BOŞLUKLARIN TANRISI “GOD OF THE GAPS” ARGÜMANI

Boşlukların Tanrısı “God of the gaps” Argümanı Sünnetullah ve Evrenin işleyişi

Bu argüman İngilizce’de “God of the gaps” (Boşlukların Tanrısı) diye bilinir. Argümana göre, insanlar bilim yoluyla açıklayamadıkları, yani “boşlukta” kalan doğa olayları için “Allah’ın işi” demekte, ancak bilim ilerledikçe boşluklar dolmaktadır. Bilim bir gün her şeyi açıklayacak, böylece hiç boşluk kalmayacak, ateizm tam egemen olacaktır.”

Ateizmin iddiasına göre eskiden insanlar doğa olaylarını, mesela gece-gündüzün birbirini neden bu şekilde takip ettiği, yağmurun nasıl yağdığı, depremlerin nasıl oluştuğunu anlayamadıklarından bu olayları doğrudan Tanrı ya da Tanrılar ile açıkladılar. Oysa günümüzde birçok olayın hangi sebep-sonuç ilişkileri içinde gerçekleştiğini artık biliyoruz. Bu da sonuçta Tanrı inancını ortadan kaldıracaktır.

Acaba gerçekten öyle mi?

17. yüzyılın sonunda Newton “havaya atılan cisimlerin neden yere düştüğü” sorusuna yerçekimi kanununun keşfi ile cevap vermişti -Ama argümanda iddia edildiği gibi bu cevap Newton’un inancını sarsmadığı gibi aksine böyle mükemmel ve bilinçli bir düzenin var edicisine olan hayranlığını artırmıştır. Yani O, bilimin verdiği cevabı Tanrının yerine koymadı.-

Derinlemesine düşünmeyen pek çok insan için bu cevap soruyu açıklamakta oldukça yeterli, makul, sonucu açıklayıcı ve anlaşılır gelir. Fakat bu cevap sorulan sorunun tüm yönlerini açıklamakta gerçekten yeterli midir?

Bu anlayış hazır/yapılmış/çalışan/mevcut bir arabanın gaz, fren, vites-debriyaj sistemi, motor aksamları gibi işleyen mekanizmalarının işleyiş kurallarını çözen birinin “Gaza bastığımda araba gidiyor. Vites arabanın devrini ayarlıyor. Motor arabanın gücüdür vb., demek ki araba bu kurallara göre çalışıyor. Başka türlü de olmazdı zaten. O halde araba zorunlu olarak kendini bu şekilde yapmış” demekten farksızdır. Böyle düşünmek hiçbir şekilde soruya cevap olmaz. Bilakis daha karmaşık yeni sorular oluşturur. Bu örnekte asıl sorulması gereken sorular farklıdır. Örneğin;

– Bu araba neden var? Ve nasıl var oldu? (Yer çekimi neden var ve nasıl var oldu?)
– Bu araba kendi kendinin sebebi olabilir mi? Onu birisi mi yaptı yoksa kendiliğinden mi meydana geldi?
– Bu arabanın mekanizmasındaki çalışma prensipleri, kuralları hem birbiriyle uyum içinde, hem bir amaca hizmet ediyor, hem de her yönüyle tam olarak bir insanın kullanımına uygun tasarlanmış gibi duruyor. Acaba tüm bunlar tesadüf mü? Ya da insan vücudunun bu şekilde olmasının bir zorunlu karşılığı olarak araba da kendini bu şekilde mi evrimleştirdi. Yoksa hem insanın anatomik yapısını hem de araba/mekanizma tasarımını yapan ikisini de çok iyi bilen bir tasarımcı mı var? Vb.

Elbette bu sorular çoğaltılabilir. Görüleceği üzere bilimin evrenin işleyişi ile ilgili bir takım kurallar bulması asla tanrı/Allah inancını zayıflatmadığı, ortadan kaldırmadığı gibi aksine daha da güçlendirir. Zira bilimin bulduğu her yenilik “neden, nasıl?” sorularını da beraberinde getirecektir ve akl-ı selimle düşünen herkes bilim tarafından keşfedilen mükemmel tasarımın, ince hassas ayarların, hayatın vb. bilinçli bir var ediciye işaret ettiğini rahatlıkla görecektir.

Yani ortada araba ve insan gibi birbirleriyle uyumlu iki varlık varsa;

– Her akl- selim tam da insana göre yapılan arabanın “tasarlandığına” hükmedecektir. (evren-dünya-insan-yaşam ilişkisi)
– Arabanın yapılış amacı onu yapanın “bilincine ve zekâsına” işaret edecektir. (evrendeki şeylerin, olayların amaçlılığı, ekolojik denge ve düzenin var olması vb.)
– Arabanın cansız, şuursuz, mekanik aksamlardan (evrendeki atomlar) ve bu aksamların bir araya gelmesinden oluşması, onların kendiliğinden değil de bir tasarımcı tarafından bir araya getirildiğine işaret edecektir.
– Arabada gaz pedalı, fren pedalı, vites gibi görünürde arabayı işleten bir takım mekanizma ve sistemlerin olması (yağmurun yağması, depremlerin olması, tabiat kanunları adı verilen bilim yasalarının olması) arabayı var edenin sebepler değil, sadece arabayı tasarlayanın böyle bir düzen öngördüğüne ve bu şekilde tasarladığına işarettir.
– O halde hiçbir şekilde arabanın işleyişi ile ilgili bulunan işleyiş kuralları onu yapan bilinçli tasarımcısının olmadığına işaret olamaz. Aksine bulunan her düzenli sistem onu yapanın bilincine, ilmine, iradesine, kudretine işaret eder.

Konuyla ilgili bir başka örnek daha verelim:

Bir alışveriş merkezindesiniz. Karşınızda demir parayla çalışan bir içecek makinesi var. Bu makinenin 3 düğmesi var. Parayı attıktan sonra; Birinci düğmeye bastığınızda siyah kola, ikincisine bastığınızda sarı kola ve üçüncüsüne bastığınızda beyaz gazoz gelmekte. Bunu yüzlerce kez denemenize rağmen bir kez dahi şaşmadı. Ateizm mantığına göre düşünürsek buradan hareketle şu sonuca varırız.

– Her seferinde 1, 2 ve 3. Düğmelere bastığımda hiç şaşırmadan olması gerektiği gibi siyah, sarı ve beyaz kola/gazoz/içecek gelmekte.
– O halde bu içeceklerin meydana getiricisi/var edicisi bu sebeptir. Yani düğmelere basılmasıdır. Ya da düğmelerin kendisidir.
– Şimdiye kadar hiç şaşmadan hep aynı şey olduğuna göre bu değişmez bir kuraldır (kanundur) ve bu kanun mekanik sistemin bir gereği olarak kendiliğinden oluşmuştur.
– Bunun başka açıklaması olamaz.

Hâlbuki söz konusu olayda gözden kaçırılan ve açıklanması gereken noktalar şunlardır:

– Neden karşımızda tam da bize göre ayarlanmış (makinenin boyu, para atma yeri, düğmeleri vb.) ve bizim içecek ihtiyacımızı karşılamak üzere hazırlanmış, belirli bir takım kurallara göre işleyen bir mekanizma var? (Evreni, evrendeki yaşamın oluşmasına ve devam etmesine yönelik hassas ayarları, dünyayı, suyu, yiyecek, içecek, oksijeni vb… tüm bunların bizim yaşamımıza uygunluğunu düşününüz.)
– 1, 2 ve 3. düğmelere bastığımızda her seferinde belirli içeceklerin gelmesini sağlayan mekanizma kendiliğinden mi oluştu? Böyle bir mekanizma hiç ortada yokken kendi kendinin sebebi olarak birden bire bir patlama ile var olabilir mi? (Big bang ile meydana gelen evren ve yaşam) Yoksa bu mekanizmayı bu şekilde tasarlayan ve yapan biri mi var? (Tabiat kanunları denilen yasalar big bangle birlikte daha en baştan tasarlanmış olarak var mıydı? Yoksa kendilerini de var edecek şekilde, tesadüfen, kendiliğinden mi oluştular?)
– Bu mekanizmadaki kanun değişebilir mi? Yani eğer tasarımcı isterse 3. düğmeye bastığımızda beyaz yerine siyah gazoz gelebilir mi? Eğer değişebilirse o halde bu kural/kanun kendi başına herhangi bir yaptırıma, güce sahip midir? (Herhangi bir sonucu meydana getiren, var eden kudret sebepler midir? Yoksa o sebeplerle birlikte sonucu da var eden bir tasarımcı mı?)
– Mekanizmadaki düğmeye her basıldığında siyah, sarı ve beyaz içeceklerin geldiğini görmekteyiz. Bu içeceklerin var olmasının gerçek sebebi düğmeye basılması mıdır? Yoksa düğmeye basmak bu şeylerin sadece meydana gelmesi/ortaya çıkmasının bir sebebi midir? Diğer bir ifade ile düğmeye basmak içeceği var eden/yaratan gerçek sebep midir? Yoksa var olan, tasarlanmış bir şeyin (içecek) makineden çıkması, düğmeye basma sebebine mi bağlanmıştır? (Burada dikkat edilirse düğmeye basmak içeceğin var olma sebebi değil sadece onun meydana gelmesini/ortaya çıkmasının bir sebebidir. Mekanizmayı tasarlayan, içecekleri yapan ve makineye yerleştiren otorite bu içeceklerin ortaya çıkması için böyle bir kural/adet/kanun koymuştur ve isterse bu kuralı değiştirebilir)

Sonuç

Tabiat kuralları adı verilen “kanunlar, yasalar” kendi başlarına bir şey var etmeye muktedir olgular değil, “sünnetullah” yani Allah’ın evrenin işleyişine dair koyduğu kuralları, adetleri ve işleyiş prensipleridir. Bu yasalar herhangi bir şeyi var edebilecek bilgiye, bilince, güce sahip olmayan bilinçsiz bir takım süreçlerden, atomların hareketlerinden ve moleküllerden müteşekkildir. Buna göre Allah evrendeki hemen her şeyin meydana gelmesini bir takım kurallara, kanunlara, yasalara bağlamıştır. Allah sebebi de sonucu da birlikte yaratandır. (örnekte düğmeye basıldığında içeceğin gelmesi gibi. Aslında her ikisini de tasarlayan o makineyi tasarlayan kişidir) Herhangi bir sebep kendi başına hiçbir şey var etme/yaratma bilgisine, bilincine, ilmine, kudretine sahip değildir. Allah’ın eşyayı bir takım sebepler ile birlikte var etmesi hiçbir zaman bu kuralların, yasaların, sebeplerin, sonuçlarını yani mevcudatı var ettiği/yarattığı anlamına gelmez.

www.ateizmvedin.com

Metin AYDIN

 


About the Author
Author

metinlone

Comments (3)
  • Avatar

    Güray TEKİN Sep 5 2013 - 06:37 Reply

    BU KONUDA KURAN’I AYNEN DESTEKLEYEN VE EVRENSEL GİZLİ SIRLAR BİLİMSEL OLARAK AÇIKLAYAN ”İLAHİ NİZAM VE KAİNAT” KİTABINI OKUMANIZI DA ÖNERİRİM.

  • Avatar

    İbrahim Sep 8 2013 - 09:17 Reply

    Ateizm, güneşe aya bir tahta parçasına bir cam parçasına muskaya ya da bir insana dolayısıyla yaratılmış olana tapanlara ancak argüman üretebiliyor ve onların yanlış uygulamalarını karşıtlayan söylemlerle varolabiliyor.

    Ateizm de bilime tapıyor, yaratılmışa tapan YARATAN’ı nasıl anlar ki!

    Caner Taslaman’ın bir lafı var, sanatçı yaratılanı keşfeden diye…Bilim adamı da öyle değil mi! Sadece bir kaşif değil mi!

    Bulan, kendini yaratan zannediyor! Kontrolün kendinde olduğu ZANnediyor!

    1950’de dünya nüfusu 2,5 milyar. Onbinlerce yıllık insanlık tarihinde, gelinen rakam 2,5 milyarken son 50 yılda 5 milyar ARTTIK! Hadi sanayi devrimi diyelim, kıtlık yok diyelim..vs. Onun için böyle ciddi bir sapma var diyelim… Fakat ilginç olan herkesin kendi seçimlerine göre evlendiğini sandığı ve kendi seçimlerine göre çocuk yaptığı yanılsamasının içinde olduğu bu dünyada nasıl oluyor da dünyadaki kadın ve erkek sayısı eşit! (2012 verilerine göre Türkiyedeki nüfusun 37.964.947’ünü erkekler, 37.662.437’sını ise kadınlar oluşturuyor. Diğer ülke nufuslarını da dileyen Google’dan incelesin. Hatta tavsiyem il il ilçe ilçe köy köy bakın!)

    Bilim nasıl açıklıyor bu durumu!!! Doğal seleksiyon mu! Bilime göre bir çocuğun kız veya erkek olma olasılığı eşit ve %50! Kimin kimle evleneceği, ne kadar çocuk yapacağı, ne zaman çocuk yapacağı, bunca savaşlar ölümler…vs. Ne kadar çok parametre var bu rakamın böyle olması için: Avrupa’da insanlar çocuk yapmıyor, Afrika’da millet açlıktan ölüyor, Ortaasya’da savaşlarda insanlar ölüyor…Daha bu sayıyının sonucunu değiştirecek ve bizim KONTROL ettiğimizi düşündüğümüz binlerce başka sebep var! Nasıl oluyor da kadın ve erkek sayısı heryerde her zaman eşit! Ateist bir arkadaş bana bir de durumu buradan açıklasın lütfen. Bu kadarı da mı tesadüf!

    “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.” (42/49)

    Bilim YÜCE ALLAH’ın ilmini keşfettikçe, şaşkınlıktan bizi O’na daha da yaklaştıracağına, bazılarımız kibre kapılıp BEN BİLİYORUM diyor…Bu da bir imtihan olsa gerek…

    BİLMİYORUM. Bilime değil, BİLEN’e sığınıyorum.

    Yüce Allah’ın rahmeti üstümüze olsun…

  • Avatar

    GZ Sep 10 2013 - 07:13 Reply

    Boşverin dostlar,

    Düşen Uçakta ATEİST Kalmaz.

    Ateistlere saygı duymanın gerekliliğini bir anlasak Mümin olmanın değerini de çözeriz gibime geliyor. Benim gördüğüm tüm ateistler DİNİN UYGULAMASINA karşı ve çıkardıklaı sonuç; eğer din buysa ALLAH yoktur.
    Ayrıca Ateistlerin okuduğu kadar inananlar Kitab’ı okusa ve Kuran anlamanın önüne konulan setlerden kurtulup gerçek islamı yaşasa Ateistlerin de itiraz edecek birşeyleri kalmayacaktır.

    Ateistlere kızmak yerine onlardan daha fazla Kitab’ımızı okumak ve anlamak gerekli…

    Saygılarımla,

Leave a reply

Name (required)

Website