Peygamberimizin Veda Hutbesinden Alacağımız Dersler

Peygamberimizin veda hutbesini okudunuz mu bilmiyorum, ama okumanızı tavsiye ederim. Çünkü peygamberimizin sözlerinde, çok dikkat çekici uyarılar ve açıklamalar var. Tabi düşerek, aklını kullanarak iman edenlere.

Peygamberimizin veda hutbesini, yüz binden fazla kişinin dinlediği rivayet edilir. İlginçtir bunca kalabalığın dinlediği veda hutbesi, günümüze birçok değişik şekilde ulaşmıştır. Elbette bunun bile bizlere vereceği, çok önemli dersler vardır. Bunca kalabalık bir halka söylenen sözler, günümüze çok farklı şekillerde naklediliyorsa, iki ya da üç kişinin şahit olduğu iddia edilen sözlerin, günümüze nakil yoluyla nasıl farklı geleceği konusu üzerinde, çok dikkatle düşünmeliyiz. Bizlere düşen rivayet edilen her sözü, her bilgiyi Kur’an süzgecinden geçirmek olmalıdır.

Bu yazımda peygamberimizin veda hutbesinden bazı alıntılar yaparak, bizlerin peygamberimizin gerçek ümmeti olup olamadığımızı, tavsiyelerinin ardı sıra gidip gitmediğimizi, sorgulamaya açmak istiyorum.

Sözlerinin ilk bölümlerinde, peygamberimiz ümmetine bakın ne tavsiyede buluyor.

(Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur. )

Ne dersiniz, peygamberimizin bu vasiyetini dinleyen bir toplum olduğumuzu, sizce açık yüreklilikle söyleyebilir miyiz? Tam tersine, Allah`ın dinde sakın bölünmeyin diye hüküm verdiği halde, bizler bölünmekte bereket vardır dedik, daha sonra da birbirimize düşman olduk. Birbirimizi öldürmekten çekinmiyoruz bile.

Aynı kitaba, aynı peygambere iman ettiğimiz halde, bizleri bölen, birbirimize düşman olmamızın nedeni, edindiğimiz velilerin, günümüze nakil yoluyla gelen, doğruluğundan emin bile olamadığımız, beşeri rivayetler büyük etken.

Peygamberimiz sözlerimi duyanlar, duymayanlara iletsin diyor. Peygamberimiz öldükten sonra, onun en yakınlarını bile siyasi çıkarları için, öldürmekten geri kalmadılar, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Eski sapıklıklara dönmeyiniz, sözünden de çıkartacağımız çok dersler var. Çünkü o devrin ehli kitabı, ellerinde apaçık Allah`ın kitabı olduğu halde, kitabın dışına çıkmışlar ve atalarının itikatlarını yaşayarak sanı ve rivayetlerin ardı sıra giderek, dinden sapmışlardır. Acaba günümüzde bizlerin, o günkü toplumdan farkı kaldı mı dersiniz? Kur’an anlaşılmazı zor ve her bilginin olmadığı kitap ilan edildi, ELDE VE DİLLERDE DİN ADINA, NE YAZIK Kİ RİVAYETLER DOLAŞIYOR.

Yine peygamberimiz öyle sözler söylüyor ki topluma, bu sözleri dikkatle düşünmediğimizde, o günkü toplumun yaptığı yanlışları yapmaya devam ederiz.

(Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız. )

Örnek İnsan, Başöğretmenimiz peygamberimiz, bu sözleriyle çok ama çok şeyler anlatıyor ümmetine. ÇOK ÇALIŞTIK EL BİRLİĞİYLE, BU TOPRAKLARDA ŞEYTANI KAPI DIŞARI ETTİK DİYOR. İşte bu kısmı çok önemli. Allah Kur’an`da şeytanı kendimizden uzaklaştırmamız için, ne diyordu? Kur’an`ın ipine sarılın. Peygamberimize de, kullarıma Kur’an ile öğüt ver diye hükmediyordu.

Yine sizlere çok önemli bir ayet hatırlatmak istiyorum, bu konu ile ilgili.

 

Zühruf 36: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa, biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

 

Demek ki şeytandan uzak kalabilmek ve onun çabalarını boşa çıkarmak için, Kur’an`a sarılmamız kesin Allah`ın hükmüdür. Peygamberimiz de ona işaret ediyor ve diyor ki, şeytanı artık bu topraklardan Kur’an ile uzaklaştırdık, bunun devam etmesi için yine yalnız Kur’an`ın ipine sarılmalısınız. Sakın emin olmadığınız bilgilerin, ardına düşmeyiniz ki, şeytan yanınızdan ebedi uzak olsun. Ne güzel bir öğüt. Peki, bizler peygamberimizin bu öğüdünü dinliyor muyuz?

Hiç sanmıyorum, ÇÜNKÜ İMANIMIZIN SINIRLARINI ARTIK, KUR’AN BELİRLEMİYOR NE YAZIK Kİ. Emin olmadığımız rivayetler, Kur’an`ın önüne geçti. Hatta bu rivayetler olmasa, Kur’an kapalı kalırdı, anlayamazdık diyerek, emin olmadığımız bilgilerle Kur’an`ı anlamaya çalışıyoruz.

Sizce bizler bunu yaparak, peygamberimizin şeytanı yakınından uzaklaştırdığı gibi, bizlerde uzaklaştırmış olabilir miyiz? Yoksa Kur’an`ı anlaşılması zor ilan edip, beşerin kitaplarına sarılarak,  içimizde yetiştirdiğimiz şeytanlaşmış insanlar sayesinde, şeytan artık bana ihtiyaç yok diyerek, kendisine yardımcı olan insanlar sayesinde, tatile mi çıktı, ne dersiniz? Peygamberimiz imanınızı korumak için, her işinizde hurafe ve sanı ile değil Kur’an`ın açık hükümleri ile yaşayınız ki, şeytan sizden ilelebet uzak dursun diyor.

Yine peygamberimizin veda hutbesinden, çok önemli bir konuyu alıntı yapmak istiyorum.

(Müminler! Size bir emanet bırakıyorum ki, ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır. )

Bu sözleri okuduğunuzda sanırım bu önerinin, Kur’an`ın belki de yüzlerce ayetinin paralelinde olduğunu anladınız.  Ama bu bölüm ne yazık ki günümüze kadar gelen veda hutbesinde, üç değişik haliyle gelmiştir. Onları da yazalım ve Kur’an ayetleri ışığında, hangisi doğru olabilir düşünelim.

(Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.)

(Ben sizin aranızda iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim Ehl-i Beytim.)

Ne dersiniz, sizce hangisi doğrudur? Allah sizlere indirdiğim Kur’an`a sarılın, sizleri Kur’an`dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, elçisine de dönerek, sana indirdiğim Kur’anla onlara hükmet diye apaçık hükmünü veriyorsa, emin olmadığınız bilgilerin sakın ardına düşmeyin diye de bizlere tembih ediyorsa, sizce hangisinin doğru olup olmadığı, açık değil midir?

Zühruf 36. ayetinde Allah ne diyordu, tekrar hatırlatmakta yarar var.

(Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa, BİZ ONA BİR ŞEYTANI MUSALLAT ederiz de o ona can yoldaşı olur.)

Bugün bizler, inandığımız rivayetleri yaşayabilmek için, o kadar çok Kur’an`ın ayetini görmezden geliyoruz ki, bu durumda peygamberimizin söylediği gibi, acaba yaşadığımız topraklarda, ŞEYTAN BİZLERİ SAPTIRMAK ADINA ÜMİDİNİ KESMİŞ OLABİLİR Mİ? Yorum sizlerin.

Yine peygamberimizin veda hutbesinde, bizlere vasiyet ettiği bazı sözlerini hatırlatmak istiyorum.

(Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. )

Doğrusu bizlerin peygamberimizin vasiyetine, ne kadar riayet ettiğimizi, konuşmaktan utanıyorum. Ne dersiniz,  siz utanmıyor musunuz? Yanı başımızda Müslüman komşu devletler, yine Müslüman devletlerin kışkırtmaları ile savaşıyor, birbirlerini öldürüyor, kanını döküyor hem de kadın, çoluk çocuk demeden. İşin kötüsü Müslüman kanı dökülmesinde, ülkemizin de payı olması vicdanımı sızlatıyor. Bizler mahşer günü, ne Allah`ın ne de peygamberimizin yüzüne bakamayacağımız çok açıktır.

Peygamberimizin veda hutbesinde ümmetini uyardığı, çok önemli dört konu üzerinde, sizlerin düşünmenizi rica ediyorum. Bakın ne diyor Allah ın elçisi.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
— Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
— Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.
— Zina etmeyeceksiniz.
— Hırsızlık yapmayacaksınız.

Çok dikkat çekici ve bir o kadarda önemli dört uyarı. Peygamberimiz Allah a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız diyor. Peki, bu sözden ne anlamalıyız? Allah Kur’an`da bu konuya da açıklık getiriyor ve diyor ki, YALNIZ BANA KULLUK EDECEK, YALNIZ BENDEN YARDIM İSTEYECEKSİNİZ.  Eğer bunu yapıyorsanız, Allah a ortak koşmuyorsunuz demektir.

Peki, bizler yalnız Allah`a kulluk edip, yalnız Allah`tan mı yardım istiyoruz? İsterseniz bir düşünün lütfen. İslamı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan din kardeşlerimiz, bilmem kim efendi Allah dostudur, bizlere şefaat edecek diyor ve buna inanıyorsa, lütfen bu yanlışı tekrar gözden geçirelim. Çünkü Rabbimiz açıkça hükmünü vermiş ve şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin fayda etmediği o günden sakının diye de hükmünü vermiştir. Demek ki peygamberimizin bu vasiyetine de uymuyoruz. Bunun asıl nedeni, Kur’an`dan başka sarılacak, beşeri kitaplara inanmamızdır.

İkinci olarak önemle yapmamızı istemediği konu, Allah`ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmek konusu. Ne deresiniz bu konu üzerinde, düşünmeye gerek var mı? Her gün peygamberimizin ruhunu sızlattığımız, sizce açık değil mi? Müslüman ın Müslümanı nasıl hunharca öldürdüğü haberlerini, içimiz sızlayarak izliyoruz. İşin kötüsü buna toplum olarak, bizler seyirci kalıyoruz.

Zina etmeyiniz konusu ise, İslam toplumunda maşallah içler acısı. Müslüman bir ülkede, 8 yaşındaki bir çocukla, 40 yaşında evlenen ama evlendiği gece aşırı kanamadan ölen yavrumuzun haberini okudum. Yazıklar olsun bizlere ki, Müslüman toplumu olarak bu haberi seyrettik. Çok fazsa gündemimize bile girmedi. Çünkü ülkemizde de, bunun benzerlerinin örnekleri çok yaşanıyor.

Allah zina yapmayın diyor ama bizler nefsimizi Kur’an ile eğitmediğimiz için, parayla kiraladığımız, anlaşma yaptığımız üç ya da beş günlüğüne, kendi uydurduğumuz bir nikâhın, dinde yeri var kandırmacası ile MUTA nikâhı adıyla dine sokmaktan çekinmiyoruz. Biz zina yapmıyor mu oluyoruz bu durumda? Allah`ı kandıramayız, ancak bizler kendimizi kandırıyoruz.

Dini topluma anlattığını zanneden öyle zavallılar var ki günümüzde, zina videoları görüntüleri internette dolaşıyor. Bu insanlar ise hala, toplumun gözünün içine baka baka, dinden Allah`tan bahsediyor. Bizlerde aval aval seyrediyoruz. Gözler perdeli, gönüller mühürlü olunca, demek ki böyle oluyormuş.

Dördüncü olarak, hırsızlık yapmayınız diye uyaran peygamberimizi, acaba bugün bizler ne kadar dinliyor olabiliriz? Devleti talan edenleri gördükçe, kendi çıkarları için, haksızlıkları kendilerine hak görenleri izledikçe, haktan bahsedip, her türlü haksızlıklar yapanlar, acaba peygamberimizin vasiyetine uyduğunu, onun sünnetini yaşattığını söyleyebilir mi? Onun ümmeti olmaya layık olduğumuzu, bunları yaparak mı iddia edeceğiz.

Peygamberimiz konuşmasının sonunda şöyle diyor.

(İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? “)

Oradaki topluluk cevap veriyor ve bakın ne diyorlar.

(Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz! )

Oradaki toplum peygamberimize, çok güzel cevap vermiş. Ama ya bizler bu cevabın gereğini yapıyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Peygamberimiz buradaki konuşmalarımı, burada olmayanlara nakledin demiş. Nefisler kendi çıkarları doğrultusunda, birbirinden çok farklı şekillerde ulaştırmış kendisinden sonraki toplumlara peygamberimizin sözlerini. Bunun vebalini düşünen var mı? Peygamberimiz söylemediği halde, bu peygamber sözüdür demenin, nelere mal olacağını biliyor muyuz?

O gün peygamberimizi dinleyen büyük kalabalık, bize vasiyet ettiniz diyenler, acaba peygamberimiz vefat ettikten sonra, o gün veda hutbesinde ki vasiyetini hatırlayıp, hayatlarına geçirmişler midir sizce? ONLARINDA NELER YAPTIKLARINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ. Müslüman olduğunu söyledikleri halde, peygamberimizin en yakınlarına bile yapmaktan çekinmediklerini, hatırlamak bile istemiyorum.

Hadi onları bırakalım, kendimize bakalım. Bizler peygamberimizin tebliğ ettiği Kur’an üzerinde mi tek yumruk olup, vasiyetlerini hayatımıza geçirdik, yoksa Kur’an bizlere yetmez, her hüküm Kur’an da açıklanmamıştır diyerek, emin olmadığımız bilgilerle mi yaşar olduk İslamı?

Yorum ve karar sizlerin. Elimizde Allah`ın rehberi, Yaradan`ın korumasında apaçık duruyor. İsteyen ona sarılır, onun nuruyla nurlanır, isteyen onda her bilgi yok der, edindikleri velilerin kitaplarına sarılır. Kimin en doğru yolda olduğunu yalnız Rabbimiz bilir. Bizlere düşen akıl ve Kur’an merkezinde, imtihanımızı yaşamak olmalıdır.

Yunus 100:  Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

 

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK


About the Author
Author

halukgta

Comments (12)
  • Avatar

    metafizik199 Feb 14 2014 - 08:58 Reply

    Kardeşim KAYIT cihazlarının olmadığı o dönemde bu GERÇEK olduğunu
    sandığınız veda hutbesini kim kaydetti ? Hem o döneme ait tek ESER yada
    KİTAP yok iken bu HUTBE nerden geldi ?

    Rivayetler uydurma olduğu gibi bu VEDA HUTBESİ de yüzyıllardan sonra
    uydurulan bir şey olduğunu düşünmüyor muyuz ?

    Gaybi bilmeyen peygamber nereden biliyor da VEDA ediyor.
    Allah peygamberimize bu sene sonun geldi öleceksin , hadi vedanı hazırlamı dedi ?
    Böyle bir şeye nasıl inanırsınız ?

    • Avatar

      Pattinson Stew Jun 18 2014 - 08:56 Reply

      Ben de böyle düşünmekteyim. Kuran’da bu şekilde bir şey geçmiyor zaten.Ayrıca peygamber efendimizin her an insanlara bu şekilde öğüt verdiğini biliyoruz zaten.Mantığıma yatmadı.Katılıyorum düşüncelerinize metafizik199.

  • Avatar

    Ayşe Feb 14 2014 - 10:48 Reply

    Teşekkürler sayın Haluk GÜMÜŞTABAK

    Doğrusu Müslüman Ülkeler dendiği bu rezil Ülkelerden o kadar içim bulanıyorki anlatmakta veya yazmaktan yüreğim sizliyor.

    Şu dünya ülkelerine bir bakın hep müslüman ülkelerinde kan dökme var.bir birlerini öldürenler hep MÜSLÜMANIM diyen pis insanlar var.

    Dünyanın neresinde birbirlerini öldüren yahudiler veya hiristiyan ülkeler birbirlerinin kanını döküyor.

    Bunun tek sebebi ayrışmamızdan / mezheplere bölünmemizden kaylaklanıyor.

    Heva ve heveslerimiz.geçmiş ataların kirli sözleri / hadisler ve geçmişteki hocaların uydurduğu ve insanları kandırdıkları görüşleri MEZHEPLERİ din haline getiren sapık insanlar toplulugu saltanat ve rahat yaşama azimleri insanları yoldan çıkarmışlardır.

    Geçmişteki HOCAların şimdide izdüşümleri var olduğu bu din adamlardan uzaklaşmadığımız müddetce GERÇEĞİ ONAYLAYANLARDAN OLMAYACAĞIZ.malesef

    Ve ALLAH Bize bu pisliği hatırlatacaktır.

    Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz. 17 / isra 16

    işte örnekleri : IRAK,FİLİSTİN,AFGANİSTAN,MISIR,SURİYE…….

    Sayın haluk GÜMÜŞTABAK beyin son cümlesini tekrar okuyalım.
    Yorum ve karar sizlerin. Elimizde Allah`ın rehberi, Yaradan`ın korumasında apaçık duruyor. İsteyen ona sarılır, onun nuruyla nurlanır, isteyen onda her bilgi yok der, edindikleri velilerin kitaplarına sarılır. Kimin en doğru yolda olduğunu yalnız Rabbimiz bilir. Bizlere düşen akıl ve Kur’an merkezinde, imtihanımızı yaşamak olmalıdır.

    saygılar.

  • Avatar

    Ayşe Feb 15 2014 - 08:05 Reply

    haluk beyin yazısına teşekkür etmem.yazısının bütününü onayladığım anlaşılmasın.
    yazının şu kısmına ve alt taraftaki din adına küçük yaştaki kızları moruklamış erkeklerle evlendirenlere ve bunu din adına yapmaları…

    Müslüman ın Müslümanı nasıl hunharca öldürdüğü haberlerini, içimiz sızlayarak izliyoruz. İşin kötüsü buna toplum olarak, bizler seyirci kalıyoruz.

    ELEŞTİRİM de olacak

    Veda hutbesini sanki ordaymışta dinlemişte bazı ilaveleri resül söylemedi diye lanse etmek ve kurana arz etmek oldukca saçma olmuş.üstelik bunu yazan haluk bey anlamakta zorlanıyorum doğrusu..

    kuran eksenli konuşan haluk bey nasıl oluyorda resülün gayptan haber verdiğini söylüyor.saşıyorum doğrusu…

    yazıdaki çelişkiler ve doğrular var.
    Hem binlerce kişi dinledi diyerek veda hutbenin nasılda değiştirildiğini söyleyeceksiniz.iki ravi uydurma hadis söylemesi güvenilmeyeceğini söyleyen yazar.bunlardan birine inanmak zorunda kalması çok ilginç geliyor doğrusu..

    Madem veda hutbesinde zan var.uydurma var.neden veda hutbesinden alacağımız dersler olsun.

    saygılar

  • Avatar

    halukgta Feb 17 2014 - 08:02 Reply

    Sanırım o dersi çıkartamamışsınız Ayşe Hanım. Bu yazımın ana konusu, yüz binlerin huzurunda konuşulanlar bile günümüze çok farklı ulaşıyorsa, birkaç kişinin şahit olduğu rivayetler bizlere nasıl ulaşmıştır, bunun karşılaştırmasını yaparak, rivayetlerin dine asla hüküm koyamayacağını, rivayetlerin dinde delil olmasının mümkün olmadığını, şüpheler taşıdığını anlatmaya çalıştım.

    Veda hutbesinin ne şekilde olduğu, orada neler söylendiğinin özünde bir önemi yok. Çünkü bu konuda da kesin ve net bilgiler yok. Önemli olan bu konuşmanın bizlere nasıl ve ne şekilde ulaştığıdır.

    Bir topluma bir şeyler anlatmak istiyorsanız, önce o toplumun değer yargılarına ve inançlarına da saygılı olmalısınız ki, onlara gerçekleri anlatabilesiniz. İslam inancında peygamberimizin veda hutbesi gerçeği, önemli bir yer tutar. Tıpkı günümüze kadar ulaşan rivayet hadisler gibi.

    Tüm bu gerçekleri yok sayarak topluma İslam ı anlatamazsınız. Eğer karşınızdaki topluma yapılan yanlışları anlatmak istiyorsanız, önce inanılan yanlış itikatları, yine inandıkları rivayetlerle önce izah etmek zorundasınız. Çünkü Allah ın açık ayetlerini gördükleri halde, rivayetlerin etkisinde kalan bir toplum var karşımızda. Onun için önce bu rivayetlerin önüne Kur’anı almanın yolunu bulmalıyız. Daha sonra herşey daha kolay anlatılacaktır. Bunu yapmadığınız taktir de karşınızdaki insan sizi dinlemez, çeker gider. Dinlemzse dinlemesin diyemeyiz. Bu toplumun içinde en yakınlarımız, sevdiklerimiz var.

    İşte ben bu yazımda ve birçok yazımda bu gerçeğin dikkatini çekmeye çalıştım, ama bunu da anlayamamışsınız Ayşe hanım. Aynı rivayetlerden yola çıkarak, kendi içinde yapılan yanlışlara dikkat çektim. Bu bilgilerin içinden de, doğru olabilme ihtimali büyük olan sözlerin de, yine nasıl seçilmesi gerektiği örneklerini verdim. Kur’an a davet ederek, anlamalarını salık verdim.

    Her zaman tekrar ettiğim bir söz vardır;

    Ben söylediklerimden sorumluyum, sizin anladıklarınızdan değil.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

  • Avatar

    DURAN DEMİR Feb 17 2014 - 16:45 Reply

    Metafizik kardeşim, o zamanda kayıt edici bir aygıt yok diye, büyük ve çok önemli bir olayın (nübüvvetin ) bizzat yaşanmakta olduğu ve çoğu insanında farkında bulunduğu böyle bir ortamda, ki gelen vahiylerinde titizlikle yazılarak kaydedildiği ortada ve sabit iken, sadece mekaniklik kokan bir düşünce ve anlayışla veda hutbesinin vuku bulmadığını vurgulamak size yakışmadı. Çok yazınızı okudum ve genelliklede takdir ederek altına imza atacağımı vurguladım. Ancak yaşanan çoğu olayların saptırılmış olarak sonraki devirlere aktarılmış olsa bile, Hz Muhammedin önemli bir çok olayı ana hatlarıyla bile olsa tevatür yolu ile bize ulaştırılmış bulunmaktadır. Yüce Allahın son peygamberinin elbetteki bazı önemli olayları korunmuş olmalıdır. İşte veda hutbeside onlardan biridir. Her ne kadar uydurma olaylar ve bozma çabaları ile bazı mesajlar değiştirilmiş olsa bile, (size bir emanet bırakıyorum, o da kuran, mesajının ehli sünnet tarafından, ben size iki emanet bırakıyorum biri kur an diğeri de sünnetimdir, şia tarafından ise biri kur an diğeri de ehli beytimdir,şeklinde değiştirilmesi gibi ) akıl sahiplari tarafından ana hatları yada doğru mesajlar çıkarılabilmektedir. Kısaca hurafecilerin ve nakilcilerin olaylara bakışı ile mantıksız kabül ve inanışlarını eleştirsek bile ölçüyü kaçırmamak gerek diye düşünmekteyim. Saygılar selamlar ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.duran demir

  • Avatar

    halukgta Feb 18 2014 - 12:45 Reply

    Sayın Duran Emir Bey. Bende sizin söylediklerinizi farklı bir üslupla anlattım. Kur’an dışından her bilgiye açık olmalıyız, ama Kur’an ın onayını almak şartıyla.

  • Avatar

    metafizik199 Feb 18 2014 - 15:37 Reply

    MANTIK HATASI YAPIYORSUNUZ nedenmi ?
    Peygamberin yaşadığı dönemden onu anlatan yada
    sahabeden onu anlatan tek ESER yada KİTAP hiç bir kütüphanede
    yoktur. Peki ne var o döneme ait* 200 yıl sonra toplanmaya
    çalışılan RİVAYET ler.
    Böyle detaylı bir VEDA yazısını kim kaydetti ne zaman çıktı
    neden adam veda hutbesini kaydetiyorsa o’nUN HAYATINA ait başka
    şeyler yazıp bırakmasın ?
    Ne kadar eminiz peygambere ait olduğuna ? peki ahirette peygamberler
    ŞAHİT olarak gelmiyecekmi ? Ya derse : yoo bu sözleri ben söylemedim ?
    Kuran bize ZANna uymayın diye öğüt vermezmi ?

  • Avatar

    sculptor Feb 22 2014 - 23:31 Reply

    kesinlikle haluk bey her zamanki gibi akılcı ve akıcı bir makale kaleme almış. evet bizler Allah ın ipine sarılan teslim olmuş kullarız fakat veda hutbesi gibi kuran dan bilgiler veren bir konuşmayı da peygamberimiz yapmıştır diye inancım sonsuz. ses kaydı yoktu şu yoktu bu yoktuya girerseniz inkarcıların yaptıkları gibi gökten inen kitap istemeye kadar gider bu mevzu. bu siteyi aklıselim insanlarla ortak paydada buluştuğum için giriyorum fakat lütfen yorum yazarken daha aklıselim davranın. kaç bin kişiye yapıldığını bilmiyorum bu hutbenin fakat peygamberimiz veda hutbesi dememiştir konuşmasını yaparken. ölmeden son hutbesi olduğu için bu şekilde sonradan adlandırılmıştır diye düşünüyorum.

  • Avatar

    DURAN DEMİR Feb 25 2014 - 18:02 Reply

    Yaşanmış olduğu bir çok açıdan ve değişik kanallardan tarihi gerçek olarak sonraki dönemlere de aktarılmış olan ve belli bir tarihten sonra ise kayıt altına alındığı anlaşılan, ayrıca hayatın ve şartların olağan akışına ters düşmeyen vakıaları kabul etmek için, NOTER senedi aramaya gerek yok sanırım, zira akıl denen bir şey var. İnsan bazen aklederek ve mantık yürüterek delilden faile ulaşmasını bilmelidir.
    Aksi durum materyalistlere hak vermeyi ya da somut bir delile dayandırılmayan hiçbir şeyin kavranamayacağını kabul etmeyi gerektirir.
    Yazılı belge yok diye Hz Peygamberin veda haccı yapmadığını söyleyebilmek mümkün olmadığı gibi, Hac yaptı fakat orada hiçbir şeyden bahsetmedi demekde doğru bir tespit olamaz.
    Çünkü, Ömrünün sonuna yaklaşmış bulunan elçinin, hayatında yapmış olduğu tek hac esnasında, çevresinde yüzbin civarında toplanmış insanda varken, onun Kur an ilkelerine paralel olarak o zamanki sosyal sorunlara ait öğüt içeren bir tebliğ faaliyetinde bulunmuş olması gayet doğaldır.
    Ortada korunmuş Kur an varken, değişik rivayetlerle karıştırılmış olan veda hutbesinin ana temasını ortaya çıkarmak da zor olmasa gerek.
    Kısaca veda haccı yapılmıştır vede Hz peygamber o kadar kalabalığa çok şey söylemiş olabilir ve bunlar bir çok kanaldan değiştirilerek sonraki devirlere aktarılmış da bulunabilir.
    Fakat gerçek olan şu ki Hz peygamber veda haccında kur ana aykırı bir şey söylememiştir veya Veda hutbesi diye anlatılan ve Kur anın temel ilkelerine uymayan konular Hz peygambere ait değildir.
    Kur an, Peygamber ve insan unsurunun rol aldığı olaylardan başka sonuç çıkarılamaz. Yani insanların rivayetine dayanarak Kur anda olmayan veya onun ilkelerine ters düşen bir konuyu Peygambere mal etmek mümkün değildir.19.02.2014

  • Avatar

    orhanbor Mar 17 2014 - 10:36 Reply

    Kuran dışında günümüze kadar gelen tüm bilgiler çelişkilidir ve ortalık milyonlar belkide milyarlarca islam düşmanı varken inanmak ne kadar doğru olur?

    Siz siz olun Kuran’dan başka bir kaynağa itimat etmeyin! Şeytanın arzularını gerçekleştirmeyin!

    Şeytanı düşman tanıyın! Şeytan sadece kötünün dostudur!

    Şeytanı düşman tanıyın!

    Şeytanı düşman tanıyın!

    Şeytanı düşman tanıyın!

  • Avatar

    Müslüm May 3 2014 - 09:08 Reply

    Kardeşim! Çok önemli bir konuya güzel bir üslupla değinmişsin. Allah senden razı olsun. Bu konuları her yerde hepimizin dile getirmeli lazım.

Leave a reply

Name (required)

Website