Türkçe’de temel dil bilgisi kuralıdır ekleri ikiye ayırırız: yapım ekleri ve çekim ekleri olarak. Mesela, “-cık, -lik, -siz, -ki, -daş” en çok kullanılan yapım eklerindendir. Ayrıca pek bilindik bir yapım eki daha vardır: ‘-cı, -ci’. Bu ek dahil edildiği kelimeye “bir işi yapan”, “bir şeyle uğraşan”, “bir metayı satan” yani “bir şeyin pazarlamasını yapan kişi” manâlarını katar. Bir kaç örnek
(daha&helliip;)
Bir yazıma verilen cevapta, genelde yapılan bir yanlışa, güzel bir örnek ile karşılaştım ve bu konuyu, tekrar gündeme getirmenin, yararlı olacağını düşünüyorum. Bizler Kur’an`ı rehber aldığımızı söyleriz. Ama ne yazık ki söylediğimiz ile İslam`ı yaşadığımız, her nedense birbirini tutmaz. Bunun nedeni üzülerek söylemek zorundayım, Kur’an sözde rehber, beşerin kitapları özde- pratikte rehber olduğu içindir. Peygamberimiz mahşer günü boşuna, benim ümmetim
(daha&helliip;)
Kuran öyle bir derya ki, ne kadar çok okumuş olursanız olun, her seferinde zihninizde ve kalbinizde yeni gerçeklerin parıldamasına vesile olabiliyor. Daha doğrusu zaten O’nda hep var olan yol göstericilik, belki onuncuda değil fakat on birincide mutlaka bir şekilde yolunuzu aydınlatıyor. Bildiğiniz gibi haremlik-selamlık meselesi çok tartışılan konulardan biri. Kuran’a göre değil de gelenek dinine göre yaşayan Müslümanlarda erkeği ve
(daha&helliip;)
Toplumda, kendilerince birtakım hükümler, helaller, haramlar koyan ve böylece Allah’a şirk koşarak yaşayan müşrik bir kesim vardır. Bu insanlar, dini kendi istek, arzu ve çıkarlarına göre değiştirir, kendilerine göre yorumlar ve özünden saptırırlar. Kur’an hükümlerinde eklemeler, çıkarmalar ve değişiklikler yaparlar. Böylece Allah’a ve Peygamberimiz’e iftira atarlar. Yaşadıkları, gerçek dinle ilgisi olmayan yeni batıl bir dindir. Kur’an’da, kendi sınırlarıyla kurdukları
(daha&helliip;)
“Her kim ki, ben söylemediğim halde, bu sözü peygamber söyledi derse, kendini cehennemdeki yerine hazırlasın”. Hadisi şerif. Yukarıda yazdığım bildiğiniz üzere bir hadis, yani bir rivayettir. O yüzden böyle birşeyi peygamber demiştir ya da dememiştir demek bizim haddimiz değildir. Çünkü söyleyip söylemediğini bilmiyoruz. Ama şunu söyleyebiliriz ki; sonuçta birinin söylemediği bir şeyi söylemiş gibi (ya da tam tersi) aktarmak
(daha&helliip;)
Allah’ı inkar etmek veya O’na ortak koşmak da, tıpkı başkasına eziyet etmek gibi içimizdeki kötülükle yüzleşmenin bir türevidir. Yine insanın vahye ve doğumu sırasında verdiği söze sırtını dönmesi ve kendine zulmetmesi söz konusu. Hatta bize yaratılışımızda verilen en temel vahiy/ilahi bilgi Allah’ın varlığı ve tekliği bilgisi olduğundan, inkarcılar ve şirk koşanlar; daha en temel noktada doğrudan ayrılmaya başlamış demektir. Araf
(daha&helliip;)
Kur’an Mucize Beyandır, Mucize beyan bizi bize anlatır. Kendilerine kitap verilenler ortak paydada buluşurlar. Hiçbir Nebi- Resul Allahın varlığını delillendirmeye gerek duymamıştır. Elçilerin daveti ve davete icabet edenlerin sözleri de ortaktır. Deki o Allah tektir. (ihlas-1) Hamt, âlemlerin Rabbi Allah’adır. (Fatiha-2) Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi. (Yunus-57)
(daha&helliip;)
Her gün yataktan kalktıktan sonra yaptığımız işler aşağı yukarı birbirnin aynı. Ya okula gidiyoruz ya işe gidiyoruz, akşam olunca ya bir yerlerde yemek yiyor eve gidiyor ya da doğrudan eve gidiyoruz. Kısaca, aslında kabaca baktığımızda otomatiğe bağlanmış hayatlar yaşıyoruz. Peki bu hayatların ne kadarını Allah için, Allah’ı anarak geçiriyoruz. Şöyle bir kenera çeklip baktığımızda aslında hayatımızın büyük bir bölümünü
(daha&helliip;)