Gelenekçiler ve “Kuran aslında uydurmadır” Diyenlerin Benzerlikleri

Gelenekçiler ve “Kuran aslında uydurmadır” Diyenlerin Benzerlikleri

Kuranın bir kısım ayetlerinin geçersiz olduğu, yada Kuranın bir kısmını Peygamberin yazdığı iddialarının çıkış noktası, Kuran+ birsürü şeyi kabul edenlerin yanlışlarına bir tepki olarak başlamıştır.

Kuran+ diyenlerin  azımsanmayacak bir kısmı, tasavvufçudur yada destekler. Tasavvuf,  her şeyin özüne inilmesi gerektiği söyler ve bu uğurda  yasak ve serbesti alanlarını katıp karıştırır. Sonunda ortada bir ahlak veya ahlak ölçütü de kalmaz olur.

Okullarda kıyafet uygulamaları, kravatın duruş yeri, gömlek düğmesinin açık olması vs ye takılarak, bir çeşit anlamı olmayan kuralları eleştirebiliriz. Ders saatlerinin uzunluğunu, bazı derslerin gereksizliğini, bazı derslerin amacına uygun uygulanmamasını eleştirebiliriz. Bunun için çaba sarf edebiliriz. Aslolan öğrencinin gelmesi ve dersleri öğrenmesidir diyebiliriz. Derslerdeki sessizlik ve dinleme oranı  önemlidir diyebiliriz.  Bu ayrıntıcı ama amacından kopmuş anlatım tasavvuf ve gelenekçi dine uygun gözüküyor. Allahın sözlerinin  amacından saptırılması, asıl yerine gereksiz uygulamalar konması  gibi…

Bir de, itiraz eden bir kesim olur. Lisede pek çok öğrenci böyledir aslında. Tam bir itiraz- isyan içerisinde, her şey çok gereksiz, okul mantıksız, sistem saçma der durur. Bu anlayışa göre, saçma şeyler olmamalı, aynı zamanda amaçlı şeyler de olmamalı.  Ders saati disiplini de olmamalı.İsteyen girmeli isteyen çıkmalı, öğretmene ve insanlara karşı hemen her tavır sadece kınanmalı, cezası olmamalı, akla gelebilecek her şey serbest olmalı. Herkes zaten bilir ne yapacağını, ne kadar öğrenmesi gerektiğini…Çünkü özgürlük esastır. Peki bu özgürlük müdür? Pratikte ele ne geçer? Disiplinsizlik, herkes için doğrunun ve faydalının  ölçüsünün farklı olması  ahlaksızlık ve anarşiyi beraberinde getirir.

Dürüstlük diyeceğiz, neye göre? Bana göre bazı durumlarda doğruyu söylemek yanlış olabilir. Başkasına göre öldürmek kötüdür ama namus için öldürülebilir. Birine göre çalmak kötüdür ama haksızlıkla servet yapandan çalınabilirdir vs. Bunlar çoğaltılabilir. Kuralsızlık da bir kuraldır, ancak en kötü kuraldır.

Olması gereken nedir? Kurallar ve yaptırımların amaçlı anlamlı bir biçimde, adalet ölçüsünde gerçekleştirilmesidir. Ne insanın hayatını zindana çeviren ve hiçbir faydası olmayan yasaklar, ne de kuralsızlık bir çözümdür. Tüm kurallardan sıyrılıp, sadece Vahyin disipline eden ve sınırlarını çizdiği ölçülere uymaktır.

Bunun örneğini anayasa gibi verebiliriz. Her ülkede Anayasa ve cezaları düzenlenir.  Dünyadaki tüm insanlar yalan söylemenin yanlış olduğunu bilir mi? Kendilerine ait olmayanı almanın-hırsızlığın, adam öldürmenin yaralamanın yanlış olduğunu bilir mi? Elbette bilir. Peki neden hala bu haksızlıklar ve suçlar hat safhadadır, bu kadar yaptırım olduğu halde? Çünkü, insanlar  kişisel çıkar ve ihtirasları için vicdanlarını da bastırabiliyorlar. Yani, içten gelen ve tüm insanların bulduğu ortak değerler, başka bir yaptırım ve uyarı olmaksızın, çoğunlukla pratikte işe yaramıyor.

 

Mesela Trafik Kurallarını herkes ehliyet alırken ezberliyor zaten.  Ancak bunu yeterli görüyor muyuz? Trafik polisi de koyuyoruz, her tarafa tabelalar da. Ona rağmen kazalar bitmiyor, sorumsuz insanlar ve dikkatsizlikler yüzünden onlarca insan ölüyor…Peygamberler ve kitaplar burada devreye giriyor zaten. Elçiyi Trafik polisi, Kitapları da Hatırlatıcı ve uyarıcı tabelalar olarak düşünebiliriz.

Tasavvufçularla ,  Kuranın Allahtan geldiğini kabul etmeyen ve kitapsız da her şey yolunda olurdu diyen grup arasında çok benzerlikler vardır. İki grup da, korku ve cezanın önemsizliğini savunurlar. Özellikle tasavvufta, dalga geçercesine,” tüm insanlar yerine ben yanayım” kabilinden cümleler bir fazilet gibi sunulur. Diğer grup da, ceza ve korkunun aslında olmaması gereken şeyler olduğunu iddia ederler. Herşey sevgidir onlara göre. Sevginin tanımı ve uygulamalarının dayanağı ve tutarlılığı yoktur elbette. Oysa her şeyin özü dürüstlüktür ve  dürüst bir yaşam sürerken, her an ceza- ödül şuuru içerisinde olmak gerekir.

Bu konuyla ilgili diğer bir ortak yanları cennet-cehennem konusudur. Cennet nimetleri küçümsenirken, cehennemin cezası hafifsenirken,  ne olduğu belli olmayan bir sevgi-aşk söylemi yürür gider.

İnsanların bir kısmı, kitabı eksik görürken, bir kısmı da fazla görüyor. Bu anlamaya çalışmadıkları içindir. Birileri önyargılarıyla hareket ederken, birileri omurgasızlığı ve kritersizliği ilke edinebiliyor.


About the Author
Author

petekx

Comments (5)
Leave a reply

Name (required)

Website