Din-Ahlak-Bilim…

Ahlak: Ahlak, Arapçadan Türkçeye geçen ve Türkçede; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları anlamına gelen bir kavramdır.

Gelenek: Toplum içinde, herhangi bir bireyin, herhangi bir grubun ya da bütün toplumun doğru veya yanlış, iyi veya kötü davranışlarını belirleyen, yönlendiren ve şekillendiren sistemsel yapıya verilen addır.

Her bilgi dalının kendine özgü kavramları ve özel terimleri vardır. Ahlak felsefesinin de “iyi”, “kötü”, “özgürlük”, “erdem”, “sorumluluk”, “vicdan”, “ahlak yasası”, “ahlaki karar”, “ahlaki eylem” gibi kendine özgü kavramları vardır…

Çağlar boyu ahlak-erdem üzerine kalem oynatan Felsefeciler, Ahlakı esnek bir zemin üzerinde savunmaya ve açıklamaya çalışarak aslında sadece geleneksel tanıma uygun bir sistem benimsemişler gibi gözükmektedir. Böylelikle kişiler kendi değerler dizgilerini kurmuşlardır. Hem hem mantığının ön planda tutulduğu bu değerler dizgesi bir toplumda erdemli olan davranış başka toplum için geçerli olmayabilir mantığından yola çıkarak iyi ve kötü algımızı mutlak olarak izafileştirmektedir.

Sizce, Rabbimiz bizi ahlaki kuralları belirlemede bu kadar özgür bırakmış mıdır?

Örnek olarak sadece, Lutun kavmini ele alırsak ahlaki alanda mutlak özgürüz diyebilir miyiz?

Aslın da Elçilerin getirdiği kuralları hayatlarının dışına iten kendi kurallarını kendilerinin belirlediği gelenekçi mantıkla sürekli yüz yüze kalıyoruz.

Birçok dini akım olarak tanınan ve kendi önderleriyle tanımlanan tüm kadim ve kutsal dinlerin belirli kuralları ve sabiteleri vardır. Gurup içerisinde belirlenen Kurallar ve sabiteler kurulmaz ise bir topluluktan bahsetmek imkânsızlaşır.

Allahın ipine sıkı sarılan “Ahlak kurallarını” Allahın belirlediği şekilde yaşamaya çalışan kişilerde bir topluluk oluştururlar. Dini kurallar yaşanırsa ancak büyük bir topluluktan bahsetmek mümkün olur. Allahın ipine sıkı sıkı sarılmaya çalışan bizler de inşallah Birbirimizi fırkalara bölüp ötekileştirmeyiz. Kur’anda Rabbimiz bize,  “içinizdeki ve dışınızdaki tüm ayetleri” göreceksiniz diyor. Taki hepimiz bir gün “evet” diyeceğiz Rabbin Elçileri masal getirmemişler… Bu Kitap ta TÜM yazılanlar gerçekmiş… Rabbimiz,  ilk önce muhatabını Ahlaklı- takvalı olamaya davet eder. Bu kitap Muttakiler için hidayet rehberidir. (Bakara-1)

Müslümanlar her alanda ileride değilsek kendimizi sorgulamalıyız. Neden dinle ilimi birbirinden ayırdık…

Kimin Kur’an Meali okunursanız okuyun ya da kimin meali okullarda okutulursa okutulsun aslın da “Ahlak ve ibadet”  açısından çok büyük bir fark olmayacaktır. Tüm mealler, ibadetlerde(ritüellerde)  ve erdemde birleşirler. Hatta Kadim Tüm inanç guruplarına bakın ve onların dini metinlerine hepsi emri bil marufla birlikte ritüelleri mutlaka vardır…

Kime kul olduğumuzu unutmaz isek şayet “Evrensel iyilik”  tüm fıtratların kabul göreceği bir gerçektir.   Firavun da kendisine yalan söylenmesini ve kötülük yapılmasını sevmez. Yalanın iyi olduğunu kim savunur yalancılardan başka…

Kitabımızdan öğreniyoruz ki çağlar boyu yaşayan toplulukların en büyük sorunu Allahın Nebi-Elçileri ile kendi toplumlarına iletilen Ahlaki kurallar- helal ve haramlara riayet edilmemiş olması. Her zaman tüm toplumlar da kimin kurallarının öne alınacağıyla alakalı karmaşa yaşanmış. Anlaşılıyor ki birçok kişi kendi toplumu tarafından sadece dışlanmamak adına susmuş ve yaşanan olaylara da seyirci kalabilmiş. Böylelikle Nebi- Elçilerin hayatına son verilebilmiştir…

Mihenk taşı yer değiştirir ise tasavvur da yer değiştirir. Ehli kitap kendi kitaplarını tahrif ederken kendi kelimelerini-tasavvurlarını Allahın kelimelerinin önüne aldıkları için çarpıtabilmişlerdir. Biz sınav dünyasındayız. Kimin sözünü ve kitabını Allahın kitabının önüne alacağız? Hepimiz bir gün tek tek hesap vereceğiz. ..

Ayetlerle sabitir ki Kur’an Arapça bilenler topluluğuna indirilmedir. Uzman bir topluluğun yapacağı çeviri başka olur. Meallerde yapılan hataların birçok mealde ortak olması sebebiyle bir tek kişinin çevirililerden derleyerek yapacağı çeviri sadece tavşanın suyunun suyu olur… Türkiye de 50 den fazla Meal- tefsir var. Uzman Topluluklar tek kişi gibi olmaz… Müslümanlar aklı atıl bırakarak zaten çoktan ipin ucunu bırakmıştır. Oysa Kur’an da Kâinat yasaları tüm açıklığıyla kolaylaştırılmış bir şekilde vardır. Kendi alanın da Uzman olan kişi okuduğu ayetlerle bu fotoğrafı anın da görür. Sonra ya kâfir olur ya da müşrik ya da mümin Bknz. İnsan suresi…

Rabbimizin kelimelerinin yerlerini değiştirecek hiçbir güç yoktur. Kur’anda hiçbir kelime tesadüfen orada var değildir… Yüzeyden okunan yüzeyde kalmaya mahkumdur.

Kur’an da her konuda Uzmanlık istenir. Kendi alanın da söz sahibi Ahlaklı uzman bir kişi her şeyi yerli yerine koyar. Kendi alanın da uzmanlaşan kişilerle Arapça bilenler birlikte çalışılar ise kendi dünyevi çıkarları için değil tabi sırf Allahın rızasını gözetmek için o zaman Murat edilen Medeniyet kurulabilir. Tabiî ki Firavun vari medeniyette kurulabilir ve Firavun vari medeniyet sadece bu dünyalık için çalışır. Seçkin sınıfın varlığına inanan bu zümre hem kendilerini hem toplumu kandırarak kurdukları sömürü devletiyle yok olmaya mahkûmdurlar…

Allah yar ve yardımcımız olsun.

 


About the Author
Author

MuruvvetCaliskan

Comments (4)
  • Avatar

    ugur Apr 5 2012 - 22:29 Reply

    selam uzmankişi yada kişiler olsa ne fark edeçek onlar kendilerine öğretidiği şekilde yorumlayacak sünni biri okurken sünnetlere göre yorumlar bir başkası kendine göre sen ne anlıyorsan onu uygula ortak noktalarda buluşalım yaradandan ötürü yaradılanı sevelim yarınlarımızı emanet edeçeğimiz gençliği iyi yetiştirelim anayasada zina suçtu müslümanlar tarafından kaldırıldı sesimiz çıkmadı hakkını arayan ilersini gören nesil yetiştirelim çocuklarımıza M.Akifin safahatını muhakkak okutalım felsefe kitapları okutalım
    bakara süresinde raina demeyin diyor bizi güt demeyindiyor arapçayı çok iyi bilende vakit geldimi alışkanlık yada vazife gibi elham zammı süre genelde hep aynı etteyatü yat kal alsana namaz içinden geldiği gibi ALLAHI yüceliğini öv ona muhtac olduğunu bildir ondan yardım dile şükret ilmini imanını artırmasını iste doğru yola iletmesini dile yüreğinle hisset o namaz kabul olmazmı ettıyatü peygamberimizin miraçtaki duası hep onu taklit ediyoruz bizim beynimiz aklımız yokmu ana dili arapça olan araplara bak müslüman demeğe şahit ister dünyanın en zengin insanları ilime bilime insani değerlere hiç katkıları yok onlar elbise giymiş kütükler gibidir ayetini okuyor hemde arapçasını onlar kim arap olmayanlar diye düşünüyor odun gelip kütük gideçekler

  • Avatar

    Mürüvvet Çalışkan Apr 7 2012 - 09:36 Reply

    Her Toplumda birkaç dil bilmek kişiyi farklı kılar. Bu sebeple herkes birkaç dili birlikte öğrenmeyi çok ister. Hele ekonomik gücü elinde tutan bir dili öğrenmek ticari anlaşmalarda kullanıldığı için herkesçe çok makbuldür. Yeryüzünde çok zengin bir dil kültürüne sahip olduğumuz halde evrensel ticaret dilinde kullanılan dil tektir. Ekonomik güç değiştikçe dil de değişir. Dil uzmanlarının yaptıkları araştırmaları incelediğiniz de tüm dillerin birbirlerinden türetilmiş olduğunu öğreniriz.. . Bazı diller yakın geçmiş tarih dilleridir ve eski dil ailelerinden türetilen yeni dillerdir. Şu anda konuşulan Türkçeyle 1000 yıl öncesinin Türkçesi kavranamaz. Hatta günümüzün Türkçesi ile 100 yıl öncesinin Türkçesi de bir değildir. Dil canlıdır sürekli değip gelişir. Bir dilin zenginliği kelimeleriyle ölçülür. Kelimelerle zihnimizde anlam kümeleri oluşur. Bu anlam kümelerine kavramlar denir ve biz kavramlarla düşünürüz. Bir dil de ki bir kavramı değiştirdiğiniz de öteki tüm komşu kavramlar da değişir. Bu sebeple Ehli kitabın yaptığı kavram kargaşaları bize örnek olarak verilir Aynı hatayı yapmayalım diye…

    Son vahiy inmeden önce çağlar boyu her kavmin kendi dili olmuştur. Kur’anın bildirdiği bu gerçeği artık kazı çalışmalarından da öğreniyoruz. Kazılarda elde ettiğimiz kitabeler-taş tabletler hatta mağaralardaki, dikili taşlardaki, mabetlerdeki yazı ve lisan farklılıkları bize bu hakikati haykırmaktadır. Ve her kavim kendi kavminin diliyle uyarılmıştır. Kendi çağların da Medeniyetlerin zirvelerine tırmanan bu kavimler helak olmadan önce Allahın gösterdiği yolda gelişen zihinlerle Ticaret dillerini de ellerin de tutmuş olmalıdırlar. Çünkü İman edip üstün olmak Ticarette, bilimde, sanatta hatta her alanda güçlü olmayı da beraberinde getirir.
    Kur’an Arapça bir metindir. Kur’an dili İlahi bir hitap ve Rab çadır. Kur’an yozlaşmış bir toplumu Nebi-Elçimizin örnekliğinde ve önderliğin de kendi dillerinin kelimeleri ve kavramlarıyla kendi zamanının medeniyetinin zirvesine taşımıştır. Fakat maalesef Nebi-Elçimizin vefatından kısa bir süre sonra yozlaştırma süreci başlatıldığı için Arapçanın Evrensel Ticaret dili olma özelliği elinden alınmıştır. Bir toplumu bozmak ve yozlaştırmak istiyorsanız hatta o toplumu kendinize köle edinmek istiyorsanız önce o toplumun dilini bozarsınız ve düşünce çatısını değiştirirsiniz. Bu konu uzmanları tarafından da teyit edilen bir konudur. Artık günümüzde de rahatlıkla anlayabiliyoruz ki Arapça lisanı Bedevi Arap İnsanıyla özdeşleştirildiği için algıda kırılmalar başlatılmış ve Arapça lisanı istenmeyen lisan ilan edilmiştir. Kasıtlı olarak “Pis Arabın, pis dili “olarak belleklere işlenmiş Bu sebeple günümüzde de hala Arapça lisanı istenmemekte ve küçümsenmektedir. Avamın konuşma dili olarak algılanmaktadır.Böylelikle Arapça dili devre dışı bırakılma sürecine girmiştir.. Oysa Allahın cc. Son vahiyle insanlığa seslendiği hitap Arapçadır. Rabbimiz, Kur’anın evrensel bir hitap olduğunu ayetlerle bize bildirildiği halde birçok ayet devre dışı bırakılarak Kur’anın evrensel olma özelliğinin önüne de set çekilmiştir. Bu kitaptan sorumlu olduğumuzu bu kitabı okuyan herkes bilir ve Nebi-Elçimizin neden ahrette şikâyetçi olacağını anlar.’’…Benim toplumum benden sonra Kur’anı bıraktı.’’

    Arapça okumasını bilen ve ne okuduğunu anlamadan Kur’an okuyan bir neslin ferdiyim. Artık Kur’andan bilinçli olarak uzaklaştırıldığımızı düşünmekteyim. Çünkü Kur’an muhatabını değiştirip geliştirir. Hür-vicdanlı-saygılı-adaletli-tabiattan tutunda insan haklarının tümüne riayet eden hatta bir gün hesap vereceğinin bilinciyle hareket eden bir fert inşa eder. Böyle fertlerden oluşmuş bir Dünyayı düşünebiliyor musunuz? Kur’an la gerçek anlamda tanışmam çok yenidir. Bir arkadaşımın bana hediye ettiği kelime kelime renklendirilmiş bir meal çok önemli bir hakikati anlamamda yardımcı oldu. Tercümelerle kısırlaştırılan kavramlar. Hatta katkı maddeli içi dışarıdaki kadim geleneğin bakış açısıyla doldurulmuş kavramlar Kur’an algımızı da kırıyor. Çeviriler de birçok farklı kelime hapis olunmuş bu sebepten dolayı anlam daraltmaları yapılmıştır. Arapça dilini diğer bir dile tamamen yansıtmak imkânsızdır. Kendi yazdığımız kitapları dahi diğer dillere çevirmek imkânsızlaşırken Mealleri Kur’an diye algılamak yanlıştır. Arapça olan Allahın kelimeleri korunmuştur ve hiç kimsenin Allahın kelimelerini bozmaya gücü yoktur. Mealler kelimeleri tam olarak yansıtamadığı için kısır döngü yaratır. Ben göçmen bir ailenin kızıyım kendi dilimi başka bir dile çevirirken hatta kendi dilimin mecazlarını çevirirken yaşadığım sıkıntıyı çok iyi bilirim ve Her meal yazarı bu hakikati okuyucusuna bildirmek zorundadır. En doğrusunu ben anladım size anlatayım tuzağından da Allaha sığınır. Arap dilinin uzmanlarının Kur’anın kendi kendini açan bir hitap olduğunu Allahın kelimeleriyle kurulan kavramlarla oluşan anlam kümelerinin kişiyi inşa ettiğini söylemeleri Kur’anı çok daha dikkatli okumama sebebiyet verdi. Hud suresin de ve diğer birçok ayetle Rabbimiz kimseye kul olmayalım diye Arapçayla lisanıyla bize son bir lütufta bulunmuştur.Nebi Elçimizin son Nebi-Resul olması, Kur’an dan sonra başka kitabın da gelmeyecek olması Kur’anın kelimelerinin Allah tarafından korunması bizim için çok büyük bir lütuf ve mucizedir. 1400 yıldır tek harfinin değiştirilememesi ve Ruhbanların bana da vahiy geliyor bana da bildirildi bana da yazdırıldı diyip kitap yazmalarının hatta Ruhbanların halkı sömürmesinin önüne set çekilmiştir. Kur’an bu hakikati bize bildirir ‘’Kimseye kul olmayalım’’ diye. Tüm Ruhbanlar yazdıkları metinleri aslında Nebi-Elçilere bildirilen vahiye dayandırırlar çünkü bir dayanak noktası bulmak zorundadırlar. Ve çıkarlar doğrultusunda tahrifat süreçleri de tetiklenmiş olunur. Tıpkı çevirilerle ana kaynaktan uzaklaştırılan İncil ve Tevrat nüshaları gibi tüm nüshalar birbirini doğurdu. İbranice, Süryanice Aramice olan ana kaynaklar Latinceye çevrildiğinde Ana kaynaktan bağını kopardığı için Okuyanlarında karşılaştırma imkânı ellerinden alınmış olundu. İki kaynak birlikte verilmediği ve öğretilmediği için beşerlerin düşünceleriyle şekillenmeye başlayan düşünceler İlahi kitap olarak pazarlanmışlardır. Tıpkı, Kur’andan sonra Kur’an dan ilham alınarak yazılan tüm kitaplar gibi bu kitaplar kendi yazarlarıyla anılırlar yazılan tüm kitaplar Kur’anın yanından dahi geçememişleridir. İns cin bir araya gelse Kur’anın bir suresini dahi meydana getiremezler. Kur’an dan ilham alınarak yazılan tüm kitaplar Kur’anı referans olarak göstermişler fakat diğer tüm kitaplar gibi sadece kişisel görüşlerini yazdıkları kitaplar olmuşlardır. Dileyen o kitaplara inanır ve o kitaplardan sorguya çekilir dileyen Rabbin hitabına inanır ve sorgusunu bu kitaptan anladığından verir. Hiçbir tefsir meal Kur’anın yerini alamaz. Hele dönemin bilimsel çalışmalarının tefsirlerle Kur’andanmış gibi benimsetilmesi ve Kur’ana tasdik ettirilmesi son derece yanlıştır. Allahın sonsuz ilim ve kudretiyle yarattığı kâinatı okumak her Müslümana farzdır. Allahın ilmine ve çizdiği hudutlara riayet eden her bir Müslüman bilim adamı birçok yeniliğe de çığır açacaktır. Allahın kelimelerini değiştirecek hiçbir güç yoktur. Biz Arapça bilen bir toplum değiliz bu sebeple Arapça dilinin uzmanlarının çevirilerini ve tefsirlerini karşılaştırmalı olarak okumak şarttır. Hatta Arapça okumayı öğrenerek çevirileri Arapça diliyle beraber okuduğumuzda aklımıza takılan kelimelerin kavramlarını araştırdıkça zihnimiz değişip gelişir. Tefsir meallerle Hapsedilmiş kelimeler inşayı eksik kılar. Parantez içi açıklamalar bakış açılarımızı daraltır. Bizi anladığımızdan sorumlu tutan Allah cc. Çok adil bir sistem kurmuştur. Herkesin ahretini kendi çabasına bağlamıştır. Kimse kimsenin günah yükünü yüklenemez. Beni şu kitap saptırdı filan kişi saptırdı demek yok. Allah cc. Hepimize teker teker çalış ahretini kendi ellerinle kazan diyor. Kur’anın İnsan sözü karışmamış bir hitap olduğuna iman etmiş her kişiyi Arapça lisanını öğrenmeye davet etmek istiyorum.Günümüzün egemen ticaret dillerine gösterdiğimiz özeni Rabbimizin bize seslendiği dili öğrenmek için de sarf edebiliriz. Her dil özeldir. Allahtan başka hiçbir şeye kutsiyet atfedemeyeceğimiz için kutsal dil de yoktur. Allahın son hitabı Arapça olduğu için bu dili Kur’an Arapçasıyla öğrenmeye değerdir..Rabbim içindeki ve dışındaki ayetleri oku birleştir ve secde ederek yaklaş diyor. Günümüzde konuşulan Arapça lisanı da değişmiştir. Okudukça ve araştırdıkça göreceksiniz ki Arapça dili çok zengin bir dildir. Her dil gibi Arapça dili de kendi dil özellikleri içerisinde kümelere ayrılır. Halk dili, Sanat dili, Tarih dili, Bilim dili vs. Hatta her dil kümesi de kendi içerisin de farklı dallara ayrılır. Örnek verecek olursam Bilim dili de kendi içerisin de değişik kelimelere, kümelere ve dallara ayrılır. Ve her dal ancak kendi kelimeleriyle bir kimlik ve bir anlam kazanır. Bu sebeple bir kişinin, bir dilin tüm dalların da anlatılan kavramların tümüne vakıf olması imkânsızdır. Bu sebeple Her şeyi bildiğini iddia eden kimsenin sözüne güvenilmez. Kur’ana göre bilmiyorum demesini bilmek bir erdemdir. Hepimiz bir gün tek tek hesap vereceğiz. Allahın cc Kozmolojiyi yaratırken kullandığı farklı kelimeleri görmem “BEDİ-HALK-FATIR-FUSSİLET-CEALE-İNŞA… Beni geri dönüşü olmayan bir araştırmaya yönlendirmiştir. Arapça bilenlerin çevirdiği Arapça dilinin kavram çalışmalarına ulaştığım da bambaşka bir kozmolojik yapıyla karşılaştım. Kur’an beni dönüşü olmayan bir araştırmaya sevk etti. Araştırdıkça öğrendim öğrendikçe şaşırdım. Kur’an da anlatılan kozmolojik yapı çok önemlidir. Kozmolojiyi sadece onu yaratandan öğrenebilirdim. Kozmolojiyi kendimiz yorumlamaya kalkarsak Anladım ki Kâinatı parselleyip sahiplenmeye kalkıyoruz.
    Maalesef Kur’andan uzaklaştırılan Müslümanlar genişleyen evren modelini ancak Belçikalı kozmoloji uzmanı Georges Lemaitre, aynı dönemde Friedmann’dan bağımsız olarak evrenin genişlediğini bulana kadar bilmiyordu. 19. yy. sonlarına kadar kabul edilen statik evren modeli kadimin ezeli evren modelini dillendirmesinden başka bir şey değildi. Tasavvurlar sattik evren modeline göre inşa edilince sahiplenici olduk Allahın kitabını ikinci plana atan Müslümanlar statik evren modelinin ürettiği teknolojinin büyüsüne kapılıp. Kendini atıl ve ikinci sınıf hatta üçüncü sınıf bir vatandaş olarak gördü Oysa kainatta hiç bir şey mutlak anlamda durağan değildir. Biz dağları sabit zannederiz Oysa onlar bulutlar gibidir….Sabit olmayan Genişleyen evren modeli Kur’an da anlatılan Evren modelidir. Ve tüm sistemde sabit durağan hiçbir şey yoktur. Tıpkı şişen bir balodaki noktaların birbirinden uzaklaşmaları gibi yıldız ve gezegenler birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Süper nova patlamalarının keşfiyle de yıldız ölümlerinin olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Patlayan yıldızlardan dağılan parçacıklardan da yeni doğan yıldızları keşfettik. Yani Kur’an da anlatılan evren bilimini yeni yeni keşfetmeye başlamış bulunmaktayız. İşte Elçimizin zamanın da kabul edilen Durağan evren modelinin temellerini Kur’ an temelden yıktığı için O dönemin Âlimleri tarafından red edilmiş olmalıdır. Farkında mısınız, “Çıkarlar” yüzünden dinle bilim çatıştırılmış ve bağımsızlaştırılmıştır ve hala devam etmektedir. Dinle bilim çatıştırılmaktadır. Oysa Dinle Bilim çatışmaz. Rabbim birçok ayetinde yaratılışı oku diyor İlliyet bağını kur ve secde ederek yaklaş diyor. Yaratılanın yaratması olmaz, bu gezegen boşuna yaratılmadı, içini ve dışını Oku diye sürekli bizi yaratılmışı okumaya yönlendiren ayetlerin var olmasına rağmen Müslümanlar bu iki alanı birleştirememişlerdir. Yunancadan çevrilen evren tezi Kur’ana giydirilmiş gibi gözükmektedir Kalu beladan geldik kalu belaya gidiciyiz söylemi Başlangıcı olmayan ezeli evren tezinin söylemidir. Oysa Evrenimizin bir başlangıcı vardır Ve her aşama farklı kelimelerle kavramlarla kitabımızda anlatılmıştır. Allahın hiçbir kelimesi o cümlede tesadüfen orada değildir. Her bir kelimenin bir anlamı ve bir amacı mutlaka vardır. Kur’an dan herkesin kendi uzmanlık alanına göre anlayacağı ve zihnin de kuracağı anlam kümeleriyle müthiş bir medeniyet kurabiliriz. Allahın iki kitabını birleştirmekle her alanda gelişme sağlayabiliriz. Biz İstişare ümmetiyiz. Her şey paylaştıkça gelişir ve çoğalır. Dünya Ticaretinde söz sahibi olmak istiyorsak bizde Sahabe döneminde ki gibi Allahın kelimeleri ve kavramlarıyla kendimizi inşa etmeliyiz. En azından gayret göstermeliyiz. Rabbim meleklerle ve ruhla seni desteklerim diyor. Allaha sabırla teslim olmak şart.
    Biz neleri tartışmaya açıyoruz oysa Kur’an bizi birleştirmeye davet ediyor. Fırkalaşma diyor. Allahın ipine sıkı sıkı tutunanlar büyük bir aile oluştururlar. Kimin nasıl ibadet ettiği ve inandığı sadece kendisini iligilendirir. Allaha hesap vereceğinin bilinciyle yaşayanlar. Kimseyi yargılamazlar. Yargıyı sadece Allah yapar…

  • Avatar

    ugur Apr 8 2012 - 12:47 Reply

    selam bir dil bir insan ikidil iki insan demektir atasösümüzvar babam rahmetli 7 dil biliyordu rumelideki bütün insanlarla anlaşırdı çoklarımda iki üç dil biliyor ben beynimi kapatmışım öğrenemem diye öğrene miyorum benim karşı geldiğim arapça değil bizim klasik müziğimizi iranlı bizlerden daha iyi anlıyor türk dili yabançı bir çok kelime almış bu kafa yapısıyla arapçanın kralını öğrense bir katkı sağlamaz düşünçelere cehennem korkusuyla yaşıyorsan mecburen yanlışta olsa bazı şeyleri kabulleniyorsun mühtüye sordum cumua 5
    ayetini o tevrat alimlerine dedi onlara inmiş dedi kurannın bir kısmı yavudilere birkısmı münafıklara işimize gelen bizemi indi imam hatiplerle ilgili olaylara bak 10 15 imam hatipliyi etkiler diğerleri ne doktorluğu ne mühendisliği kazanamaz gayeyi görebilmek lazım suriye olayları gerçekleri göre bilmek lazım bu bakış açısını kazanırsak kuranı daha iyi anlarız insanın tanırsak daha iyi anlarız kulanılmayla yardımseverliği ayırt edebilmeliyiz ALLAH rızkı ben veririm diyor doğrudur öte yandan aklını kullanamayanlara pislik yağdırırım diyor iş yok güç yok beş çocuk gaflet uykusundan uyanalım zinanın suçtur diyen yasa kaldırılırken tepkini gösterebildinmi mesele bu dinle arap töresini ayırt edecek kapasiteye gelebilmek 15 yaşında kızla evlenmek arap töresi dinimizle ilgili değil dindiye senelerdir uygulamışız

  • Avatar

    salihcan Jun 23 2013 - 08:10 Reply

    güzel ve isabetli yazi gercekten. hem yaziniz hem yorumunuz.

Leave a reply

Name (required)

Website