KALEME DÖK!…(En Anlamlı Tecrübem)

KALEME DÖK!…(En Anlamlı Tecrübem)

Kaleme dök!

Nûn…Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun! (Kalem Sûresi-1)…
Hayatımı ve inancımı kökten değiştiren, her şeye sil baştan başlamama sebep olan ve korkmadan gerçeği bulma adına sorgulamanın alışkanlığını kazandığım bir tecrübemle başlamak istiyorum girizgaha.

Her şey artık inandığım değil, şükürler olsun bildiğim, emin olduğum Yaratıcı’mın dilemesi sayesinde, sorgulayan bir mümin kardeşimin edindiği bir meal çalışmasını bana göstermesi ile başladı. O güne kadar ebeveynlerim, cami hocaları, din kültürü öğretmenim, televizyonlarda boy gösteren din adamları ve çevremdeki dostlarım, arkadaşlarım kısacası etkileşim içinde olduğum herkesin uygulama ve anlatılarından ibaretti dini hayatım ve inanışım. İnancım adına ne ikna olmaya dair bir istek, ne de böyle bir ihtiyacın farkındaydım.
Gösterdiği kitaba (meal çalışması) ve açıklayıcı dip notlara şöyle bir göz gezdirdim. Bir kaç dakika sonra irkilmiş ve yadırgamış bir ruh haliyle o kitabı okumamasını, okuduğu takdirde sapıtıp, yoldan çıkabileceğini kendisine öğütlemiştim hiçbir delile ve bilgiye dayanmadan. O beni dinlemedi tabii ki, o an hiçbir şey demedi ve sessiz kalıp kitabı elimden aldı, konu o an için kapandı. Hazır değildim, biliyordu…
Bir süre sonra tartışır hale geldik. Doğru bildiklerimin yanlış olduğunu delilleriyle karşıma geçip anlatan biri daha önce hiç olmamıştı inancım adına. Kayıtsız, şartsız teslimiyetti geçmişten gelen öğretilerin hepsine, büyük saygı göstermek ve fakatsız, amasız uymaktı kitaplarını hiç okumamış olduğum din bilginlerine. Hatasızdı onlar. Öyle ya herkes buna inanıyordu. Bunca insan yanılmış olamazdı. Üstelik Kur’an da okumuyor, okuduklarımdan da hiçbir şey anlamıyorum. Anlayamamış olmam da bana öğretilmiş olana uygundu, çünkü Kur’an’ı herkes anlayamazdı…
Karşımdaki insan, Kur’an’ın öğretmeninin bizzat Allah olduğu (55/1,2,3,4), Kur’an’ın kolaylaştırılmış olduğu (54/17,22,32,40), ayetlerinin açıklanmış olduğu (41/3), din adına Kur’an’ın tam ve yeterli olduğu (29/51), ve şefaatine nail olmak için çabalayıp durduğum Allah’ın Elçisi’nin, gelecek adına Allah’ın Kitaba dair kendisine vahyetmeleri haricinde bir bilgisi olmadığı (46/9) ve üstelik şefaatinden ziyade şikayetçi olacağı (25/30), haram helal koyma ve hükmün tek sahibinin Allah olduğuna dair (5/87,12/40) birçok konuda Kitap’tan delilleriyle, inandığım daha doğrusu zannettiğim ne varsa hepsine dair yanlışlarım ve batıllarımın üzerine gidiyor ve İlahi Hüccetler ile temelsiz bir bina misali inandıklarımı yerle bir ediyordu. En güçlü delillerle (6/149)…
Kutsal kitaplar tahrif edilmişti, bana öyle öğretilmişti! Son kitap Kur’an ise sapasağlamdı. Bana öyle öğretilmişti! Oysa ne diğerlerinin tahrif oluşuna, ne de son kitabın tam oluşuna şahitlik etmemiş, haklarında hiçbir bilgiye de sahip değildim. Sonra can alıcı iki soru yöneldi mümin kardeşimden:
“Kur’an’ın ALLAH’tan oluşuna delilin ne?”
“Eğer bir delile dayanıyorsan o vakit dinde Kur’an yeter diyebiliyor musun?”
İçimdeki sorgulama, araştırma, bilgi ve bilmeye ulaşma isteği işte o vakit uyandı. Kur’ani ilk emrin önemini kavramam da tam olarak bu döneme rast geldi. Okumalı ve anlamalıydım. Bir destek, bir yardım lazımdı. Cevap ise Kitab’ın sayfalarında, Kitab’ın Sahibi’nden gelmişti (39/36). “Rabbim ilmimi arttır” duası tam da o an anlam kazandı benliğimde. Sapmıştım doğru zannettiğimden, sapmıştım doğru bildiğime…

İçten ve halis duanın karşılıksız olmadığını tecrübe etmeyi nasip eden Rabbime, Efendime, Büyük Lütuf Sahibi’ne şükürler ve övgüler olsun…


About the Author
Author

Meal35

Leave a reply

Name (required)

Website