“Büyük şirketlerin yöneticilerine baktığında birçoğunun iyi okullardan mezun olmuş olmasının yanı sıra sporun belli dallarında da başarılı, sportif fiziğe sahip kişiler olduğunu görürsün. Bu yüzden çocuğumun sadece okulunda değil, farklı spor dallarında faaliyet göstermesini istiyorum.” Geçenlerde bir arkadaş toplantısında bir arada olduğum arkadaşım ile çocuklarımızın geleceklerini kendimizce çizmeye çalışırken nasıl bir yol izleyeceğimizi konuştuğumuz sırada sarf edilen cümlelerdi bunlar. O
(daha&helliip;)
İnsan yaşarken öyle bir kaptırıyor ki kendisini hayata, hep daha çok kazanmak istiyor. Daha başarılı olmak, daha zengin olmak, daha mutlu olmak gibi hedeflerin peşinden koşmakla geçiriyor ömrünü. Bu arada bırakın dini, ibadetleri falan ahlaklı ve iyi bir insan olmayı, başkaları için bir şeyler yapmayı aklından bile geçirmiyor çoğu zaman. Kuran’ın bir ayeti ise işte tam bu noktada insanlar için
(daha&helliip;)
Okul, iş, sosyal hayat derken farklı farklı insanlarla, düşüncelerle, inançlarla karşılaşıyoruz her anda insanlar giriyor hayatımıza. Benzer olalım olmayalım dostluklar kuruyoruz kimiyle, kimiyle de bulunduğumuz ortam gereği herhangi bir istek ya da isteksizlik duymadan vakit geçirmeye mecbur oluyoruz. Örneğin iş ortamımızı düşünelim. Seçme hakkımız hiç bulunmadığından zoraki bir aynı atmosferi paylaşma durumumuz oluyor. İş dışında da ne kadar konu varsa
(daha&helliip;)
Eski çağlardan beri ekonomik alanda en temel meleklerden biri olan ticaret hem maddi getirisi hem de sosyal konumu ve işlevi, üretilen malların ihtiyaca göre dağılımının sağlanması ve geniş bir istihdam alanı açması sebebiyle insanlık tarihinde hep önemini korumuştur. Diğer sosyal faaliyet alanlarında olduğu gibi ticarette de insanların ortak faydalarını, toplumsal huzuru ve güven ortamını korumayı, insanların haklarını korumayı hedefleyen hukuki
(daha&helliip;)
Dua, insanın Allah’a yönelip O’ndan bir şeyler isteme hali, durumunu O’na arz etmesidir. Acizliğini anlayan insanın, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah’ı idrak etmesidir dua. Kuran’da pek çok ayette Allah’a gönülden teslim olan kullar olarak dua etmek ve Allah’ın yüceliğini ifade etmek emredilmiş ve Allah’ın duaya verdiği önem şu şekilde ifade edilmiştir: De ki: “Duanız/davetiniz yoksa Rabbim sizi
(daha&helliip;)
İslam’a inanmayan, ateist ya da diğer dinlerden insanların, dinimizi eleştirmek için kullandığı akla gelen ilk unsurları hepimiz tahmin edebiliriz: Çoğu müslüman ülkelerin ve insanların içler acısı hâli, İslam adı altında masumları öldürenler, dini alet ederek cinsiyet ve ırk ayrımcılığı yapanlar, Allah’ın yasası yerine kendi yasalarını uydurup adına “şeriat” diyenler… Bu tabloyu İslam karşıtlarının İslam’a karşı kullanması bekleyeceğimiz bir hareket,
(daha&helliip;)
İslamofobi biz Müslümanları çok yakından ilgilendiren ve doğal olarak üzerinde sıkça durduğumuz bir mefhum. Ortada “barış ve esenlik içinde Allah’a teslim olmak” temeliyle oluşturulan bir din var ve bu dinden, mensuplarının faaliyetleri sebebiyle “korkan, çekinen, nefret eden” kitleyi temsilen bir kavram bulunuyor. Çok eski olmayan bu kavram, 11 Eylül saldırılarıyla, 7 Temmuz Londra metro patlamalarıyla, terör örgütü El Kaide’nin
(daha&helliip;)
Ne zaman bir düşüncenin, inancın yanlışlığı belirtilse, “aman canım niyetleri güzeldir” diyerek geçiştirilir. Apaçık bir yanlış yapıldığında bile, çeşitli sebeplerden niyet savunmasına girişilir. Apaçık bir yanlış olsa bile, “Ameller niyetlere göre değil mi?” diyerek Allah’ın insanı affedeceği hatta bir de üstüne sevap vereceğini umanlar vardır. Sürekli yatan ve çalışmayan bir insan için “onun niyeti çalışmaktır” diyebilir miyiz? Sürekli insanların kalplerini
(daha&helliip;)