Bazı Ayetlerde Sadece Peygamberimize ve Yanındakilere Yönelik Hükümler olması Tarihselciliği mi Gerektirir?

Bazı Ayetlerde Sadece Peygamberimize ve Yanındakilere Yönelik Hükümler olması Tarihselciliği mi Gerektirir?

“Tarihselcilik” adına, tarihselciliğin temel tezlerini desteklemekle ilgisiz ayetler, sanki tarihselciliği destekliyormuş gibi sunuluyor. Mesela Kuran’da bir kişinin uygulamasına yönelik hükümler olmasında bir sorun bulunmamaktadır. Peygamberimize özel gece ibadetinin olması böyledir (İsra 79). Aynı şekilde birkaç kişinin uygulamasına yönelik ifadelerin olmasında da bir sorun bulunmamaktadır. Peygamberimizin eşleriyle ilgili veya Peygamberimizle muhatap olanlarla ilgili ifadeler böyledir. Eğer ki “tarihselcilik” ifadesiyle; sadece, Kuran’ın, tarihin belli bir döneminde indiği, o dönemde kullanılan kelimeleri kullandığı, o dönemde Peygamberimizin karşısına çıkan sorunlarla ilgili ifadeleri de içerdiği, az kişinin uygulayacağı bazı ayetleri de içerdiği kastedilseydi, böylesi bir tarihselci görüşte, hiçbir sorun görmezdim. Peygamberimizin veya eşlerinin vefatıyla belli ayetleri hüküm olarak uygulayacak kimsenin kalmamış olması sorun değildir. Bunların hiçbiri, Kuran’ın bize yönelmiş “Yap” emrini yapmamaya götürmez ki benim temel itirazım bize yönelen “Yap” emirlerinin “Tarihi geçti” denilerek yapılmayabileceğinin hatta yapılmaması gerektiğinin iddia edilmesi, ayrıca Kuran’daki kıssa ve ahiret anlatımlarına masal-mitoloji muamelesi yapılmasıdır.

Kuran’da Peygamberimize veya az kişiye hitap eden ayetler, siyer bilgisi kaynağı ve/veya ibretli dersler çıkarmak için hareket noktalarıdırlar. Nitekim geçmiş kavimlere hüküm ifade eden ayetler (Yahudilere iç yağlarının haram olması gibi) de Kuran’da anlatılır; Müslümanlar bu hükümleri uygulamayacak olsa da bir ibret, bir ders alınması için bunlar aktarılmıştır ve bunda bir sorun gören yoktur. Örneğin Peygamberimizle Müslümanların nasıl ilişki kuracaklarını belirten ayetlerden; Peygamberimizin, dini tebliğ ettiği kimselerce kaba saba davranışlara uğradığını ve mücadelesinde böylesi sorunlarla da uğraştığını görürüz. Dini anlatmak için münasebetsiz insanlara sabredenlerin bunlardan alacakları bir ibret elbet vardır. Ayrıca bu anlatılanlar aynı zamanda siyer kaynağıdır. Kuran’daki “Çok zorda kalanların leş, domuz eti yiyebileceğini” söyleyen hükmünü de, bu ümmetin çok çok az bir kısmı hayatında hüküm olarak uygulayacaktır. Bunu da herkes kabul etmekte ve sorun olarak görmemektedir. Kısacası Kuran’da az kişinin uygulamasına yönelik hükümlerin olması tarihselciliği haklı çıkaracak bir olgu değildir; tarihselcilik etiketiyle ortaya atılan tezlere bunlar sıçrama tahtası olamaz.

Kuran’da, Peygamberimizden 2000 yıl kadar önce yaşamış Hz. Musa ve toplumundan, ayrıca ondan çok önce yaşamış Hz. Nuh ve toplumundan bahsedildiğini, onların yaşantılarından kesitlerin, mücadelelerinin ve onlara emredilen hükümlerin aktarıldığını hatırlayalım. Tarihin bu kadar önceki dönemleri, “O dönemlerin Peygamberlerinin yaşadıkları tarihseldir” denilmeyip aktarılıyor ve binlerce yıl sonra bunlar ibret vesikaları olarak sunuluyor. Benzer şekilde Peygamberimizin ve yakınındakilerin, hem yaşantılarından kesitler hem mücadeleleri hem de onlara sunulan çözümlerle ilgili aktarımlar, aradan 1400 yıl geçse de; bunlar hem ibret vesikası olarak hem siyer kaynağı olarak değerlidir.

Tek bir kişinin, birkaç kişinin veya çok az kişinin hüküm olarak uygulayacağı ayetlerin Kuran’da olması, eğer Kuran dışında bu ümmetin rehberi olan başka bir vahiy yoksa (vahyi gayri metluv yoksa) tam da olması beklenecek durumdur. Bu arada, Kuran dışında bu ümmete gönderilmiş başka vahiy olmadığını tarihselcilerin çoğu da söylüyor. (Bunu söylemeleri güzel de, her konuda olduğu gibi bu konuda da söyledikleriyle uyumlu yaklaşımlar sergilemiyorlar.) Ayrıca Kuran’dan hüküm olarak uygulanacak bir şey söylemeden ders veren kıssalar vardır. Benzer şekilde, az kişinin hüküm olarak uyguladığı ayetlerden, bu ayetleri hüküm olarak uygulamayanların alacağı dersler vardır. Örneğin Peygamberimize mahsus fazladan gece ibadeti olduğunu belirten ayeti (İsra 79), Peygamberimizin vefatıyla hüküm olarak uygulayan hiç kimse kalmasa da; bu ayetten bu ümmet, Peygamberinin ümmetten daha fazla ibadetle sorumlu tutulduğunu anlar. Kuran’ın, bazılarının iddia ettiği gibi Peygamberi kayırmak bir yana, onu daha çok ibadetle yükümlü tuttuğunu görür. Bu durumdan bir Peygamber algısı oluşur, bir ibret alınır.

Bu anlatılanları anlayan şuna benzer taleplerin saçmalığını anlar: “Hz. Peygamberin evlilik hukukunu, peygamberin kendisi uygular.” Peygamberin şahsına yönelik bir emrin nesini uygulayacaksın? Peygamberin evlilik hukukunu kendisi uygular. Biz bu ayetlerden siyer bilgisi alırız, Peygamberimizin insanların geneli gibi evlendiğini ve birçok insanın hayatında olduğu gibi evliliklerinde sorunlar yaşayabildiğini görürüz; bunlardan ayrıca alınacak ibretler vardır. Eğer tarihselcilik, bu tip ayetlerin de olduğunu tespit etmek olsaydı; hepimiz “tarihselciyiz” derdik. Fakat iş bu tip ayetleri tespitle kalmıyor; bu tip ayetler gündeme getirilip, sonra alakasız şekilde, bize yönelik yapabileceğimiz emirlerin tarihinin geçtiği söyleniyor ve bir de üstelik Kuran’ın yarıdan fazlası yine alakasız bir şekilde mitoloji olarak sunulmaya çalışılıyor.

Not: Bu yazı, Prof. Dr. Caner Taslaman’ın “Tarihselcilik: Çelişkiler Bataklığında” isimli kitabından alınmıştır.


About the Author
Author

Diniyazilar Editor

Leave a reply

Name (required)

Website