Kur’ana müracaat ediyor ve onun süzgecinden geçirmek için elimden geleni yapıyorum. Rabbim utandırmasın. Bende bir insanım, elbette hata yaparım, ama en az hata yapmak istiyorsak, yaratanın vermediği bir hükmün peşinden gittiğimizde hataların en büyüğünü yapacağımızı da unutmayalım. Miraç konusunu da aynen öyle yapmaya çalıştım, ama bir türlü Rabbin süzgecinden geçmedi. Yazdıklarım benim kur’andan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen bu söylediklerimi bizzat kendiniz kur’anı anlayarak okuyup, doğruluğunu araştırmanızdır. Bizlerin asıl görevi birilerinin söylediklerinin ardından gitmek değil, Rabbin ne söylediğini bizzat ilk kaynaktan anlamaya çalışmak olmalıdır.

Şunu asla unutmayalım ki Rabbim anlayamayacağımız bir kitap gönderip, daha sonrada bizi sorumlu tutmaz. Bunu söylemek Rahmanın adaletini sorgulamaktır. Tabi bu söylediklerim MUHKEM ayetler yani bizleri din ve iman adına bağlayan, Rabbin yapmamızı istediği ayetler içindir. Zaten Allah bu ayetlerin açık ve anlaşılır olduğunu ve bunlardan hesaba çekileceğimizi söyler. Bu ayetlerden bahsederken de, Kitabın anasıdır deyimini kullanır. Rahman sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim diyorsa, kur’anın açıklamadığı izah etmediği hiçbir konudan sorumlu tutmayacağını bilmeliyiz. Bunun tersini söyleyeninin, Rabbin adaletini sorguladığını hatırlatırım. Sanırım asla bağışlanmayacak büyük günahta bu olsa gerek. Bu yola düşmekten Rabbim cümlemizi korusun.

Allah gönül gözleri açık, bakan değil gören, yalnız duyan değil hisseden, aklını kullanmasını bilen, tüm bu özellikleri kur’anı anlamak için kullanan, gönlüyle tastikleyen kulları arasına bizleri alması dileklerimle.

SAYGILARIMLA
Haluk GÜMÜŞTABAK

 


About the Author
Author

halukgta

Comments (6)
  • Avatar

    kubilay Dec 26 2011 - 18:03 Reply

    kardeş allah senden razı olsun çok başarılı bir konuya deyinmişsin bende seninle bu konuya talibim evet kur’anda miraç olayı geçmiyor peygamber efendımızde allahın sözünden dışarıya çıkmaz öyle birşey olsaydı zaten cennabı allah peygamber efendımıze kur’an a eklemesini isterdi öyle değilmi saygılarımla.

  • Avatar

    Salih May 26 2014 - 05:24 Reply

    Selam, bu güzel yazıya ben de katkı yapmak isterim.

    İsra suresi 93. ve Nisa suresi 153. ayetlerinden miraç olayının gerçekleşmediğini, Hz. Peygamberimizin göklere yükselmediğini, gökyüzünden bilgi, kitap getirmediğini ve inkarcılar ile Ehli Kitap’ın miraç olayının gerçekleşmemesini inançsızlıklarına bahane yaptıklarını anlıyoruz.

    “…..Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar senin peygamber olduğuna asla inanmayız..” (İsra-93)
    “Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor…….” (Nisa-153)
    “Küfre sapmış olanlar şöyle derler: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya..” ( Rad-7)

    İsra Suresinin 59. ayetinde ise, önceki peygamberlerin mucizeleri inkarcılar tarafından yalanlandığı için Hz. Muhammed’e mucizeler verilmediği açıkça bildirilmiştir..
    “Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir..” (İsra-59)

    Hz. Muhammed’in mucizesi tebliğ ettiği Kur’an’ı Kerim’dir.
    Göklere yükselmek veya göklerde dolaşmak gibi başkaca bir mucizesi yoktur.

    Ettehiyyatü duasında İslam anlayışına aykırı olarak, Allah ile peygamber karşılıklı konuşturulur.
    Yaşandığı iddia edilen miraç olayı sırasında Yüce Allah’ın Peygamberimize “Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun” dediği; Peygamberimizin de karşılık olarak Yüce Allah’a “Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun” diyerek cevap verdiği söylenir. Böyle bir karşılıklı konuşmanın olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yüce Allah peygamberlerle karşılıklı, yüz yüze değil, aracılar vasıtasıyla, genellikle cebrail vasıtasıyla görüşmüştür. Böylesine karşılıklı bir sohbet havasının doğru olabileceğini düşünmek, Allah’ı, insan gibi konuşan, insana benzer bir varlık gibi kabul etmek olur. Oysa yüce Yaratan’ın eşi benzeri yoktur, benzeri gibisi de yoktur..

    İlahiyatçı prof. Dr. Mikail Bayram, 2000 yılında İstanbul’da yapılan, Kur’an’ı Anlamada Tarihsellik Sorunu Sempozyumu’nda Mescid-i Aksa hakkında aydınlatıcı açıklamalar yapmıştır.

    “Mekke’de Cirane vadisinin ortasında bir mescit vardı. Bu mescidin adı Mescid-i Aksa idi. Bu mescit, Hz. peygamberin mescit edindiği on beş, on altı mescitten en uzakta olanı idi. Bunun için Mescid-i Aksa (en uzaktaki mescit) diye anılırdı. Hz. Peygamber zaman zaman ashabıyla birlikte oraya gider, ibadet ederdi….”

    “İlk İslâm tarihçilerinden Vâkıdî’nin Kitabü’l-Meğazî ve el-Ezrakî’nin Ahbâru’l-Mekke adlı kitaplarında derlemiş oldukları bilgilere göre, Mekke’de Mescid-i Haram’dan başka değişik yerlerde mescitler vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke’ye dokuz mil mesafedeki Cirane Vadisi’nin yukarısında olmasından dolayı “Mescid-i Aksa/en uzak mescit” denilen mescittir. Bu mescidi Kureyş’ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram’a gelmiş ve Kâbe’yi tavaf etmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz kılmışlardır..” (www. istekuran.com İsra suresi 1. ayetin tebyini )

    Barış ve esenlik dileklerimle..

  • Avatar

    Ayşe May 26 2014 - 09:32 Reply

    SAYIN HALUK BEY
    Miraç konusunu size bir eleştiri olarak alttaki yazıyı size kopyalıyorum.yazı kalemzade kamil beye ayittir.bende kamil beyi destekliyorum.

    Haluk bey isra süresi birinci ayette anlatılan olayı kim tarafından yapıldığını daha birinci ayette siz parantez içerisinde (muhammet) yazmışsınız, ayette Muhammet ifadesi bulunmamaktadır..

    Sevgili Haluk bey şu aşagıdaki yazıyı hiç uydurma hadisler olmadan ilave etmeden ön yargısız okuyun LÜTFEN
    Saygılar sunarım.

    İSRA / Gece Yürüyüşü
    “Musa mı? | Muhammed mi?”
    Geçtiğimiz haftalarda değerli bir Kuran düşünürü arkadaşımızın dikkatimi çekmesi üzerine, peygamberimize atfedilen Miraç hadisesi için Kuran’da delil gösterilen tek ayet olan İsra suresi 1.ayeti bu uyarı ile tekrar incelemeye başladım. Bu kapsamda bağlantılı olduğunu düşündüğüm başka ayetlere de baktım ve kendisi ile benzer bir sonuca ulaştım. Maalesef ön koşullu çeviriler ve meallendirmeler bizi yanlış sonuçlara ulaştırıyor. Bu ayette miraç hadisesi gibi bir olaydan bahsedilmediğine zaten emindim ama bu çalışmadan sonra ben de gördüm ki İsra 1’de anlatılan olayın peygamberimiz Muhammed ile yakından uzaktan bir alakası olmadığı gibi, bahsekonu gece yürüyüşünün Kâbe, Mekke ve Kudüs’le de bir alakası yok. Ve çoklarınca miraç zannedilen bu gece yürüyüşü Musa peygambere aid. OLDUĞUNU GÖRDÜM.
    Dolayısıyla Kuran’dan başka bir mucize verilmemiş olan peygamberimize mucize uyduranların son kalesi de zihnimde tamamen yerle bir oldu. Arkadaşımızın uyardığı gibi taraflı ve kültürel ön kabullerden sıyrılmış olarak bu ayete, devamına ve bağlılarına baktığımda gerçeği gördüğümü düşünüyorum. Her yönüyle benim gibi düşünüp düşünmediğini anlayacak kadar uzun konuşmadık ama ufkumu açtığı için kendisine buradan teşekkür ediyorum. İlgili ayetleri aşağıya yazacağım. Lütfen dikkatle inceleyin ve eğer yanılıyorsam yanıldığımı bana bildirin. Bundan rahatsız değil bilakis memnun olacağımı bilin.

    17-İsra 1: Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.
    Bu kelimelere dikkat

    “Bir kısım ayetler (ayat), kul, gece, mescidi haram, yürütülmek, mübarek kılınmak, mescidi aksa” tabirlerini unutmayalım.

    17-İsra 2 : Ve Musa’ya kitap verdik ve ‘Benden başka vekil edinmeyin’ diye onu İsrailoğullarına hidayetçi kıldık.

    Dikkat ettiyseniz ikinci ayet “ve” diye başlıyor. Birçok mealde buradaki “vav” harfi atlanmış durumda. Bu “vav” harfi bize ikinci ayetin birinci ayetle bağını göstermiyor mu? Bu ayette Musa’nın İsrailoğullarına hidayetçi olarak (elçilikle) görevlendirildiği belirtilmiyor mu?

    17-İsra 3 : Nuh ile birlikte taşıttığımız kimselerin soyu; o şükreden bir kuldu.
    Gördüğünüz gibi bu ayetteki “kul” kelimesi de Musa için kullanılıyor.

    17-İsra 4: Ve kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: ‘Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir azgınlıkla kibirlenip yükseleceksiniz.

    İsra 4’ten itibaren İsrailoğulları ile ilgili kıssa anlatılmaya devam ediliyor. Bu kavmin iki defa bozgun çıkaracakları önceden bildiriliyor. Birçok mealde bu ayetin başındaki “vav” da atlanmış.

    17-İsra 5 : Nihayet, o ikiden birincinin vadesi geldiğinde, üzerinize aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araştırdılar. Ve bu, yerine getirilmiş bir vaat idi.

    Mealde “barınak araları” diye çevrilen tamlama “hilal ed-diyar” yani o memleketinizin hilali, diyarınızın sokakları, yurdunuzun içleri gibi bir anlama geliyor. Bahsedilen şey bir bölge. Bildiğimiz kadarıyla da Mısır olsa gerek.

    17-İsra 6: Sonra onlara karşı size tekrar ‘güç ve kuvvet verdik’, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.

    Birinci vaat yerine geldikten sonra kavim ve yaşadığı bölge bir kez daha Allah tarafından destekleniyor. Gelelim 7. Ayete…

    17-İsra 7 : Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi ‘kötü duruma soksunlar’, birincisinde girdikleri gibi o mescide girsinler ve ele geçirdiklerini ‘darmadağın edip mahvetsinler.’

    Gördüğünüz gibi bu ayette de yine İsra 1’deki gibi bir mescidden (mevkiden, memleketten, yerden) bahsediliyor. Şimdi Musa ile ilgili Neml suresindeki bölüme bakalım…

    27-Neml 7 Hani Musa ailesine: ‘Şüphesiz ben bir ateş gördüm’ demişti. ‘Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.’

    Musa’nın bu gece yürüyüşünü hatırladınız sanıyorum. Ve Musa ateşe doğru yaklaşır… Âlemlerin Rabbi olan Allah Kuran’da başka hiçbir yerle irtibatı olmayan ve çözülemeyen bir İsra 1 ayeti gönderip ve de oradaki gece yürüyüşünü eksik ve açıklamaksızın bırakır mı?

    27-Neml 8: Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!

    “Ateşin bulunduğu yer ve çevresindekilerin mübarek kılınması” tabirini İsra 1 ile bağdaştıramaz mıyız, ne dersiniz? İsra 1’de “mübarek kılınan” yerle burası aynı değil mi!!!

    27-Neml 9: ‘Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.’

    Musa peygamberlikle görevlendiriliyor. Ateşin başında ilk defa vahye muhatap oluyor ve dolayısıyla o çevre kutsal bir hale geliyor.

    27-Neml 10,11: Ve bırak asanı! ” Derken onu çevik bir yılan gibi çalkanıp kıvranır görünce, dönüp kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; çünkü peygamberler benim huzurumda korkmaz.” Ancak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim.

    Gördüğümüz gibi burada Musa’ya bir ayet (mucize) öğretiliyor. Asa-yılan mucizesini daha sonra Firavun karşısında kullanacak olan elçiye talim ettiriliyor. Ayet gösteriliyor ve Musa korkuyla arkasına bile bakmadan kaçmaya kalkıyor.

    27-Neml 12 :Bir de elini koynuna sok; bembeyaz, kusursuz çıksın, Firavun ve kavmine dokuz mucizeden biri olarak. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum oldular.

    Ve ikinci bir mucize ile ayet çoğalıp “ayat” (ayetler, mucizeler) oluyor. Allah İsrailoğullarına delillendireceği mucizelerin bir kısmını bu gece yürüyüşü esnasında kulu Musa’ya gösteriyor.

    İsra 1’de unutmamamız gerektiğini belirttiğim kelimeleri şimdi gözden geçirelim.

    “Gösterilecek bir kısım ayetler (ayat) ortaya çıktı… Kul’un Musa olduğu ortaya çıktı… Gece yürüyüşünü kimin yaptığı ortaya çıktı… Mübarek kılınan yerin ateş ve çevresi olduğu ortaya çıktı… Mescid’in memleket, vatan, yer, mahal manasında kullanıldığı ortaya çıktı…
    Şimdi geriye mescidi haram ve mescidi aksa tamlamaları kaldı.

    Mescid-i haram’ı sadece Mekke, hatta Kâbe ya da peygamberimiz Muhammed’in evi olarak çeviren meallerin ve rivayetlerin sınıfta kaldığı açık değil mi?

    Mescidi haram kişilerin sahibi olduğu, onlara ait olan yer, sıla, kendi yaşadığı, yediği, içtiği, secde ettiği mahal gibi bir anlama geliyor. Bu durumda sıladan gurbete bir gece yolculuğu söz konusu oluyor. Çünkü “aksa” uzak anlamına geldiğine göre Mescid-i aksa uzak yer anlamında kullanıldığı ortaya çıkıyor. Mescid-i aksa’yı Kudüs olarak parantezleyen mealler hatalı değil mi? Birbirinin zıt anlamlısı olan iki tamlama sanki özel isimmiş gibi nasıl da çevrilip parantezlerle hapsedilmiş, inanılır gibi değil!

    Görüldüğü gibi İsra suresinin başında Musa peygamberin vahiy aldığı gece yürüyüşü resmedilmiştir.
    Peygamberimiz Muhammed’in Allah’tan vahiy alışının resmedildiği Necm suresi gibi. En doğrusunu Allah bilir. Kültürel temayüllere takılmadan eleştirilerinizi getirirseniz ortak akıldan da faydalanmış oluruz.
    Kalemzade Kamil

  • Avatar

    halukgta May 27 2014 - 06:08 Reply

    Kur’an dan imtihan olmak, işte böyle bir şey. Herkesin imtihanına, düşüncelerine saygı duyarım. Elbette her düşünceden faydalanmak için araştırırım, ama referansım yalnız Kur’andır. Asla hiç kimsenin etkisinde kalarak, ayetleri anlamaya çalışmam. Rabbim yanıltmasın inşallah, elbette hata yapabilirim, çünkü beşer şaşar, ama şaşmayan yalnız Allah dır.

    Önemli olan ayetlerin anlamlarını, beşeri etki altında kalmadan anlamaya çalışmaktır. İsra 1. ayetten sonra, Musa peygamberimizden bahsediliyor, ondan sonrada Nuh un soyundan gelenlere örnek veriliyor. Bir başka deyişle ayet peygamberimizden başlayarak, geçmiş peygamberlerin konularını işliyor. 9. ayette de GERÇEK ŞU Kİ, bu Kur’an o dosdoğru olan yolu göstermektedir diyerek Kur’ana atıfta bulunuyor.

    Bazı ayetler vardır isim zikretmez. Örneğin O, işaret zamiriyle bahseder. İsra suresi 1. ayeti peygamberimizin mucizesi değil, Allah ın mucizesidir ki, ne maksatla gidildiği nasıl dersler verildiği konusunu tam olarak bilmemizde mümkün değildir. Belirtilen yer isimlerinin de bir önemi yoktur. Önemli olan bu hadisenin oluşudur. Bu olayın tam olarak nasıl olduğu konusunda da kesin bilgimiz yoktur. Bu olay uykuda mı, yoksa uyanık durumda mı yapılmıştır onuda bilmiyoruz.

    Bizler olayın detayına değil, ayetin anlatılmak istediği manaya, anlama bakmalıyız.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

  • Avatar

    servisoglu May 28 2014 - 18:26 Reply

    Anlam ve gerçeklik ilişkisine bakmak gereklidir bu tür anlatımlarda zira Anlatılan olay değil an itibarı ile anlam önem kazanmaktadır. Yani olayın musa olması isa olması sonucu değiştirmeyecektir anlatılmak istenen önemlidir

    Rabbimiz bu olayı niçin anlatmıştır mesala

    Linuriyehu min âyâtina: Hakikate atıf olan sembollerimizden bazılarını göstermek için..” (17:1)

    sembolleşen nedir ve Uruç etmek ne olaki tarihsel olarak ne zaman hangi süreçlere müdahele için gelmiştir .Rabbimiz bizim için de miraç kapısı aralamış mıdır.Hangi durum karşısında hangi tavir yükseltecek ve yüceltecek bizi bence kendi miracımız okumalıyız yoksa hikaye okumuş oluruz

  • Avatar

    İbrahim Mar 22 2016 - 14:26 Reply

    Salam aleykum LÜTFEN YARDIMCI OLUN! İsra suresi 1. ayet şöyle:
    سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
    Buradakı Esra-(أَسْرَى) kelimesi nedir? Kilit nokta orada bence. Hatta surenin ismi de onunla alakalandırılıyor. Benim anladığım kadar bu kelime YÜRÜTEN, GÖTÜREN olarak çevriliyor.Bende bu kelimenin ne olduğunu araştırmağa başladım. Tabii ki, de KURANDAN.
    Buradakı Esra-(أَسْرَى) kelimesi Kuranda yalnızca 3 kere geçiyor. 8/67; 8/70 ve 17/1. Üç ayetin üçünde de Esra-(أَسْرَى) kelimesi olduğu kimi hiç bir harake ve ya harf farkı olmadan geçiyor.
    مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الأَرْضِ تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّهُ يُرِيدُ الآخِرَةَ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ 8/67
    يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّمَن فِي أَيْدِيكُم مِّنَ الأَسْرَى إِن يَعْلَمِ اللّهُ فِي قُلُوبِكُمْ خَيْرًا يُؤْتِكُمْ خَيْرًا مِّمَّا أُخِذَ مِنكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 8/70
    ÇOK ÖNEMLİ SORU: Neden bu iki ayetde Esra-(أَسْرَى) kelimesi ESİRLER diye çevriliyor Fakat İsra suresi 1. ayetde aynı kelime hiç bir fark yokken başka şekilde çevriliyor? Ve ben bunu anlayamıyorum.
    Acaba İsra suresi 1. ayetin meali şöyle ola bilirmi?
    Sübhandır O ki, geceleyin (leylen) ESİRLERİ kulu ile Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya (götürdü)…
    İsra suresinin devamındakı ayetler hz. Musadan bahsetdiyine göre buradakı kul-Musa, esirler- kavmi ola bilir diye düşünüyorum. Arkadaşlar lütfen yorumlarınızı bekliyorum. Tereddütdeyim ve anlamak istiyorum. SAYGILARLA

Leave a reply

Name (required)

Website