Buhari Elden Giderse Din De Elden Gider Mi?

Buhari Elden Giderse Din De Elden Gider Mi?

Kimi kişi ve çevrelerin maksadını son derece aşan bir şekilde Buhari elden giderse dinin elden gideceğini, Buhari ve Müslim çökerse İslam’ın çökeceğini söyledikleri görülmektedir. Belli ki bu kişiler söyledikleri şeyin ne anlama geldiğini bilmeden Allah’ın dinini, muhtemelen kendi içinde iyi niyetle, ortalıkta gezen yüz binlerce hadis arasından derleme yapan hadis derleyicilerine mahkûm ederler. Hem Buhari’yi, hem de kendi kriterlerine göre yapmış olduğu seçimler sonucunda derlemiş olduğu çalışmayı kutsamak, Kur’an’ın yanına (kimi zaman da önüne geçirerek) ve dinin merkezine koyarak onsuz Kur’an’ın anlaşılmayacağını ya da dinin eksik kalacağını iddia etmek, Allah’a iftira etmektir. Bu iddia aynı zamanda Allah’ın indirdiği ve resulünün tebliğ ettiği dini, Buhari’nin insafına bırakmak ve yine şayet Buhari diye biri çıkıp mevcut hadis rivayetlerini derlemeseydi, ortada Allah’ın dini diye bir şeyin kalmamış olacağını söylemektir. Bunun son derece yakışıksız bir iddia, Allah’a ve ayetlerine yönelik çok çirkin bir iftira olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Özellikle Buhari’nin hadis derlemesinin Kur’an ayetlerinin anlaşılması için olmazsa olmaz bir kaynak olduğu savunuluyor. Hatta içerisinde birçok Kur’an ayeti ile doğrudan çelişen hadis rivayetleri bulunmasına rağmen Kur’an’dan sonra en güvenilir ve en sahih kitap olduğu kabul ediliyor. Oysa Buhari’nin hadis derlemesi içinde Kur’an’daki kimi sureler ve birçok ayet ile ilgili herhangi bir açıklama olmadığı görülmektedir. Bu da iddia edildiğinin aksine Buhari’nin de Kur’an’ı anlamada yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Yine bilindiği gibi Buhari tarafından hazırlanan el-Camiu’s-Sahih’in, Buhari (810-870) tarafından düzenlenen müellif nüshası günümüze ulaşmamıştır. Günümüzdeki mevcut Sahih-i Buhari nüshaları, Buhari’den yüzlerce yıl sonraki Ali b. Muhammed el-Yunini (ö.1301) tarafından Buhari’nin meşhur talebelerinden el-Firebri’nin nüshasından hareketle hazırlanan nüshaya dayanmaktadır. Bununla birlikte bazı nüshalar arasında farklar olduğu da bilinmektedir. Yunini’nin, Firebri’den gelen Buhari nüshaları arasındaki farkların giderilmesine çalıştığı da bilinmektedir.

Esasen “Buhari elden giderse din elden gider” diyenler, kendi içinde haklı bir gerçeği itiraf ederler. Buhari elden giderse elden gidecek olan, din adına uydurulanlardır. Allah’ın dini, Buhari’ye de bir başkasına da mahkûm değildir. Vahyedildiği gibi dimdik ayaktadır. Buhari, kendi ifadesiyle altı yüz bin hadis arasından seçtiği, tekrarlar çıktığında dört bin civarı hadisin şüphesiz bir şekilde peygamberimize ait olduğuna dair Allah’tan bir onay mı almıştır? Buhari’nin böyle bir iddiası var mıdır? Maalesef bazı kişi ve çevreler, Buhari’nin derlemiş olduğu kitaba iman etmeyi, Kur’an’a iman etmekle bir tutuyorlar.

Yine kimi insanlar aşırıya giderek Buhari’nin ve ortaya koymuş olduğu hadis kitabının güvenilir olduğunu ve hiç tereddütsüz bunlara da iman edilmesi gerektiğini söylüyor ve bu durumu çok büyük bir iman göstergesi olarak sunuyorlar. Oysa şayet bir Müslüman bu kadar kesin ve net bir iman iddiasında bulunacaksa ona yakışan, böyle bir cümle kurarken o cümledeki Buhari’nin yerinde Allah’ın, Buhari’nin derlemiş olduğu hadis kitabının yerinde de Kur’an’ın olmasıdır.

Buhari’nin el-Camiu’s-Sahih’inin İslam dünyası içindeki yeri ve görmüş olduğu ilgi üzerine anlatılan şeyler ise içindeki bunca uydurma rivayet sebebiyle insanı hayrete düşürmektedir. Muhtemelen Kur’an’ın yanına konulmasının sebebi Buhari’nin eserinin kutsallaştırılmasıdır: “İslâm dünyasında Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en büyük ilgiyi Buhari’nin el-Camiu’s-Sahih’i görmüştür. Hadislerinin titizlikle seçilmesi, mükemmel bir tertibe sahip olması, muhtevasının zenginliği ona bu itibarı kazandırmıştır. el-Camiu’s-Sahih sevap kazanmak maksadıyla olduğu gibi maddî ve manevi sıkıntılardan, hastalık ve belâlardan kurtulmak ve her türlü murada nail olmak arzusuyla da okunmuştur. Kirmânî (ö. 786/1384), kendi devrinde İslâm ülkelerinden birinde sultanın rahatsızlandığını ve şifa bulma ümidiyle Sahih-i Buhari okunmasını arzu ettiğini haber vermektedir. Sahih-i Buhari’nin sıkıntılı günlerde okunduğu takdirde insanları huzura kavuşturduğunu, deniz seyahatine çıkarken birlikte götürülmesi halinde geminin batmadığını söyleyen İbn Ebû Cemre (ö. 699/1300), bütün bu meziyetleri duası makbul bir kişi olan Buhari’nin okuyucularına dua etmesiyle açıklamaktadır. 1281 yılında Tatarlar Suriye’ye girdiği zaman Melik Mansûr Kalavun, onlara karşı koymak üzere yola çıkmadan önce Sahih-i Buhari okunmasını emretmiş, âlimler de hatim günü cumaya gelecek şekilde eseri muhtelif celseler halinde okumuşlardır… O devirlerde Mağrib’de düşmana karşı zafer kazanıldığı zaman yapılan merasimlerde Kur’an-ı Kerîm ile birlikte Sahih-i Buhari hatimleri yapıldığı, hatta yemin merasimlerinde Kur’an-ı Kerîm üzerine olduğu kadar Sahihayn (Buhari ve Müslim’in kitapları) üzerine de yemin edildiği bilinmektedir.”

Allah’ın vahyi, Allah’ın evrende yaratmış olduğu ayetleri ile tam anlamıyla uyum içerisindedir. Allah’ın indirdiği ayetler ile evrende yarattığı ayetler çelişmez. Dolayısıyla Allah’ın Kitabı’ndaki ifadeler, evrendeki ayetler ile de, akıl ve fıtrat ile de çelişmez. Ancak en güvenilir kabul edilen hadis kitaplarında, hem evren ayetleri ile hem de akıl ve fıtrat ile çelişen binlerce uydurma hadisi gördüğünüzde aynı durumun hadis kitapları için geçerli olmadığını anlarsınız. Kur’an bu konuda net bir şekilde uyarır: “Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı elbette içinde birçok çelişki bulacaklardı.” (Nisa Suresi 82). Demek ki Allah katından olmayan hadis kitaplarının içindeki çelişkilere şaşırmamak gerekir.

Bir düşünelim. Neden sürekli olarak ‘seçme hadisler’ kullanılıp kaynak olarak gösteriliyor? Neden örneğin cami girişlerine ya da dini yayınlara, kadınlara yönelik aşağılayıcı ifadelerin yer aldığı hadisler yazılmıyor? Yoksa bu türden hadislerden utanılıyor mu? Oysa bu hadisler de sıklıkla kullanılan diğer hadislerle aynı kaynaklarda geçiyorlar. Neden Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli olan yetki sahibi kişiler çıkıp da “Sahih kabul edilen kaynaklarda birçok uydurma var” diyemiyor? Yoksa sakınılıp korkulması gerekenin Allah olduğu unutularak, halkın tepkisinden mi korkuluyor? Birkaç yıl önce hadis ayıklama projesine girişildi ama gelen tepkiler sebebiyle anında askıya alındı bu proje. Peki, tüm bunların hesabını sorduğunda ne söyleyeceğiz Allah’a? “Allah’ım ben senin indirmiş olduğun halis dine bulaştırılan lekeleri temizlemeye cesaret edemedim. İnsanlardan korktum” mu diyeceğiz? Üstelik Rabbimizin bunca uyarısına rağmen: “…Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar gerçeği örtenlerdir.” (Maide Suresi 44), “O inananlar ki, insanlar kendilerine, “Halk size karşı bir araya gelmiş, korkun onlardan!” dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle söylediler: “Allah bize yeter. Ne güzel koruyucudur O!” (Ali İmran Suresi 173), “…Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inanan insanlar iseniz, kendisinden korkmanıza en lâyık olan Allah’tır.” (Tövbe Suresi 13).

Not: Bu yazı, Dr. Emre Dorman’ın “Allah’a Öğretilen Din” isimli kitabından alınmıştır.


About the Author
Author

Editor 2

Leave a reply

Name (required)

Website